04.10.2026 14:32 / Güncelleme: 14:36

Beyaz perdenin kirli yüzü

Bugün yapılması gereken, başka türlü bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebilen hikayelerin önünü açmak. Çünkü sinemanın politik gücü, seyirciye ne düşüneceğini söylemesinde değil, ona başka türlü düşünmenin mümkün olduğunu gösterebilmesinde yatıyor.

Beyaz perdenin kirli yüzü

Fotoğraf: Thomas Wolf/CC BY-SA 3.0 /Wikimedia Commons

Ali Reyhan
[email protected]


Bir filmin politik olması için politikacılardan, seçimlerden ya da doğrudan devlet iktidarından söz etmesi gerekmez. Bazen en politik film, siyaset hakkında tek kelime etmeyen filmdir. Çünkü sinema yalnızca bize ne düşüneceğimizi söylemez, dünyayı nasıl görmemiz gerektiğine dair bir çerçeve kurar.

1980’lerden itibaren bu çerçevenin önemli ölçüde değiştiğini söylemek mümkün. Soğuk Savaş'ın son döneminden neoliberalizmin küresel egemenliğine, sosyal devletin tasfiyesinden çalışma hayatının güvencesizleşmesine kadar uzanan büyük dönüşüm, yalnızca ekonomi ve siyaseti değil, kültürel üretimi de değiştirdi. Sinema da bu dönüşümün hem tanığı hem taşıyıcısı oldu. Perdede değişen yalnızca hikayeler değildi. Kahramanlar, kötüler, başarı ölçütleri ve ‘normal’ hayat da değişiyordu.

1980’ler, sermayenin toplumsal hayata müdahalesinin yoğunlaştığı bir dönemdi. Özelleştirme, piyasalaşma, sendikaların güç kaybetmesi, kamusal alanın daraltılması ve bireysel rekabetin öne çıkarılması yeni bir toplumsal tahayyül yarattı.

Bu dönüşüm sinemada da karşılığını buldu. Önceki dönemlerin kolektif mücadele, dayanışma ve sınıfsal çatışma eksenli anlatılarının yerini giderek bireysel başarı hikayeleri almaya başladı. Kahraman artık çoğu zaman toplumsal bir dönüşümün parçası değil, kendi kaderini tek başına değiştiren bireydi.

Kötü adam değişti

Soğuk Savaş boyunca Hollywood sinemasında Sovyetler Birliği ve komünizm sıklıkla doğrudan düşman olarak temsil edildi. 1980’lerde bu anlatılar farklı biçimlerde devam ederken, Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte sinemanın düşman tasviri de değişti. Yeni dönemin düşmanları çoğu zaman ‘terörist’, ‘suç örgütü’, ‘haydut’, ‘haydut devlet’, ‘kontrol edilemeyen kalabalık’ ya da bireysel kötülüğün temsilcisi olarak karşımıza çıktı.

Özellikle 11 Eylül sonrasında güvenlik siyaseti, Hollywood’un önemli temalarından biri haline geldi. Terörle mücadele, istihbarat, olağanüstü yetkiler ve devletin güvenlik aygıtları pek çok filmde merkezi bir anlatı unsuru olarak kullanıldı.

Neoliberal kültürün sinemadaki en güçlü izlerinden biri de tüketimle özgürlüğün birbirine bağlanmasıdır. Alışveriş merkezleri, lüks otomobiller, markalar, büyük evler, kariyer, kişisel bakım ve statü, sinema karakterlerinin hayatlarının doğal parçaları haline gelir. Reklamla film arasındaki sınırın giderek incelmesi de bu dönüşümü güçlendirir. Burada kapitalizmin propagandası her zaman ‘kapitalizm iyidir’ şeklinde yapılmaz. Çoğu zaman daha incelikli bir yöntem kullanılır: Kapitalizm görünmez hale getirilir.

Karakterin elindeki telefonun, kıyafetinin nasıl üretildiği, yaşadığı kentin sınıfsal yapısı ya da çalıştığı şirketin hangi koşullarda kâr ettiği anlatının dışında kalır. Tüketim nesnesi ise doğal ve sorgulanamaz bir hayat biçimi olarak sunulur. Böylece piyasa, ideolojik bir tercih olmaktan çıkar ve hayatın kendisi gibi görünmeye başlar.

‘Başka bir dünya mümkün değil’

1980 sonrası kültürel dönüşümün belki de en önemli sonucu, alternatif düşüncenin sinemada giderek zayıflamasıydı. Bu, sol fikirlerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Aksine, sinema zaman zaman kapitalizmi, savaşları, ırkçılığı, yoksulluğu ve devlet şiddetini güçlü biçimde eleştirdi. Fakat çoğu zaman sistem eleştirilebilir ancak sistemin yerine ne konulacağı belirsiz kalır. Yolsuz bir yönetici cezalandırılır ama düzen devam eder. Kötü bir patron yenilir ama çalışma ilişkileri değişmez. Bir şirketin suçları açığa çıkarılır ama piyasa sorgulanmaz. Kahraman yozlaşmış kuruma karşı çıkar fakat çözüm yine ‘iyi insanların’ iktidara gelmesinde bulunur.

Bu anlatıların ortak noktası, toplumsal sorunları sistemsel olmaktan çıkarıp kişiselleştirmeleridir. Kötü insan giderse sorun çözülecektir. Oysa sınıfsal eşitsizlik, sömürü ve iktidar ilişkileri yalnızca kötü insanların varlığıyla açıklanamaz. Peki sinema bize neyi unutturuyor?

Propagandanın en güçlü biçimlerinden biri, belirli bir toplumsal düzeni kaçınılmaz göstermektir. Sinemanın politik gücü tam da burada ortaya çıkar.

Bir işçinin hikayesini anlatırken işçiyi yalnızlaştırmak, bir göçmenin hikayesini anlatırken göçün ekonomik ve siyasal nedenlerini görünmez kılmak, yoksulluğu bireysel dram olarak sunmak ya da başarıyı yalnızca kişisel yetenekle açıklamak, belli bir dünya görüşünü yeniden üretir. Üstelik seyirci bunu propaganda olarak algılamayabilir. Çünkü propaganda ‘buna inan’yerine ‘dünya zaten böyle’ der.

Perdeyi yeniden politikleştirmek

Bugün sinemanın politik gücü, yalnızca hangi filmlerin yasaklandığı ya da hangi filmlerin desteklendiği üzerinden tartışılamaz. Asıl mesele, hangi hikayelerin anlatılabildiği, hangilerinin dağıtım bulduğu ve hangi hayatların görünür hale geldiğidir.

Sinemanın politik niteliğini yeniden düşünmek, kamerayı propaganda aracına dönüştürmek anlamına gelmez. Tam tersine, sinemanın tek bir politik bakışın taşıyıcısı olmaktan çıkarılması anlamına gelir.

Toplumun farklı kesimlerinden ezilenlerin kendi hikayelerini anlatabilmesi, filmlerin yalnızca gişe ve izlenme sayılarıyla değerlendirilmemesi bu nedenle önemlidir.

Çünkü perde hiçbir zaman tarafsız değildir. Kamera nereye bakıyorsa, başka bir yer görünmez kalır. 1980’lerden bu yana sinema bize büyük ölçüde bireysel başarıyı, rekabeti, tüketimi ve mevcut düzenin kaçınılmazlığını anlatan bir dünya sundu. Bugün yapılması gereken ise yalnızca bu filmlerin propagandasını teşhir etmek değil, başka türlü bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebilen hikayelerin önünü açmak. Çünkü sinemanın politik gücü, seyirciye ne düşüneceğini söylemesinde değil, ona başka türlü düşünmenin mümkün olduğunu gösterebilmesinde yatıyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
04.10.2026 07:15

Meteoroloji’den 28 il için uyarı: Sağanak yağış ve fırtına geliyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 4 Ekim hava durumu raporunu yayımladı. Yurt genelinde sıcaklıklar mevsim normallerinin altına düşerken, 28 ilde gök gürültülü sağanak yağış, Marmara ve Kuzey Ege’de ise saatte 60 km'ye ulaşan fırtına bekleniyor.

Meteoroloji’den 28 il için uyarı: Sağanak yağış ve fırtına geliyor

Fotoğraf: Misael Silvera/Unsplash

04.10.2026 08:05 / Güncelleme: 08:14

Aydın'da zincirleme kaza: Alkollü sürücü 3 araca çarptı, 12 kişi yaralandı

Aydın'ın Nazilli ilçesinde ilk kazaya müdahale eden ekiplerin bulunduğu bölgeye kontrolsüzce giren alkollü sürücü, zincirleme kazaya yol açtı. 4 aracın karıştığı kazada 1'i ağır 12 kişi yaralandı.

Aydın'da zincirleme kaza: Alkollü sürücü 3 araca çarptı, 12 kişi yaralandı

Fotoğraf: DHA

04.10.2026 13:18

Filistinli yüzbaşı, İsrail güçlerinin kontrol noktasında öldürüldü

Filistin resmi haber ajansı WAFA, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkerim yakınlarında Filistinli Yüzbaşı Rafet Hayri Ebu Halil’in İsrail güçlerince gözaltına alındıktan sonra dövülerek öldürüldüğünü bildirdi.

Filistinli yüzbaşı, İsrail güçlerinin kontrol noktasında öldürüldü
04.10.2026 14:01 / Güncelleme: 14:27

Mevsimlik tarım işçisi çocuk sayısı Bakan’a göre 26 bin, gerçekte 221 bin

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 2025-2026 eğitim öğretim yılı sonu itibarıyla 26 bin 920 öğrencinin mevsimlik tarım işçisi aile çocuğu olduğunu söyledi. Ancak en son 2019'da yayımlanan TÜİK'in kapsamlı verilerine göre en az 221 bin 760 çocuk tarımda çalışmaktadır

Mevsimlik tarım işçisi çocuk sayısı Bakan’a göre 26 bin, gerçekte 221 bin

Fotoğraf: Evrensel

04.10.2026 11:25 / Güncelleme: 11:28

Otogaleri önündeki 6 aracı benzin döküp ateşe verdi

Antalya'nın Serik ilçesinde bir oto galerinin önündeki 6 otomobil benzin dökülerek ateşe verildi. Araçları kundakladığı belirtilen S.K, olayın ardından polise teslim oldu.

Otogaleri önündeki 6 aracı benzin döküp ateşe verdi

Fotoğraf: DHA

04.10.2026 10:06 / Güncelleme: 10:12

Almanya Başbakanı Merz Kiev'de: Ukrayna'ya yeni destek paketi gündemde

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ukrayna’ya destek mesajı vermek üzere Kiev’e gitti. Merz'in ziyareti kapsamında yeni askeri ve mali destek paketlerinin yanı sıra savunma sanayisi ile enerji alanında iş birliğinin ele alınması bekleniyor.

Almanya Başbakanı Merz Kiev'de: Ukrayna'ya yeni destek paketi gündemde

Almanya Başbakanı Friedrich Merz

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!