04.10.2026 19:14 / Güncelleme: 19:48

EMEP Hatay kongresinde birleşik mücadele çağrısı: 'Kendi gücümüze güveneceğiz'

Savaş, baskı, sömürü ve deprem sonrası yıkımın tartışıldığı Emek Partisi Hatay İl Kongresinde, insanca ve güvende yaşamın halkların ve emekçilerin ortak mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

EMEP Hatay kongresinde birleşik mücadele çağrısı: “Kendi gücümüze güveneceğiz”

Fotoğraf: Evrensel

Hatay — Emek Partisi Hatay İl Örgütünün 11. Olağan Kongresi başladı. KESK Koordinasyon Merkezinde gerçekleştirilen kongreye EMEP Genel Başkan Yardımcıları Levent Tüzel ve Sedat Başkavak, MYK üyesi Halil İmrek, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, TİP Hatay İl Başkanı Hasan Yılmaz, DİSK Genel-İş Hatay Şube Başkanı Mehmet Emin Doğruel, Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş, Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mevlüt Oruç, Mutlu Zeytin Direnişi’nden Çiğdem Mutlu , Hatay Tabip Odası önceki dönem Başkanı Sadık Nazik, akademisyen Dr. Neval Oğan Balkız, Dr. Nihat Eraslan ve Hatay Depremzede Derneği adına Ekrem Deveci ile SMF ve Beytülma sosyal medya grubu temsilcileri katıldı.

Emek Partisi Hatay İl Başkanı Tugay Demir, Hatay’ın Orta Doğu’daki gelişmelerden doğrudan etkilendiğini belirterek Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ve İsrail’in bölgedeki saldırganlığına dikkat çekti. Depremin fiziksel ve psikolojik etkilerinin sürdüğünü ifade eden Demir, “Her zamankinden daha fazla beraber mücadeleye ihtiyacımız var” dedi. 31 Mart yerel seçimlerinde devrimci ve demokrat güçlerin başarısız bir süreç yaşadığını söyleyen Demir, “Bu süreci tersine çevirmek hepimizin görevi” dedi.

Tüzel: Savaşların bedelini halklar ödüyor

Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, emperyalist kapitalist sistem bütün acımasızlığıyla, bütün saldırganlığıyla dünyada, bölgede ve ülkede sürdüğünü belirterek Ukrayna savaşının Amerika ve batılı güçlerle Rusya ve geri planda Çin bloğuyla bir hesaplaşmanın, NATO'yu büyütmenin, NATO'yu yeniden silahlandırmanın bir alanı olduğuna dikkat çekti.

Bölgede narenciye üreticileri ile görüşen Tüzel, Karadeniz’in savaş nedeniyle narenciye üreticileri açısından da önemli bir sorun alanına dönüştüğünü belirterek, “Karadeniz'in artık güvenli bir bölge olmaktan çıktığını ifade ediyor üreticiler. Çok doğru çünkü orada gemiler, yani Türkiye'nin de işlettiği gemiler ciddi saldırılarla karşı karşıya kaldı” dedi. Tüzel, NATO zirvesinde alınan kararlara da dikkat çekerek, “Karadeniz bölgesini bir kontrol havzası olarak Türkiye'nin sorumluluğuna vermek” kararının çıktığını hatırlattı.

Savaşların halklara getirdiği sonuçların İran ve Gazze’de görüldüğünü belirten Tüzel, “Savaşların halklara getirdiği şey insan kaybı, büyük yıkımlar ve katliamlar, göç, göç zorunda kalan insanlar ve bunun getirdiği yığınla sorun” dedi.

Fotoğraf: Evrensel

Fotoğraf: Evrensel

Bu saldırganlığın Suriye’de Alevilere yöneldiğini anlatan Tüzel, Suriye’deki yeni yönetimin demokratik bir gelecek yaratıp yaratmayacağı konusunda başta Kürtler olmak üzere Suriye halklarının kaygılar yaşadığını söyledi. Tüzel, “Demokratik bir Suriye mi olacak sorusunu da başından itibaren haklı olarak bizler ve Suriye halkları soruyordu başta Kürtler olmak üzere ama ona dair hiçbir belirti olmadığı gibi, aksine biraz önce il başkanımızın da ifade ettiği gibi yaptıkları ilk iş işte o Lazkiye, sahil bölgelerinde, Alevilerin yoğun bölgelerde katliamlar tertiplemek olduğu ve bütün ülkemizde ve Avrupa'da Alevi örgütleri haklı olarak ayağa kalktılar” ifadelerini kullandı.

“Fon skandalı kapitalist düzenin çarpıcı bir şekilde ortaya çıkması”

Fon ve borsa operasyonlarına da değinen Tüzel, yaşananların sermaye çevreleri ile iktidar arasındaki ilişkileri ortaya koyduğunu ifade etti.

Beş yüz bin fon mağdurunun büyük çoğunluğunun asgari ücretli yaşayan, kıt kanaat yaşayan, işçi, emekçi, belki emekli olduğunu ifade eden Tüzel, “Elindeki parayı bu karşısında erimesini önlemeye dönük, o günkü ihtiyaçlarını günübirlik gidermeye dönük bir çaba içerisinde işte o fon, o büyük propagandanın eşliğinde bizzat AKP'nin başında olduğu o teşviklerle oralara kaptıran insanlar da aslında bireysel bir çıkış, bireysel bir kurtuluş peşinde” ifadelerini kullandı.

Çözüm örgütlü mücadele

Tüzel, bu tablo karşısında emekçilerin kendi güçlerine dayalı örgütlü mücadele yürütmesi gerektiğinin altını çizerek, “Oysa ki yapılması gereken insanca yaşam, insanca çalışma, insanca bir ücreti kazanmaya dönük vergi adaletsizliğini, gelir adaletsizliğini, bu soygun düzenini sonlandırmaya dönük bir mücadeleye atılması, kendi çalıştığı iş yerinden başlayarak, kendi başkaca iş kollarındaki emekçi kardeşleriyle birlikte, kamu emekçisi ise diğer meslektaşlarıyla birlikte bir sendikal içerisinde, bir demokratik toplum yaratma mücadelesi ve sesini yükseltmek” dedi.

“Bu soyguncu sistemden ve sermaye gruplarından hakkımızı almanın yolu budur” diyen Tüzel, fonlarda yaşanan kayıpların halkın kaynaklarının aktarılması anlamına geldiğini söyledi.

Fotoğraf: Evrensel

Fotoğraf: Evrensel

“Planlı ekonomi, planlı tarım”

Narenciye üreticileriyle yaptıkları görüşmeye de değinen Tüzel, “Tarımın bu hale getirilmesinde, sanayileşmenin bu denli sömürü çarpımı gelişmesinde işte on beş, on altı yaşındaki çocukların emeğine dahi göz dikerek MESEM Projeleri adı altında çocuk emeğinin acımasızca sömürülmesi, bugün yetmişe varan çocuk işçinin ölümünün bugün önümüze çıkmış olması karşısında aslında görüyoruz ki bu vahşi işçi çalışma hayatı ve ekonomisi birilerinin bizlerin cebinden alıp birilerine aktarmak üzerine kurulmuş durumda” dedi.

Tüzel, buna karşı “planlı bir ekonomi, planlı bir kalkınma, planlı bir tarım, üretim” gerektiğini belirterek, eğitim, sağlık ve konut hakkının herkes için eşit ve ücretsiz olması gerektiğini söyledi.

Kürt sorununda demokratik çözüm yerine siyasi hesap yapılıyor

Tüzel’in konuşmasında önemli başlıklardan biri Kürt sorunu oldu. İktidarın son iki yıldır yürüttüğü politikaların gerçek anlamda bir demokratikleşme hamlesine dönüşmediğini belirten Tüzel, “Ülkemizde yeniden devreye sokulan bu terör söylemi çerçevesinde yürütülen hükümetin iki yıldır sürdürdüğü, iktidarın sürdürdüğü çalışmanın gerçek anlamıyla bir demokratikleşme hamlesi ve Kürt sorununda çözüm üretmesi yönünde sesimizi yükselttik” dedi.

Cumhurbaşkanlığı sistemi ve iktidarın politikalarına ilişkin eleştirilerini sürdüren Tüzel, “Görüyoruz ki Cumhurbaşkanlığı sistemi adı altındaki bu tek adam yönetimi, bu saray oligarşisinin ülkede böyle demokratik bir gelecek inşa etmek, Orta Doğu'da halkların barışına saygı göstermek gibi bir niyeti yok” ifadelerini kullandı.

İktidarın Kürt sorunundaki gelişmeleri siyasi başarıya dönüştürmeye çalıştığını söyleyen Tüzel, “Bu parsadan pay, bu saray yönetiminin, bu rejimin devamını sağlamak, o çerçevede ülkede işte biz terörü dindirdik, susturduk, örgütü feshettik ve bu şekilde bunu bir siyasi başarı olarak sunup bunu seçime, oya çevirmek, bir seçim başarısına dönüştürmek üzere çalışma yapıyor” dedi.

Alevilere yönelik saldırılarla Kürt sorununun ve bölgedeki halkların ortak geleceğinin birbirinden ayrı ele alınamayacağını belirten Tüzel, “Burada, bütün bölgedeki bu güçlere karşı halkların eşit özgür dayanışması, mücadelesi, ulusal kimlik ve özgürlüklerine sahip çıkarak başta ana dilinde eğitim, toplumsal yaşam olmak üzere buna sahip çıkarak bu süreci ilerletmek, iktidar güçlerine, onun karşısındaki muhataplara bırakmamak üzere ülkenin sorunudur, hepimizin sorunudur” dedi.

Tüzel, “Türkiye halklarının, bölge halklarının meselesidir” diyerek sözlerini sürdürürken, “Aksi takdirde tabii ki buradan ne barış gerçek anlamıyla ne demokrasi ne de sağlıklı bir birarada yaşam mümkün olmayacak. Eğer güvenilecek bir şey varsa o da kendi gücümüz, mücadelemiz, kendi birleşik hareketimiz” ifadelerini kullandı.

Tüzel, “İktidarın baskısı sıkışmışlığının göstergesi”

Tüzel, iktidarın yasalar ve hukuki düzenlemelerin yanı sıra tutuklamalar, operasyonlar ve kolluk gücüyle toplumsal muhalefeti kuşatmaya çalıştığını söyledi. Evrensel’in internet sitesine yönelik kapatma kararını da bu baskı politikalarının parçası olarak değerlendiren Tüzel, NATO protestoları nedeniyle tutuklanan gençleri, gazetecileri, hukukçuları, akademisyenleri, sanatçıları ve çevre mücadelesi yürütenleri örnek gösterdi.

Tüzel, “Temmuz ayından bu yana yoğun bir baskıyla, yoğun bir korku ortamıyla halkı sindirmek, halkın mücadele arayışının önüne set vurmak isteniyor” dedi. Uygulanan baskının iktidarın “sıkışmışlığının ve açmazının” göstergesi olduğunu söyledi.

"Taş ocaklarının koruyucusu gibi jandarma"

Hatay’da çevre mücadelelerine yönelik baskıya da değinen Tüzel, Samandağ’da taş ocağı yapılmak istenen bölgede halkın karşısına jandarmanın çıktığını söyledi. Artvin, Giresun ve Serhattepe’deki mücadeleleri de hatırlatan Tüzel, “Dere tepe demeden, orman, zeytinlik demeden her tarafı talan etmek üzere yola koyulmuş durumdalar” dedi.

Mahir Buğra Karagön, “Devlet denetlemiyor”

Mahir Buğra Karagön’ün ölümüne değinen Tüzel, “On altı yaşındaki Mahir Buğra kardeşimiz elektrik çarpıyor, MESEM öğrencisi göz göre göre, ihmal denemeyecek ağır bir sorumlulukla hayatını kaybediyor” dedi.

Buğra’nın pastacı olmak ve babasının mesleğini yapmak istediğini belirten Tüzel, “Devlet denetlemiyor, öğretmeni denetlemiyor, patronun zaten derdi değil” dedi. Tüzel, 7 Ekim’de İskenderun’daki duruşmaya sahip çıkma çağrısı yaparak, “Hep birlikte bunu başaracağız” dedi.

"Sandık tek başına kurtuluş yolu değil"

Yerel ve genel seçimlerde muhalefetin ortak hareket etme konusunda yaşadığı sorunlara dikkat çeken Tüzel, yalnızca sandığa bel bağlayan anlayışı eleştirerek “Halk örgütlü olmadıkça, halk iradesine sahip çıkmadıkça, halk seçilmişi kendi içinden belirlemedikçe ve onu denetlemedikçe” iktidarların devlet gücünü kullanarak halk iradesini etkisizleştireceğini söyledi.

Tüzel, seçimlerin demokratik koşullarda yapılabilmesi için ana muhalefet, sosyalist güçler, kadın hareketi, gençlik ve öğrenci hareketi, çevre mücadeleleri, Alevi örgütleri ve demokrasi, barış ve ekmek mücadelesi veren bütün kesimlerin ortak bir mücadele hattında birleşmesi gerektiğini ifade etti.

Birleşik mücadele çağrıları

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Türkiye’de emek güçlerine ortak sorunlar etrafında birleşik mücadele çağrısı yaptı. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, inanç kurumları ve siyasi partilerin uzun süredir birleşik mücadele ihtiyacını dile getirdiğini söyleyen Irmak, bu konuda yaşanan eksikliklerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Emek Partisi Hatay İl Kongresinin bu yönde adımlar atılmasına vesile olmasını dileyen Irmak, kongrenin emekçilerin ve işçi sınıfının mücadelesine ilişkin önemli kararların alınacağı bir süreç olacağını söyledi.

TİP Hatay İl Başkanı Hasan Yılmaz, “Saray rejimi bugün bütün saldırganlığıyla emekçi halkın üstüne gelmekte” dedi. Bu saldırganlığa ve çürümüşlüğe karşı daha fazla birleşmek gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Daha fazla emeğin, emekçinin sesini yukarıya doğru taşımalıyız. Tabi bu noktada bunu bir partinin, sadece bir sendikanın, bir hareketin yapması mümkün değil. Bunu birleşik devrim mücadelesiyle hayata geçirebiliriz” diye konuştu.

Yıkıntıların arasından geleceği birleşik mücadeleyle kuracağız

Divan seçiminin ardından konuşan Divan Başkanı ve Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, üç yıl önceki kongrenin deprem yıkıntıları arasında yapıldığını belirterek bugün Hatay’da yıkıntıların arasından bir gelecek kurmaya çalıştıklarını söyledi. Emek Partisi kongrelerinin yalnızca bir seçim ya da teknik zorunluluğu yerine getirme süreci olmadığını belirten Başkavak, farklı mücadele güçleriyle yan yana gelerek birleşik ve güçlü bir mücadelenin nasıl örülebileceğini tartıştıklarını söyledi. Başkavak, kongre sloganının da bu çağrıyı taşıdığını belirterek, “Ekmek, barış ve özgürlük için birleşik bir mücadeleyi birlikte yürütmeyi konuşalım ve tartışalım diyoruz” diye konuştu.

“Ya hep beraber ya hiçbirimiz” bir sloganın ötesine taşınmalı

DİSK Genel-İş Hatay Şube Başkanı Mehmet Emin Doğruel, Soma’da yaşamını yitiren madencileri de anarak asgari ücretin artık ortalama ücret haline getirildiğini, buna rağmen işsizliğin sürdüğünü söyledi. Doğruel, yerel yönetimlerde çalışan işçilerin toplu sözleşmelerle elde ettiği hakların vergi ve kesintilerle kısa sürede eridiğini ifade etti. Taşeron işçilere kadro ve adil vergi talebini yineleyen Doğruel, mücadelenin ortaklaştırılması gerektiğini vurgulayarak “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözünün bir sloganın ötesine taşınarak ortak mücadele yollarının örülmesi gerektiğini söyledi.

AKP döneminde oluşan kültürel hegemonyanın toplumsal yaşam ve mücadele biçimlerini etkilediğini söyleyen Dr. Neval Oğan Balkız, “Üretilen rızayı nasıl aşacağımızı düşünmeli, buna uygun eylem biçimleri geliştirmeliyiz” dedi. Solun bir araya gelmesi tartışmasında ilkelerin belirlenmesi gerektiğini belirten Balkız, “Eski yöntemlerle yeni otoriter faşizmin karşısında durulmaz” diyerek yeni mücadele yolları geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Çevre aktivisti Çiğdem Aslan, deprem sonrası Hatay’da konutlar teslim edilmeden konteyner kentlerde tahliye baskısının sürdüğünü belirterek kentte “sessiz bir göç” yaşandığını belirterek “Elimizde bir anahtar var fakat evlerimiz teslim edilmiyor” dedi. Aslan, barınma hakkı için kent halkının ayrım gözetmeden ortak mücadele yürütmesi çağrısı yaptı.

Dr. Nihat Eraslan da birlik tartışmasının yeniden ele alınması gerektiğini belirterek, “Sistem topyekûn bir saldırı halinde; ona karşı gelişecek mücadelenin de topyekûn örülmesi gerekiyor” dedi.

(Evrensel)

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
04.10.2026 15:40 / Güncelleme: 15:48

Metadan ideolojiye, kadrajdan seyirciye beyazperdenin siyaseti

Sinema doğrudan siyasal temaları ya da ideolojik sloganları perdeye taşımanın ötesinde kitlelerin zamanını, algısını ve bakışını örgütleyen kitle iletişimsel ve endüstriyel varoluşu gereği en baştan politiktir.

Metadan ideolojiye, kadrajdan seyirciye beyazperdenin siyaseti

Fotoğraf: Marius GIRE/Unsplash

04.10.2026 11:50

OSTİM işçileri fon vurgununa dair konuştu: 'Bizim cebimizden her gün çalıyorlar'

OSTİM’de konuştuğumuz işçiler, fon vurgununda dönen milyarlarca liraya karşı kendi geçim sıkıntılarına dikkat çekerek, işçilerin haklarını aramak ve yaşananlara karşı durmak için birleşmesi gerektiğini söyledi.

OSTİM işçileri fon vurgununa dair konuştu: “Bizim cebimizden her gün çalıyorlar”

OSTİM | Fotoğraf: Sinancem Alikoç/Evrensel

04.10.2026 11:39

‘Kuzeyden Gelen Adam’: Kadir İnanır’ın sineması ve mücadele yılları konuşuldu

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde düzenlenen “Kuzeyden Gelen Adam: Kadir İnanır” panelinde, usta oyuncunun sinema kariyerinin yanı sıra arşivciliği, set disiplini ve sinema emekçilerinin örgütlenme mücadelesindeki rolü konuşuldu.

‘Kuzeyden Gelen Adam’: Kadir İnanır’ın sineması ve mücadele yılları konuşuldu

Fotoğraf: Evrensel

04.10.2026 19:45 / Güncelleme: 19:48

Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçilerin direnişi sürüyor: Mesai yalan, sigorta asgari ücretten, servis yok

Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesindeki kölelik koşullarına, sendika düşmanlığına karşı başlayan direnişe geçen Yapı Yol-İş üyesi işçiler, “Biz emekçiler olarak buradayız” diyerek yarın Dağkapı Meydanı’nda destek eylemi düzenleyecek.

Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde işçilerin direnişi sürüyor: Mesai yalan, sigorta asgari ücretten, servis yok

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!