07.09.2026 00:15

Tunus’ta ekonomik kriz siyasi öfkeye dönüşüyor

Arap Baharı’nın kıvılcımını çakan Tunus, Bin Ali’nin devrilmesinden 15 yıl sonra derinleşen ekonomik çöküş, kronik su-elektrik kesintileri ve Kays Said yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle yeniden patlama noktasına geldi.

Tunus’ta ekonomik kriz siyasi öfkeye dönüşüyor

Fotoğraf: Montasar Akremi/UGTT

Yusuf Ertaş


Muhammed Buazizi'nin kendini yakmasıyla Arap Baharı'nı ateşleyen devrimci dalganın üzerinden 15 yıl geçti. Bugün Tunus, yeniden bir "patlama noktasının" eşiğinde.  Temmuz ortasında su ve elektrik talebiyle başlayan protestolar kısmen yatışmış gibi görünse de önümüzdeki günlerde çok daha geniş ve siyasi bir karaktere bürünecek yeni bir dalganın işaretleri giderek artıyor. Üstelik bu kez sokaklarda yankılanan “İrhal” (Defol) ve “Eş-şaab yurid iskat an-nizam” (Halk rejimin devrilmesini istiyor) sloganları, 2011’de Zeynelabidin Bin Ali’yi deviren o ruhu yeniden canlandırıyor.

Bin Ali’den Kays Said’e: Değişen isimler, değişmeyen düzen

Tunus, 2010’da bir sokak satıcısının çaresizlik ateşiyle başlayan isyan dalgasının ilk kıvılcımıydı. O dalga Mısır’a sıçradı, ardından Libya, Suriye ve Yemen’e yayıldı; ancak Tunus, uzun yıllar boyunca “Arap Baharı’nın tek başarılı hikâyesi” olarak anıldı. Mısır’da 2013’te Sisi’nin darbeyle iktidarı devralması, Libya’nın parçalanması, Suriye ve Yemen’in kanlı iç savaşlara sürüklenmesi yaşanırken, Tunus görece demokratik bir geçiş süreci yürüttü. Ancak bugün, Bin Ali’nin 30 yıllık diktatörlüğünün yıkılmasından 15 yıl sonra, Tunus halkı aynı sloganlarla yeniden meydanlara çıkıyor.

Toplumsal öfkeyi büyütüyor

Temmuz 2026’nın ortalarında, ülkenin birçok bölgesinde içme suyu ve elektrik kesintileri nedeniyle patlak veren protestolar, kısa sürede sadece bir “altyapı krizine” tepki olmaktan çıktı. Halkın büyük kesimi, bu kesintilerin geçici değil, yıllardır süregelen yapısal bir çöküşün belirtisi olduğunun bilincinde. Ekmekten şekere, tüpten, gaza, ilaca kadar temel ihtiyaç maddelerinin kuyruklarında geçen günler, yerini su kuyruklarına bıraktı. Temel tüketim fiyatları fırlarken, ücretler eridi, işsizlik gençleri düzensiz göçe ve denizde ölüme sürükledi.

Tunus Emekçiler Partisi, derinleşen su ve elektrik krizinin yanı sıra temel gıda ve ilaç sıkıntısı, yüksek fiyatlar ve işsizlik karşısında halkı mücadeleye çağırdı. Açıklamada, krizden çıkış için sağlık alanında olağanüstü hâl ilan edilmesi, içme suyu, elektrik ve temel ilaçların öncelikli olarak sağlanması, cezaevlerindeki doluluğun azaltılması, şişelenmiş su fiyatlarının denetlenmesi ve krizden zarar gören küçük işletmeler ile çiftçilere tazminat ödenmesi talep edildi. Ayrıca enerji politikasının yeniden değerlendirilmesi, kamu kuruluşlarının güçlendirilmesi ve uluslararası finans kuruluşlarının politikalarına bağımlılığın sona erdirilmesi çağrısı yapıldı.

İktidara karşı muhalefet cephesi genişliyor

Bu arada, Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT), Tunus Ulusal Avukatlar Birliği ve Tunus İnsan Haklarını Savunma Birliği, ülkenin içinde bulunduğu derin siyasi, ekonomik ve sosyal krize karşı ortak bir koordinasyon mekanizması kurduklarını duyurdu. 3 Eylül 2026 tarihli ortak bildiride, mevcut iktidarın beş yıllık yönetiminde hak ve özgürlüklerin gerilediği, yargının araçsallaştırıldığı, basın özgürlüğünün daraldığı, su ve elektrik kesintileri, ilaç ve temel gıda kıtlığı ile fiyat artışlarının günlük yaşamı ağırlaştırdığı vurgulandı.

2011’de Bin Ali diktatörlüğünün devrilmesine yol açan halk hareketinde önemli bir rol üstlenen UGTT’nin, 2021’de Kays Said’in yetkilerini genişletmesine ve siyasi sistemde köklü değişikliklere gitmesine başlangıçta destek vermesi, sendika içinde ve kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmıştı. Bu nedenle UGTT’nin bugün avukatlar ve insan hakları örgütleriyle birlikte iktidarın politikalarına yönelik sert eleştiriler yöneltmesi ve ortak bir koordinasyon mekanizması kurması, Tunus’taki siyasi dengeler açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyor.


Tunus halkının aşağılanmasına artık son! Kahrolsun zulüm ve ölüm düzeni!

Tunus halkı son dönemde, uzun yıllardır yaşadığı en karanlık dönemlerden biriyle karşı karşıya. Sürekli susuzluk ve zifiri karanlık içinde yaşanan bu durum, hastanelerde ve cezaevlerinde meydana gelen ölümler de dâhil olmak üzere ağır can kayıplarına ve büyük maddi kayıplara yol açtı.

Devam eden olağanüstü sıcak hava dalgası, beş yıldır hiçbir denetime ve hesap verme mekanizmasına tabi olmaksızın Tunus halkının üzerinde çöreklenmiş bulunan popülist ve otoriter yönetim sisteminin, kadın ve erkek yurttaşların en temel yaşam haklarını güvence altına alma konusundaki acizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Acil ve kronik sorunlara ciddi çözümler aramak yerine Kays Said, bir yandan aynı bayatlamış komplo söylemini tekrarlayarak, diğer yandan da ülkenin çeşitli bölgelerinde kötüleşen yaşam koşullarını protesto edenleri kendi polis güçleriyle bastırarak sorunların üzerine gitmeye devam ediyor.

Tunuslu kadınların ve erkeklerin büyük çoğunluğu ekmek, şeker, pirinç, kahve ve tavuk peşinde koşulan kuyruklardan tüp kuyruklarına, bugün ise bir şişe su bulabilmek umuduyla oluşan kuyruklara kadar yıllardır kuyruklarda yaşamaya başladı. Bunlara, başta kronik hastalıkların ilaçları olmak üzere temel mal ve ürünlerin yokluğu da ekleniyor.

Bunun yanı sıra temel tüketim maddelerinin ve bunlarla bağlantılı hizmetlerin fiyatlarında çılgınca artış yaşanırken gelir ve ücretlerin düşük kalması, işsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin yayılması binlerce genci ‘haraka’ olarak adlandırılan düzensiz göçe ve denizde boğularak ölüme itiyor. Son olarak Bin Gardane’de yaşananlar bunun acı bir örneği. Buna rağmen devlet kılını kıpırdatmıyor ne yas ilan ediliyor ne ailelerine başsağlığı ve teselli sunuluyor ne de gençler için, özellikle işsiz yükseköğrenim mezunları açısından, hayatlarını kumar hâline getirmelerini önleyecek ciddi tedbirler alınıyor.

Mutlak tek adam yönetimini sürdüren Kays Said, devlet yönetimini büyük bir keyfilik ve sorumsuzluk içerisinde yürütmeye devam ediyor. Öyle ki mevcut elektrik krizinin yarattığı ağır koşullara rağmen, örneğin Sanayi Bakanlığı geçtiğimiz nisan ayından bu yana bakan olmadan faaliyetlerini sürdürüyor.

Yaşananlar, Kays Said’in popülist ve otoriter yönetim sisteminin emekçi ve halk kesimlerine asgari yaşam koşullarını sağlamada başarısız olduğunu ve ülkeyi, güvenlik aygıtlarının, nüfuz sahibi bir avuç ailenin, bazı bölge ülkelerinin ve yalnızca kendi çıkarlarıyla ilgilenen Batılı başkentlerin desteğiyle felakete sürüklediğini bir kez daha kanıtlıyor.

Bu tehlikeli ve giderek ağırlaşan durumdan çıkmanın en kısa yolu, Kays Said yönetimine karşı mücadeleyi yükseltmek; bu yönetimden kurtulmak, Tunus halkının kendi kaderini kendi ellerine almasını sağlamak ve halkın çıkarlarına hizmet eden, ülkeyi bağımlılıktan, yoksulluktan, sefaletten ve geri kalmışlıktan çıkaracak siyasi, ekonomik ve sosyal tercihleri hayata geçirmektir.

Bu çerçevede, mevcut koşullarda acilen atılması gereken aşağıdaki adımlar etrafında protesto ve mücadele hareketinin çabalarının birleştirilmesi gerekmektedir:

Sağlık alanında olağanüstü hâl ilan edilmeli; içme suyu, elektrik ve temel ilaçların sağlanması devletin mutlak önceliği kabul edilmelidir.

Her kademedeki sağlık kuruluşları, çocuklar ve yaşlılar için barınma ve bakım merkezleri ile cezaevleri, su ve elektriğe erişimde mutlak önceliğe sahip yerler olarak kabul edilmelidir.

Düşünce suçluları serbest bırakılmalı; tutukluluk gerektirmeyen basit suçlar ve kabahatler nedeniyle tutuklu bulunan mümkün olduğunca çok kişi serbest bırakılarak cezaevlerindeki aşırı doluluk azaltılmalıdır.

Şişelenmiş su temin edilmeli ve fiyatları düşürülmelidir. Kriz fırsat bilinerek fiyatların artırılmasına izin verilmemeli ve dağıtımı denetlenmelidir. Aynı zamanda halkın gerçekten tüketilebilir nitelikte suya erişim hakkını güvence altına alacak bir plan hazırlanmalıdır.

Tunus halkına vatandaşlık temelinde ve medeni bir anlayışla yaklaşılmalı; içme suyu ve elektrik kesintilerinin gerçek nedenleri konusunda halka doğru ve güncel bilgiler sağlanmalıdır.

Su ve elektrik kesintilerinden zarar gören küçük çiftçilere ve küçük işletme sahiplerine (fırınlar, restoranlar vb.) acil tazminatlar ödenmelidir.

Enerji planlaması ve bu alandaki tüm uygulama ve kararlar kapsamlı biçimde gözden geçirilmeli, kamu kuruluşunun itibarı ve işlevi güçlendirilerek üretim tesislerine yeniden yatırım yapmasının önü açılmalıdır. Ayrıca işçi ve emekçi temsilcileri karar alma süreçlerine dâhil edilmeli ve uluslararası finans kuruluşlarının politikalarına boyun eğmeye son verilmelidir.

Tunus Emekçiler Partisi


Kays Said popülizmi: Kriz ve belirsiz gelecek

Amar Amrusiye (Savut Eş-Şaab / Tunus)

Son haftalarda siyasi, ekonomik ve toplumsal alanların tamamını etkileyen çok sayıda gelişme, ülkemizin büyük bir sarsıntılar ve çalkantılar döneminin eşiğine hızla sürüklendiği düşüncesini güçlendiriyor. Bu süreç, genel tablonun yeniden şekillenmesine ve farklı, hatta birbiriyle çelişen değişimlerin önünün açılmasına yol açabilir. Bu değişimler en uç noktada iki ihtimalden birine varabilir: Ya mevcut durumla kıyaslandığında daha vahşi ve barbarca yeni bir döneme girilecek ya da sekteye uğratılmış devrimci süreç yeniden canlandırılarak, ihanete uğrayan Özgürlük ve Onur Devrimi'nin kısa ve uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirmek üzere yeniden ayağa kalkmasını sağlayacak koşullar oluşturulacaktır.

Bazılarının ifadesiyle ülke, her an, en ufak bir kıvılcımla patlayabilecek bir barut fıçısının üzerinde duruyor. Kimilerine göre ise ülke, bir taraftan iktidar düzeninin baskı ve zulüm politikalarını ısrarla sürdürmesinden kaynaklanan başarısızlıkların, diğer taraftan ise yaşam koşullarındaki gerilemenin yarattığı öfke ve mevcut düzene yönelik giderek büyüyen tepkinin harladığı bir kazana dönüşmüş durumda. Özellikle susuzluk ve karanlıkla geçen bu yaz, toplumsal hareketliliğin hızını artırarak, bu mevsimde alışılmadık boyutlara ulaşan bir protesto dalgasını tetikledi.

Ülke, Kays Said yönetimi altında, halkın en temel yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan başarısız devletler kategorisine doğru hızla ilerliyor. Su ve elektrik gibi temel ihtiyaçların yanı sıra bazı ağır ve kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan çok sayıda ilacın temininde yaşanan sorunlar devam ediyor. Buna yüz binlerce üniversite mezunu ve diğer kesimler arasında giderek büyüyen işsizlik sorununu da eklemek gerekiyor.

Birçok kişi, bu yaz yaşanan toplumsal hareketliliğin, çok daha geniş ve sert bir öfke sonbaharının yalnızca başlangıcı olduğuna inanıyor. Bunun birçok nedeni var. Bunların başında güvenlik baskısının kamusal alan üzerindeki ağırlığının giderek artması ve eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte toplumsal sorunların çoğalması geliyor. Buna ek olarak, Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) bünyesindeki güçlü sektörler tarafından ilan edilen grevlerin yoğun olduğu ağır bir takvim bulunuyor. Banka çalışanlarının beş günlük grevi, ulaştırma grevi, Gafsa Fosfat Şirketi işçilerinin üç günlük grevi ve belediye çalışanlarının grevi bunlar arasında yer alıyor. Öte yandan ortaöğretim, temel eğitim, sağlık ve posta gibi etkili sendikal sektörlerin ulusal konseylerinden çıkması beklenen yeni grev kararları da bulunuyor.

Popülist düzenin derinleşen çıkmazı

Kays Said yönetiminin yıllar boyunca ortaya koyduğu sıfır bilanço, özellikle de 25 Temmuz 2021 darbesinden sonra, popülist söylemin temel unsurlarının sahte olduğuna dair somut kanıtlar sundu. Bu söylem, halkı yanıltmak ve geçmişten kopulduğu gerçeğinin üzerini örtmek amacıyla sahte vaatler yaymaya dayanıyordu. Oysa gerçekte, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanda eski tercihlerin korkunç biçimde yeniden üretilmesi devam etti. Bu durum, diktatörün geçmişten ve onun kötülüklerinden kesin biçimde kopulduğu yönündeki iddialarıyla temelden çelişiyordu. Öyle ki bugün ülkenin tek gerçek istikameti, her alanda geriye doğru koşmak haline geldi. Bu geriye gidiş, ülkemizi sarsan ve ağırlığını toplumun hemen her sınıf ve kesiminin üzerine bırakan kapsamlı krizin içinde somut biçimde kendisini gösteriyor. Bu yükün altında özellikle işçi sınıfı, küçük ve orta ölçekli çiftçiler ile toplumsal olarak dışlanan ve marjinalleştirilen kesimler eziliyor.

Neredeyse herkes neoliberal ekonomik vahşetin bedelini ödüyor. Herkes, farklı ölçülerde ve farklı biçimlerde, eleştirel sesleri susturmak ve toplumsal alandaki nefes kanallarını tıkamak amacıyla kamusal alanı çoraklaştırmaya dayanan mevcut diktatörlük düzeninin baskısının yükünü taşıyor. Bunun amacının, “toplumsal barış” ve sükûneti güvence altına almak olduğu söyleniyor. Ancak son dönemdeki siyasi ve toplumsal hareketlilik, ne kadar sert güvenlik müdahalelerine ve ne kadar anlamsız yargı kararlarına başvurulursa başvurulsun, bu “toplumsal barışın” o kadar kırılgan, hatta sahte olduğunu ortaya koydu.

Ülkemizdeki sınıf mücadelesinin seyriyle bağlantılı gelişmeler ve bu mücadelenin gelecekte alabileceği yönlere ilişkin işaretler, çatışma alanlarının genişleyeceği ve mücadele yöntemleri ile taleplerin aynı anda daha da kökleşeceği ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, korku duvarının aşılması, daha geniş bir toplumsal tabanın kazanılması ve farklı mücadele süreçleri arasında doğru bağların kurulması gibi bir dizi gerekli ve temel hedefin gerçekleştirilmesini mümkün kılacaktır. Böylece halk desteğini büyük ölçüde yitirmiş ve kendisini destekleyen siyasi kuşağın önemli bölümünü kaybetmiş olan baskı ve keyfilik düzeniyle belirleyici bir hesaplaşmanın koşulları olgunlaşacaktır.


Önce Tunus, her şeyden önce halk

Tunus Genel İşçi Sendikası, Tunus Ulusal Avukatlar Birliği

ve Tunus İnsan Haklarını Savunma Birliği Ortak Bildirisi/ UGTT Resmi Facebook Hesabı

Tunus bugün, biriken krizleri çözmekte yetersiz kaldığı kanıtlanan siyasi, ekonomik ve sosyal tercihler ile politikaların sonucunda derin bir siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz yaşamaktadır. Bu politikalar, Tunusluların yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırmış, satın alma güçlerini zayıflatmış, yoksulluk, işsizlik ve kırılganlık alanlarını genişletmiş ve vatandaşların devlet kurumlarına ve bu kurumların meşru taleplerine yanıt verme kapasitesine duyduğu güveni sarsmıştır.

Ülkede aynı zamanda hak ve özgürlükler alanında ciddi bir gerileme yaşanmakta; siyasi, sendikal ve sivil faaliyetler üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Yargının siyasi çatışmalarda giderek daha fazla araçsallaştırılmasının yanı sıra yargı bağımsızlığının, adil yargılanma güvencelerinin ve savunma hakkının zedelenmesi, vatandaşın korunmasının en önemli güvencelerinden birini ortadan kaldırmakta ve hukuk devleti ile kurumlar devletinin temellerini tehdit etmektedir. Cezaevleri ve gözaltı merkezlerindeki koşullar da insan onurunun gereklerini ve uluslararası standartları karşılamamaktadır. Bununla birlikte ülkede basın özgürlüğünde gerileme yaşanmakta, özgür sesler susturulmakta, gazeteciler üzerindeki baskılar artırılmakta ve medya kuruluşları üzerinde giderek daha fazla hâkimiyet kurulmaya çalışılmaktadır.

Su ve elektrik kesintileri, ilaç ve temel ürünlerdeki kıtlık ile fiyatlardaki artış artık geçici sıkıntılar olmaktan çıkmış; Tunusluların günlük yaşam koşullarını ve onurlarını doğrudan etkileyen, yaşadıkları sıkıntıları artıran ve geleceğe ilişkin umutsuzluk duygusunu derinleştiren sorunlara dönüşmüştür.

Ben Gardane gençlerinin denizde boğularak hayatını kaybetmesi ve daha önce yaşanan benzer trajediler, düzensiz göçün yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını bir kez daha göstermektedir. Bu göç, doğrudan doğruya umutsuzluğun, yaşam koşullarının ağırlaşmasının ve gençlerin geleceğe dair umutlarını yitirmesinin sonucudur. Bu durum, iktidara sorunun sonuçlarıyla sınırlı olmayan, derin nedenlerini ele alma konusunda tam bir siyasi ve toplumsal sorumluluk yüklemektedir.

Bu tarihsel sorumluluk temelinde, aşağıda imzası bulunan kuruluşlar olarak Tunus ve Tunuslular için ortak bir koordinasyon mekanizmasının hayata geçirildiğini ilan ediyoruz. Bu girişim; uyanık olmanın, halkın kazanımlarını korumanın, hukuk ve kurumlar devletine bağlı kalmanın, sivil toplumun bağımsızlığını güvence altına almanın ve hak ve özgürlükleri savunmanın gerekliliğine duyduğumuz derin inançtan kaynaklanmaktadır.

Bu koordinasyon mekanizması, Tunus'a ve onun geleceğine inanan tüm demokratik ve toplumsal güçlere ve bütün ulusal aktörlere sürekli olarak açık olacaktır. Amaç; diyaloğa ve katılımcılığa yeniden değer kazandıracak, gelecek kuşakların geleceğini koruyacak, Tunus'un birliğini, konumunu ve onurunu güvence altına alacak yeni bir ulusal ufkun açılması için ortak çalışma yürütmektir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
06.09.2026 12:25

Avrupa Voleybol Şampiyonası finali: Türkiye-İtalya maçı saat kaçta, hangi kanalda?

A Milli Kadın Voleybol Takımı, Avrupa Voleybol Şampiyonası finalinde İtalya ile karşılaşacak. Türkiye-İtalya finali saat 19.00’da başlayacak ve TRT 1’den canlı yayımlanacak.

Avrupa Voleybol Şampiyonası finali: Türkiye-İtalya maçı saat kaçta, hangi kanalda?

Fotoğraf: Türkiye Voleybol Federasyonu

06.09.2026 15:19

Sergen Yalçın'dan olay Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi yorumu

Beşiktaş'ın Fenerbahçe karşısındaki 2-1'lik galibiyetini yorumlayan Sergen Yalçın, Junior Olaitan'ı derbinin yıldızı olarak gösterdi. Yalçın, Vincenzo Italiano'nun oyun anlayışına da övgüde bulundu.

Sergen Yalçın'dan olay Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi yorumu

Sergen Yalçın | Fotoğraf: DHA

06.09.2026 16:25 / Güncelleme: 16:45

Sezgin Tanrıkulu Silivri’den seslendi: 'Darbe dönemlerinde dahi görülmemiş hak ihlalleri yaşanıyor'

Yeni Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Silivri Cezaevindeki ziyaretlerinin ardından yaptığı açıklamada, gece yarısına kadar süren duruşmalara, nezarethane koşullarına ve basın yasaklarına tepki gösterdi.

Sezgin Tanrıkulu Silivri’den seslendi: 'Darbe dönemlerinde dahi görülmemiş hak ihlalleri yaşanıyor'
06.09.2026 12:08 / Güncelleme: 16:23

Yeni Orta Vadeli Program açıklandı: Emekçiye kemer sıkma, faize ve dolaylı vergiye devam

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ı duyurdu. Bir önceki programda yüzde 16 olarak öngörülen 2026 yıl sonu enflasyon tahmini, 12,4 puanlık artışla yüzde 28,4'e yükseltildi.

Yeni Orta Vadeli Program açıklandı: Emekçiye kemer sıkma, faize ve dolaylı vergiye devam

Fotoğraf: AA

06.09.2026 14:41

Yeni Partili Talat Dinçer: TCDD’nin artan borcu özelleştirmenin bahanesi mi olacak?

TCDD’nin Hazine’ye olan borcunun 1,6 milyardan 6 milyar TL’ye yükseldiğini belirten Mersin Milletvekili Talat Dinçer, "Kurum bilinçli olarak borç batağına sürüklenip özelleştirmeye mi hazırlanıyor?" diye sordu.

Yeni Partili Talat Dinçer: TCDD’nin artan borcu özelleştirmenin bahanesi mi olacak?

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!