Yeni Orta Vadeli Program açıklandı: Emekçiye kemer sıkma, faize ve dolaylı vergiye devam
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ı duyurdu. Bir önceki programda yüzde 16 olarak öngörülen 2026 yıl sonu enflasyon tahmini, 12,4 puanlık artışla yüzde 28,4'e yükseltildi.
Fotoğraf: AA
Uğur Cevher Zengin
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), bir kez daha “enflasyonla mücadele” söylemiyle sunuldu. Ancak programın hedefleri, faturanın yine ücretliye, emekliye ve dar gelirliye kesileceğini gösterdi. Enflasyon hedefleri geçmiş yıllarda olduğu gibi tutması güç iddialı seviyelerde belirlenirken, vergi yükünün artacağı, bütçe açığının büyüyeceği ve kamu harcamalarında “tasarruf” adı altında kısıtlamaya gidileceği açıkça yazıldı.
Resmî Gazete'de yayımlanan ve yürürlüğe giren Orta Vadeli Program, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlandı. 2027-2029 dönemini kapsayan program, merkezi yönetim bütçe sürecinin de başlangıcı anlamına geliyor.
| Yıl | 2024 OVP Hedefi (%) | 2026 OVP Hedefi / Tahmini (%) | Sapma (Yüzde Puan) | Sapma Oranı (%) |
| 2025 | 17,5 | 30,9 | +13,4 | %76,6 |
| 2026 | 9,7 | 28,4 | +18,7 | %192,8 |
| 2027 | 7 | 21 | +14,0 | %200,0 |
Enflasyon hedefleri yine iddialı, yine tutması zor
Programda enflasyon artış oranı hedefleri şöyle oldu:
- 2025 (gerçekleşme): yüzde 30.9
- 2026 (gerçekleşme tahmini): yüzde 28.4
- 2027 (program): yüzde 21.0
- 2028 (program): yüzde 13.5
- 2029 (program): yüzde 9.0
Programa göre 2026 yılı Ağustos ayı itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31.51 olarak gerçekleşti. Yılın ilk sekiz ayında biriken TÜFE artışı ise yüzde 22.1'i buldu. Yani yılın geri kalan dört ayında enflasyonun yaklaşık 3 puan daha gerileyerek yüzde 28.4'e inmesi öngörülüyor.
Bir önceki OVP’de 2026 yılı için yüzde 4.5 olarak öngörülen büyüme yüzde 3.3’e düşürüldü. Orta Vadeli Programların enflasyon hedefleri ise sistematik biçimde tutmadı. Enflasyonun hedeflenenin oldukça üzerinde gerçekleşmesi, hükümetin resmi hedeflerine göre yapılan ücret, maaş ve sosyal yardım artışlarının reel olarak eridiği anlamına geliyor.
Asgari ücrete yüzde 21 bandında zam gelecek
Program, yıl sonunda yapılacak asgari ücret görüşmeleri ve kamu toplu iş sözleşmesi süreçleri öncesinde kamuoyuna sunuldu. Programda yer alan yüzde 21.0'lik 2027 yıl sonu enflasyon hedefi, bu görüşmelerde işveren ve kamu tarafının referans alacağı bir çıpa işlevi görecek. Resmi enflasyon hedefleri son yıllarda gerçekleşenin belirgin biçimde altında kalırken, ücretler buna bağlı olarak eridi. Asgari ücret ve kamu toplu sözleşmelerinde OVP'nin iddialı enflasyon hedeflerinin baz alınması, sözleşmelerdeki işçi kaybını büyütecek.
Asgari ücret açlık sınırının altında kalacak
Nisan 2024'te açlık sınırının gerisine düşen asgari ücret, aradan geçen süre zarfında bu seviyenin üzerine çıkarılmadı. OVP hedefine göre gündeme gelebilecek yüzde 25'lik zam senaryosu dahi rakamın açlık sınırının altında kalmasını engellemeyecek.
Yaklaşık 8 milyon asgari ücretli çalışanı kapsayan zam senaryosu gerçekleşirse asgari ücretliler toplam 1.370 gün (3 yıl 9 ay) boyunca kesintisiz olarak açlık sınırının altında yaşam sürmeye çalışacak.
Reel ücretler için güvence yok, ‘esnek’ çalışma için bol vaat var
Programın istihdam bölümünde dikkati çeken kavram “güvenceli esneklik” oldu. Belgede “esnek süreli istihdam modellerine ilişkin geliştirme çalışmaları” yapılacağı, İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklı "pasif işgücü programlarının yararlanma koşullarının kolaylaştırılacağı" belirtiliyor.
Sendikaların ve emek örgütlerinin yıllardır eleştirdiği "esnek çalışma" modelleri, güvenceli kadrolu istihdamın yerine kısmi süreli, çağrı üzerine ya da belirli süreli sözleşmelerle çalışmayı ikame ediyor. Bu modellerin yaygınlaşması, işçinin kıdem ve ihbar tazminatı, düzenli ücret, sendikalaşma ve toplu sözleşme hakları bakımından güvencesizleşmesi anlamına geliyor.
Buna karşılık, programda emekçinin doğrudan cebine yansıyacak somut bir reel ücret artışı taahhüdü yok. Kamu personel giderlerinin milli gelire oranının program boyunca yüzde 5,7 ile 5,9 bandında, yani neredeyse sabit tutulacağı öngörülüyor (2025: yüzde 5.7; 2026: yüzde 6.0; 2027: yüzde 5.7; 2028: yüzde 5.8; 2029: yüzde 5.9). Bu durum kamuda reel ücret artışı için mali alanın baştan sınırlandığının bir göstergesi.
Bütçe açığı büyüyor, açık dolaylı vergiyle kapatılıyor
Programa göre merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranı 2025'te yüzde 2.9 iken 2026'da yüzde 3.1'e, 2027'de ise yüzde 3.5'e çıkacak. Açığın program dönemi sonunda, yani 2029'da ancak yüzde 2.8'e gerilemesi öngörülüyor. Genel devlet açığının milli gelire oranı ise 2027'de yüzde 3.3 olarak hedefleniyor.
Bu açığın nasıl kapatılacağı sorusunun yanıtı da yine emekçinin cebinden çıkıyor. Programda toplam vergi yükünün (sosyal güvenlik primleri dahil) milli gelire oranının 2025'te yüzde 24.3 iken 2029'da yüzde 25.1'e çıkacağı; genel bütçe vergi gelirlerinin milli gelire oranının ise yüzde 17.5'ten yüzde 18.1'e yükseleceği belirtiliyor. Yani vatandaştan toplanan verginin milli gelir içindeki payı program boyunca kesintisiz artıyor.
Türkiye'de yıllardır süregelen yapısal bir sorun, toplam vergi gelirlerinin büyük bölümünün KDV ve ÖTV gibi herkesin, gelir düzeyi ne olursa olsun aynı oranda ödediği dolaylı vergilerden oluşması. Gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilerin payı ise düşük kalıyor. Bu yapı, düşük gelirli bir emekçinin market alışverişinde ödediği verginin gelirine oranının, yüksek gelirli bir kesimin ödediği vergiden çok daha ağır olması sonucunu doğuruyor.
Faiz harcamaları tavan yapıyor
Programda yer alan Merkezi Yönetim Bütçesi tablosu, bütçenin giderek daha büyük bir bölümünün faiz ödemelerine gideceğini ortaya koyuyor. Buna göre merkezi yönetim bütçesinin faiz harcamaları 2025'te 2 trilyon 54 milyar TL iken 2026'da 2 trilyon 824 milyar TL'ye, 2027'de 3 trilyon 975 milyar TL'ye (yıllık yüzde 40.75 artış), 2028'de 4 trilyon 693,9 milyar TL'ye ve 2029'da 5 trilyon 244,8 milyar TL'ye çıkacak. Yani faiz giderleri dört yılda yaklaşık 2.5 kat büyüyecek.
Bütçenin milli gelire oranı olarak bakıldığında da faiz harcamalarının payı 2025'te yüzde 3.2 iken 2027'de yüzde 3.6'ya çıkacak. Buna karşılık personel giderlerinin payı yüzde 5.7-5.9 bandında sabitlenecek. Yatırım harcamalarının payı ise yüzde 1.7-2.6 bandında oldukça sınırlı kalacak.
‘Tasarruf’ adı altında kemer sıkma sürüyor
Programın kamu maliyesi bölümünde geçen "tasarruf tedbirleri" ifadesi, klasik bir kemer sıkma söylemi olarak öne çıktı.
Programda sosyal harcamalara, eğitim ve sağlıkta erişimin iyileştirilmesine yönelik somut bir kaynak artışı da yok. Genel devlet toplam harcamalarının milli gelire oranının program dönemi sonunda yüzde 34.7'den yüzde 34.0'a gerilemesi öngörülüyor; bu da kamu harcamalarının ekonomideki payının küçültüleceği anlamına geliyor.
Büyüme ve istihdam hedefleri iyimser
Programa göre gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin 2026'da yüzde 3,3'e gerileyeceği, ardından 2027'de yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6 ve 2029'da yüzde 5,0'a yükseleceği öngörülüyor. İşsizlik oranının ise 2025'teki yüzde 8,3 seviyesinden kademeli olarak gerileyerek 2029'da yüzde 7,6'ya inmesi hedefleniyor.
Emeklilikte ‘daha uzun çalışma’, sağlıkta ‘harcama etkinleştirme’
Programın sosyal güvenlik sistemine ilişkin bölümünde “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğinin güçlendirileceği” ve bu kapsamda "kişilerin daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler hayata geçirileceği" belirtildi. Emeklilik koşullarının sıkılaştırılması ve fiilen daha geç emekliliği teşvik eden düzenlemeler yapılması bekleniyor.
Belgede "sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizini... dikkate alan denetim modelleri geliştirileceği", "değer bazlı geri ödeme yöntemlerinin yaygınlaştırılacağı" ve "hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesinin sağlanacağı" kaydedildi.
Açık büyüyor, sosyal güvenlik kesimi "kâra" geçiyor
Kamu Kesimi Genel Dengesi tablosuna göre toplam kamu kesimi açığı 2025'te 1 trilyon 592 milyar TL iken 2027'de 3 trilyon 539 milyar TL'ye, 2029'da ise 3 trilyon 651 milyar TL'ye yükseliyor. Aynı dönemde merkezi yönetim bütçe açığı 1 trilyon 813 milyar TL'den 4 trilyon 359 milyar TL'ye çıkarken, sosyal güvenlik kuruluşlarının dengesinin 2025'teki 167,2 milyar TL'lik açıktan 2029'da 325 milyar TL'lik fazlaya döneceği öngörüldü. Sosyal güvenlik kuruluşlarının açıktan fazlaya geçmesi, prim tabanının genişletilmesi ve tahsilatın artırılmasına yönelik adımlar bekleniyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et