Tarım işçilerinde asırlık güvencesizlik: 40 derecede 11 saat, 1250 TL
Adana'da biber tarlalarında 40 dereceyi aşan sıcaklıkta günde 11-12 saat çalışan işçiler, elci payı kesildikten sonra yaklaşık 1250 TL kazanıyor. Çadırda kalan çocukların bir kısmı eğitimi tamamen bırakmak zorunda kalıyor.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
Volkan Pekal
[email protected]
Adana - Mevsimlik tarım işçilerinin sayısına ilişkin güncel ve kapsamlı bir resmi veri bulunmazken bu rakamın en az 3 milyonu bulduğu ifade ediliyor. Bu büyük işçi kitlesinin bir parçası da her yıl Urfa’dan Çukurova’ya gelen aileler oluyor. Adana’nın güneyinde, Tuzla yolu üzerindeki Kadıköy civarında bir biber tarlasında karşılaştığımız işçilerin anlattıkları, mevsimlik tarım işçiliğinin değişmeyen tablosunu gösteriyor; düşük yevmiye, uzun çalışma saatleri, kavurucu sıcak, çadırlarda yaşam, aracılara bağımlı sosyal güvencesiz çalışma biçimi ve çocukların eğitimle çalışma arasında bırakılması...
Tuzla yolu üzerindeki Kadıköy civarında bulunan bir biber tarlasında Urfa’dan gelen tarım işçileri aileleriyle birlikte günün büyük bölümünü yüksek sıcaklık ve nem altında çalışarak geçiriyor. Hissedilen sıcaklığın 40 dereceyi aştığı tarlada çalışma günü sabah erken saatlerde başlıyor ve akşama kadar sürüyor. İşçilerin günlük yevmiyesi, elci payı çıkarıldıktan sonra yaklaşık 1250 lira. Kazandıkları para temel ihtiyaçlarını karşılamaya ancak yetiyor. Geçimlerini sağlamak için yevmiyenin en az 2 bin lira olmasını istiyorlar.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
‘Rezillik içindeyiz’
Çoğu çocuklardan oluşan işçilerin bir bölümü biberleri topluyor, bir bölümü sepetlerle taşıyor, bir bölümü de biberleri kasalara diziyor, daha sonra kamyonlara yükleniyor. 25 yaşındaki Merve, biberleri kasalara dizen ekipte. Bir yandan çalışırken bir yandan konuşuyoruz. Adana’ya 15 yıl önce mevsimlik işçi olarak gelmişler ve bir daha Urfa’ya dönmemişler. Tuzla yolu üzerinde kurulu çadırların birinde yaşıyor.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
‘40 derecede 11 saat çalışma 1250 lira’
Merve, çalışma günlerinin sabah saat 06.00’da başladığını, kahvaltının saat 09.00 civarında yapıldığını ve ardından öğlene kadar çalışmaya devam ettiklerini söylüyor. Öğle yemeğinin ardından yeniden tarlaya döndüklerini belirten Merve, işin saat 17.00’ye kadar sürdüğünü ifade ediyor. Yüksek sıcaklığın çalışma koşullarını daha da ağırlaştırdığını söyleyen Merve, “Çok sıcak, çok zor bizim için. Çadırlarda yaşıyoruz. 1250 TL alıyoruz, bir şey getirmiyor. Yani rezillik içindeyiz” diyor. Merve, Urfa’da kendilerine ait bir evlerinin olduğunu ancak ailenin ekonomik durumunun yeni bir ev yapmaya ya da yaşam koşullarını iyileştirmeye yetmediğini anlatıyor. Tarım işçiliğinden elde ettikleri gelirin önemli bölümünün gıda ve temel ihtiyaçlara gittiğini, birikim yapamadıklarını söyleyen Merve en az 2 bin lira yevmiye ve sigorta taleplerini dile getiriyor.
Tarladaki çalışma yalnızca gün boyunca yapılan tarım işinden ibaret değil. Merve anlatıyor: “Akşama çadıra geçiyoruz. Eve gittiğimizde dinlenemiyoruz. İş olur, çadır işi, çamaşır, bulaşık yıkıyoruz.”
‘13 yaşındayım, okula gitmiyorum, çalışıyorum’
Urfa’dan gelen ve aynı tarlada çalışanlardan biri de 13 yaşındaki Emine Özlem. Okulu 6. sınıfta bırakmış. Okulu bırakma nedenini ise kısa ve doğrudan ifade ediyor: “İş yüzünden.”
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
Emine, daha önce okula giderken derslerinin iyi olduğunu söylüyor. Eğitimine devam etmek konusunda ise bir “İstiyorum” diyor, sonra düşünüp “İstemiyorum…” diyor. “Ne olmak isterdin?” sorusuna ise “Doktor olmak isterdim” diye cevap veriyor.
‘Geleceğim için, okumak için…’
Bir diğer çocuk işçi ise 14 yaşındaki Güneş. Güneş okulu bırakmamış, 8. sınıfa geçmiş, ancak kendisini okutmak için çalışan çocuklardan. Bu yıl ilk kez tarlada çalışmaya gelmiş.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
Heyecandan kısa kısa cevap veriyor;
- “Ailem gelmek istedi, onun için geldim.”
- Neden çalışıyorsun?
- “Geleceğim için, okumak için”
Urfa’ya döndüğünde kazandığı parayı okul ihtiyaçları için kullanacağını anlatıyor. Test kitapları ve diğer eğitim ihtiyaçlarını almak istediğini söylüyor. “Bir de hakim olmak istiyorum. Gittiğimde çabalayıp okuyacağım. Okul için testler alacağım. İhtiyaçlarımı alacağım. Onun için…”
Güneş’in ailesinden beş kişi birlikte çalışıyor. Yaklaşık 12 saatlerini tarlada geçiriyorlar. Sabah 06.00-06.30 civarında geliyorlar ve eve çok geç dönüyorlar. Çalışmanın kendisi için “çok yorucu” olduğunu söyleyen Güneş, “Adaletsizlik.” diyor. Günlük ücretin 2 bin TL civarında olmasını istiyor, nedenini de “Çünkü çok çalışıyoruz” sözleriyle açıklıyor. Hızlı çalışmak zorunda olduklarını dile getiren Güneş utana sıkıla biraz da gülerek ekliyor, “Bir de şey… Çavuş kötü.”
Ücrete dahil olmayan emek, çadırlarda
İşçiler tarlada çalışırken bazı aile üyeleri çadırda bekliyor. Kadınlar ve kız çocukları üretimin devam edebilmesi için evde emek harcıyor. Yatakları topluyor, bulaşık yıkıyor, küçük çocuklara bakıyor, çadırım önünü süpürüyor, işten gelecek işçilerin yemeğini hazır ediyor. Bu emek, işçilerin ücret hesabına girmiyor. Tarladaki üretimin devamı için gerekli olan yemek, temizlik, çocuk bakımı ve çadır düzeni, çoğunlukla kadınların ve kız çocuklarının omuzlarında kalıyor.
Adana sıcağında tarlada çalışmak, özellikle yaşı ilerlemiş ve kronik rahatsızlığı bulunan işçiler açısından daha ağır bir tablo yaratıyor. Hissedilen sıcaklığın 40 dereceyi aştığı saatlerde bazı işçiler tarlaya gidemiyor; çadırların gölge alanlarında bekliyor. Bunlardan biri kalp hastası. Yıllarca tarımda ve çiftliklerde çalışarak geçimini sağlayan işçi, ağır çalışma koşullarının ardından sağlığını kaybetmiş. Artık çalışabilecek durumda değil. Ancak çalışamadığı için gelir elde edemiyor; yıllarca çalışmasına rağmen emekli de olamamış.
Bir asırlık istisna, tarım işçisi İş Kanunu’nun dışında
Mevsimlik tarım işçileri, çalışma yaşamının en güvencesiz kesimlerinden biri olmalarına rağmen 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılıyor. Kanun’un 4. maddesinde, 50’den az işçi çalıştırılan tarım ve orman işlerinin yapıldığı iş yerleri veya işletmeler ile tarım işlerinin yapıldığı iş yerlerinde çalışanlar kapsam dışı sayılıyor. Bu durum, tarım işçilerinin ücret, çalışma süresi, fazla çalışma, yıllık izin ve iş güvencesi gibi İş Kanunu’nun sağladığı temel haklardan önemli ölçüde yararlanamamasına neden oluyor. Mevsimlik ve geçici çalışma, kayıt dışılık ve işveren-aracı ilişkileri de eklendiğinde, tarım işçileri çalışma yaşamında fiilen çok daha sınırlı bir korumaya sahip.
Tarım işçilerinin güvencesizliği yeni değil. Cumhuriyet döneminin ilk kapsamlı İş Kanunu olan 1936 tarihli 3008 sayılı Yasa’dan bu yana tarım, sanayi işlerinden farklı değerlendirilerek İş Kanunlarının büyük ölçüde dışında tutuldu. 1971 tarihli 1475 sayılı İş Kanunu da bu yaklaşımı sürdürdü. 2003’te yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ise istisnayı kaldırmak yerine 50 ve daha az işçi çalıştırılan tarım ve orman iş yerlerini kapsam dışında bıraktı. Yıllar içinde bu sınırın kaldırılması için Meclise çok sayıda teklif verilmesine rağmen bunlar yasalaşmadı.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
Örgütlenme hakkı var, örgütlenme güvencesi yok
Tarım işçilerinin sendika kurmasının önünde hukuki bir engel bulunmuyor. Ancak sorun, tarım işçilerinin önemli bölümünün 4857 sayılı İş Kanunu kapsamının dışında kalması ve çalışma biçimlerinin örgütlenmeyi son derece zorlaştırması. Mevsimlik, geçici ve farklı tarlalara dağılan çalışma düzeni sendikal örgütlenmeyi zorlaştırıyor. İşçi ile üretici arasındaki ilişkinin çoğu zaman elci ve aracılar üzerinden kurulması da bu yapıyı belirliyor. Dolayısıyla işçi ücret pazarlığını doğrudan patronla yapmıyor. Bu yapı işçilerin toplu pazarlık gücünü zayıflatabiliyor. Eylül-ekim 2025’te Adana, Mersin ve Hatay’da on binlerce mevsimlik tarım işçisi düşük yevmiyeye karşı iş bıraktı. İşçiler başlangıçta yaklaşık 900 TL net ücrete karşı 1500 TL talep etti. İşçilerin üretimden gelen gücü, yani tarlaya gitmeyerek hasadı durdurabilme kapasitesi etkili olurken, eylemlerin örgütlenmesinde elciler belirleyici rol oynadı. Böylece tarım işçisinin güçlü bir pazarlık potansiyeline sahip olduğu ortaya çıktı; ancak bu güç henüz işçilerin kendi bağımsız ve kalıcı sendikal örgütlenmesine dönüşmüş değil.
Grevle kazanılan 1500 lira geri çekildi
Mevsimlik tarım işçilerinin bugün aldıkları ücret, yalnızca TÜİK’in ortalama yevmiye verileriyle değil, son aylarda verdikleri mücadeleyle de birlikte değerlendirilmeli. Çukurova’da on binlerce tarım işçisi, günlük 900 liralık yevmiyenin geçimlerine yetmediğini belirterek ekim 2025’te dokuz gün iş bıraktı ve günlük ücretin 1500 liraya çıkarılmasını talep etti. Grevin ardından işçiler, 1 Ekim-31 Aralık 2025 arasında 1200 TL, 1 Ocak-1 Ağustos 2026 arasında ise 1500 TL yevmiye konusunda anlaşmaya vardı.
Ancak 2026 yılı başında 1500 liralık ücret üzerinden çalışmaya başlayan işçilerin yevmiyesi daha sonra yeniden düşürüldü. Ziraat odalarının 14 Şubat 2026’da imzaladığı yeni protokolle günlük ücret 1385 TL’ye çekildi. Bir defalık iş bırakma eylemi ücret kazanımı sağladı ancak kalıcı bir örgüt ve bağlayıcı toplu pazarlık mekanizması olmadığı için kalıcı bir zam sağlanamadı.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et