Askerî sanayi işçileri 1 Mayıs’a hangi taleplerle gidiyor?
Ülkedeki sendikalaşma oranı ve önündeki engeller bir yana, bizim sektördeki durum çok daha vahim bir tablo sunuyor. Vatana hizmet duygusu ile kandırılıp hak aramak için böyle bir işe girişmenin, tersinden vatana ihanet gibi lanse edildiği cendereyiz.
Temsili | Fotoğraf: NIloy Tanvirul/Unsplash
Askeri Sanayi İşçisi
Askerî sanayiye üretim yapan işçiler olarak mevcut gündemde neleri konuşuyoruz ve 1 Mayıs’a giderken hangi talepleri öne çıkarabiliriz diye ayrı bir tartışma açmak gerekir. Yanı başımızdaki savaşın ilk günlerinden bugüne epey bir yol katettiğimiz ekonomi politik temelin, mücadele için nereden başlamak gerekir sorusuna dönüşmesi için küçük memnuniyetsizliklerden başladık.
Şubat ayında devamsızlık yapılması hâlinde bire üç kesinti yapılması ilk akla gelen konu oldu. Bir önceki ayın maaşını hesaplarken bu işin matematiği değil de doğrusu nedir diye çokça sormuştuk çünkü birbirimize. Yasalara ya da mevzuata bakmadan hareket edildiğini biliyorduk. Bu durum şu an çalıştığımız yerle sınırlı değildi. Zira hepimiz daha önceki iş yerlerimizde de bu işin böyle yürütüldüğünü görmüştük. O hâlde sorun uyanık patron ya da iş bilmez insan kaynakları ile açıklanamazdı. Bunun yanına iki bayram arası borçlanmadan kaynaklı mesai durumu eklendi. Normal gün çalışmasından borçlanıp hafta sonu mesaisine çağrıldığımızda aslında üstüne para vermiş olduk patronlara. Zaten eksik günün mesaiden kesilmesi de yine sadece şimdiki çalıştığımız yere özgü değildi ve normalleşmişti. Fabrikadaki herkesi etkileyen bu konular işçilere sorulsa hiçbiri "Böyle iyi, devam etsin" demez. Aramızdan birisi sorulmadan "yasal" olanı söylese ne olacağını biliyoruz. O yüzden haklarımızı bilmek, korumak ve büyütmek zorundayız. Bir de bunu birlik olarak, örgütlenerek yapmak zorundayız. Bu büyük cümlelerin altından kalkabilecek ilk güç: sendika.
Ülkedeki sendikalaşma oranı ve önündeki engeller bir yana, bizim sektördeki durum çok daha vahim bir tablo sunuyor. Vatana hizmet duygusu ile kandırılıp hak aramak için böyle bir işe girişmenin, tersinden vatana ihanet gibi lanse edildiği bir cendere var âdeta karşımızda. Bir yandan yaptığımız iş kutsallaştırılırken bir yandan da aynı kişiler tarafından değersizleştiriliyor. Ücretlerin baskılandığı, yan hakların budandığı Şimşek programından askerî sanayi işçilerine de fatura kesilmedi değil. Özellikle son iki yılda pek çok yeni işletmenin açıldığını, birden palazlandığını görüyoruz Sincan ve Kazan çevresinde. Ama karşısında işçilerin alım gücü ve sosyal hakları geriliyor. Ara zam dönemlerinde sağır olan patronlar, yıllık zam dönemlerinde de asgari ücrete yapılan zamma kulak kesiliyor.
Verdiğimiz emeğin karşılığını almak kadar nereye ve neden üretim yaptığımız da bugünün önemli tartışma noktalarından. Hem Filistin hem de İran üzerinden gördük ki iktidarın söylediği ile yaptığı birbirini tutmuyor. NATO toplantılarında ABD kararı ile şekillenen savaş ekonomisi; kamusal kaynakların kısıtlanmasından bağımlılık ilişkilerinin artmasına kadar herkesin geleceğinden çalıyor. Ama bizim, bu sektörde çalışan işçilerin, bugününden gidiyor. Sömürünün katlandığı bir düzende riyakâr politikalarla örgütsüz bir çalışma… Bize dayatılan tam olarak bu.
İşte bu yüzden tüm işçiler gibi haziran ayında ara zam almak için bugünden mücadele ederken temmuzda Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi'ne karşı da bir şey yapmamız gerekiyor. Yan sanayi işçisi olarak "Biz bunu hangi firmaya üretiyoruz?" diye bakmanın yanında, iktidarın hangi ülkelere ithalat yaptığını, İsrail ile ticareti neden kesmediğini de sormamız gerekiyor. Mecliste görüşülmeye devam eden savaş bütçesine de bir şey dememiz gerekiyor. Tüm bunları tartışmak ve bir mücadele konusu yapmak zor ancak üretimdeki pozisyonumuz gereği de bizim sorumluluğumuz dâhilinde. Bugünden yarına çözülecek işler değil ancak kalan bir haftada 1 Mayıs alanına taşınacak talepler…

Evrensel'i Takip Et