Küçükçekmece’de gıda işçileri anlatıyor: 'İstikrar dedikleri buymuş demek ki'
Güvencesizlikten gerçek ücretin altında yatırılan sigorta primlerine kadar pek çok sorunla boğuşan gıda işçileri, ekonomi programının etkilerini özetliyor: “İstikrar, istikrar dedikleri kuş olan ücretlerimizmiş.”
Fotoğraf: Pixabay
Andaç Aydın Arıduru
[email protected]
Barış Salık
[email protected]
İstanbul – 1 Mayıs’a sayılı gün kala Küçükçekmece’de çalışan gıda işçileri ile buluşuyoruz. Sektördeki ağır çalışma koşulları, düşük ücret dayatması ve hak gasplarıyla boğuşan işçiler; 1+1 bir evde 6 kişi yaşıyor.
Çocuk yaşta eğitimden koparak çalışmaya başlayan işçiler; güvencesiz ve uzun saatler boyu çalışıyor, sigorta primleri ise gerçek ücretleri üzerinden yatırılmıyor. 1 Mayıs’a giderken sorunlarına çözüm aramayı tartışan işçiler, yerel kutlamaların önem kazandığını da ifade ediyor.
Üretim baskısı silaha dönüşüyor
Gıda sektöründe işe erken yaşlarda başlayan ve "çaylak" olarak adlandırılan çocuk işçiler, kalifiye birer usta olana dek sabit asgari ücretle, üstelik sigortasız ve uzun mesailerle çalıştırılıyor. Sektörde müstakil fırınlardan büyük işletmelere, çalışma biçimleri değişse de güvencesizlik ve izin hakkı gaspı ortak. Bu şekilde kendi erken yaşta çalışmaya başlamış bir işçi, ürettikleri ürünün hayati öneminin kendilerine karşı bir baskı aracına dönüştüğünü anlatıyor: “Savaşta dahi çalışmak zorundayız. Biz çalışmazsak herkes aç kalır. Ben izin yapsam benim yerime çalışan kardeşimi iki katı çalıştıracaklar.”
"Patron paramızı geç ödeyerek kâr ediyor"
Çırak işçilerin ücreti sabit biçimde asgari ücret. İşçiler usta konumuna geldiklerinde ve ücretleri asgarinin üzerine çıktığında ise bu defa ücretler kayıt dışı ödeniyor. Asgari ücretin fazlası, elden ve gecikmeli olarak veriliyor. Bir işçi, bu durumun patronlar için bir haksız kazanç kapısı olduğunun altını çiziyor: “Bütün gıda iş kolunda olduğu gibi benim çalıştığım yerde de patron asgari ücretin üstündeki kazancımı geç vererek benim paramı nemalandırıyor ve kazandığım para üzerinden de kâr ediyor.”
Bu uygulamanın emeklilik haklarını gasp ettiğini söyleyen işçi, “Paramızı asgari ücretten yatırınca sigortamızı asgari primden ödemiş oluyor. Bu da benim sağlık konusunda almam gereken hizmeti etkiliyor. Ayrıca bu çalışma koşullarına rağmen emekli olabilirsem alacağım emekli maaşı da asgari ücret olacak” diyor.
"Ne barınabiliyoruz ne sosyalleşebiliyoruz"
Konuştuğumuz gıda işçileri, İstanbul’da tek başlarına ev kiralayamadıkları için 1+1 evlerde 5-6 kişi şeklinde yaşıyor. Erdoğan-Şimşek ekonomi programının yarattığı hayat pahalılığının altında ezilen işçilerden biri tasarruf yapmanın imkansızlığını, “Eskiden altın fiyatlarını takip ederdim alıp biriktirmek için. Şu anda takip ediyorum ama alamıyorum” sözleriyle anlatıyor. Bir başka işçi ise birçok işçi gibi günü kurtaracak kazançları borsada aradığını belirterek, “Cebimde 10 bin lira para kalmış, bu parayı kullansam ne kullanmasam ne. Zaten pul. Bari oynayayım da belki beşe, altıya katlar” diyor.
Ekonomi programının faturasının sadece kendilerine kesildiğine dikkat çeken bir başka işçi ise patronların elde ettiği kâr marjına şu sözlerle dikkat çekiyor: “Ben bir günde ne kadar ürettiğimi, o günkü ücretimi ve ürettiğim ürünün maliyetini biliyorum. Geriye 400 bin lira para kalıyor. O para da 4 patronuma 100 biner lira olarak geri dönüyor.”
Zorlu çalışma şartlarının kendilerini toplumdan soyutladığını belirten işçiler, sosyalleşmeye vakit bulamadıklarını vurgulayarak, “Zaten arkadaşım yok. Sosyalleşemiyorum ki... Çalışmaktan kendimize arta kalan bir zaman olmadığı için izin günümüzde arada bir karşıya geçiyoruz işçilerle” diyerek yaşadıkları izolasyona dikkat çekiyor.
Tazminatlar kuşa dönüyor
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına gelmesiyle birlikte yürütülen orta vadeli programlara ve fiyat istikrarı vaatlerine inançları olmadığını belirtiyor işçiler: “2 yıldır enflasyonda da bir düşüş olmadı hatta ücretlerimiz alım gücü olarak daha da geriledi.”
2023 yılında işten çıkarılan bir işçi o dönem hak ettiği 135 bin TL tazminatın karşısında arabuluculukta kendisine 80 bin TL teklif edildiğini aktarıyor: “Hak ettiğim tazminatı bırakmak istemedim. Teklifi kabul etmedim, dava 3 yıldır sürüyor.”
İşçi ile birlikte merkez bankasının “Herkes için ekonomi” isimli sitesinden kontrol ettiğimizde, hak ettiği tazminatın güncel değerini 435 bin TL’nin üzerinde olduğunu görüyoruz.
Kıdem ve ihbar tazminatlarında uygulanan “kanuni faiz”le hesapladığımızda alacağı miktarın 200 bin TL’yi ancak geçtiğini gören işçi aradaki kaybın büyüklüğüne tepki gösteriyor: “Patron, işten çıkarıldığım gün benim tazminatımı alıp faize koysaymış bugün hem tazminatımı ödeyecek hem de bir o kadar da kârı olacak. İstikrar dedikleri buymuş demek ki. Çalışıyoruz, aldığımız ücret küçülüyor. Tazminatını bile zamanında alamıyorsun, kuşa dönüyor. Patron da hakkımı vermeyerek kanunsuzluk yapıyor üzerine benim bir tazminatım kadar da mükafat alıyor. Enflasyon yüksek kaldıkça patronlara yarıyor.”
"Bu sorunları tek başımıza çözemeyiz"
Sektördeki işverenlerin dahi koşulların ağırlığının farkında olduğunu söyleyen işçiler, patronların kendilerine “Ben sizin yerinizde olsam sizin çalışma koşullarınızda çalışmam, giderim” dediğini aktarıyor. Ancak bireysel çıkışların sonuç getirmediğini anlayan gıda işçileri, çözümün nerede olduğunu şu ortak sözlerle ifade ediyor:
“Tek tek patronun karşısına giderek sorunlarımızı çözemeyiz. Birleşerek ortak bir örgütlü mücadele yürütmeliyiz.”
Yaklaşan 1 Mayıs’ta bu sorunlar etrafında talepleriyle 1 Mayıs’ta alanlarda olmayı tartışan işçiler çalışma düzeni nedeniyle meydanlarda olmakta zorlanacaklarını belirtiyor: “Kendi mahallelerimizde düzenlense taleplerimizle oralarda olurduk tabi.”
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et