Lobna, konuştuğumuz ‘devrime’ benziyor biraz...

Lobna, konuştuğumuz ‘devrime’ benziyor biraz...

Önce bir fotoğrafta bir kadın gördüm; çok hoş kırmızı bir elbisesi vardı. Saçlarından, yüzünden özgürlük akıyordu. Polislerden biri elindeki bir biber gazı aygıtıyla önce kadının yüzüne, sonra orda bulunan herkesin suratına adeta böcek ilaçlarmış gibi gaz sıkıyordu. Bu kadar sakin duran, barışc

Hakan Vreskala*

Arkasından yakılan çadırları ve tabii enstrümanları... Tahminimce çok parası olmayan gençlerin bütün yaz ucuz tatil yapmak için hazırlığıydı onlar. Ardından bir teyze vardı görüntülerde; garibim 70 yaşındaydı “yeter” diyordu, yanında bir de tülbent getirmişti. Bir amca polise, devlete, belediyeye aslında alayına isyan ediyordu. Ardından facebook- twitter sayfalarımdaki herkes; ablam, kuzenlerim, ilkokul arkadaşlarım , bugün çok para kazanan ya da yolunu tutturamayan arkadaşlarım, hepsi isyandaydı. “Bir dakka ne oluyoruz?” dedim. Geçmişte örgütlü mücadelede bulunmuş biri olarak bütün ezberlerim bozulmuştu.

Her insan bu bir “faşizm” diyordu, üstelik sadece Tayyip Erdoğan’a karşı bir tepki değildi bu; devletin acımasızlığına, kendi kutsallarını dayatıp bizim kutsallarımızı yok etmesine karşı bardağın taştığı yerdi. Yıllardır dedim ki biz “apolitiğiz”, “yitik kuşağız” “bizden bir şey olmaz.” Üzerinden bir zaman geçer insanlar bunu da unutur, en azından bir tepki doğdu belki ilerde... “Yanılmışım”! Ne kadar güzelmiş bu defa “yanılmak”. Meğer ne kadar ezikmişim, ne kadar umutsuzmuşum hayattan, ne kadar azımsamışım; kendimi, insanları...

Hâlâ Stockholm’de olduğum çarşamba perşembe cuma günü geçmek bilmedi.Telefonlar cayır cayır, Türkiye’den gelen haberleri okuyup duruyoruz birbirimize. Kimse uyumadı, uyuyamadı! Memleketten gelen haberlere doyamadık.

DİRENİŞLE GÜZELLEŞTİ MEMLEKET

Bu kadarı gerçek olabilir miydi? Gerçekten memleketim direnişiyle bu kadar güzelleşmiş miydi? Orda Taksim’e selam yollayan bir eylem yapalım dedik; dövizler, pankartlar yine uyunmadı, uyunamadı. “Eğer uykuların kaçıyorsa memleket meselelerinden devrim başlamıştır” diyordu ya Deniz Gezmiş. Duramadım, hayatım boyu beklediğim ayaklanmayı görmeye İstanbul’a geldim. Saatlerce sokakları gezdim, duvar yazılarını okudum, barikatlarda dolaştım, önlerinde fotoğraf çektiren insanlara baktım ağladım. Ve bu büyük isyanın asıl sahipleri, Rizeliler, Dersimliler, Antakyalılar, Taksimliler.. Peki tazyikli suyun önunde duran genç kadın, tomaya yumruk atan müzisyen, panzer önünde yatan engelli, kepçeyi ele geçiren taraftar.. Ve duvarları bir Penguen-Leman-Uykusuz sayfasına dönüştüren, mizahı seven direnişçiler.. Gördüklerimiz hepinizin eseri.

Ben 35 yaşındayım, yalan olmasın ama biz hep kaybettik. Her direnişimiz dağıtıldı, her itirazımız yutturuldu. Eskiden milli takım için söylendiği gibi; çok iyi oynayıp hep kaybettik.

Ne yalan söyleyeyim ben kendim için katıldım direnişe. Nerede gaz,  nerede saldırı, nerede direniş, çatışma varsa oraya gittim. Şiddet manyağı olduğumu sanmam.

Sadece cumartesi annelerini coplarla dağıtan, arkadaşıma işkence eden, işçilerin grev çadırlarını, eylemlerini dağıtan polisin halkın karşısındaki aczini görmek istedim. Direnişçiler çok kontrollüydü, “taş atmak yok”, “provokasyona izin vermek yok”, “emin olmadığımız haberlere dikkat”... İsyan bütün safhalarını yaşıyordu ve taraftar kültürünü de, bayrak fetişizmini de, alkol tüketimini de, küfürlü sloganlarını da bir yandan süzüyor, yenilerini kuruyor. Neredeyse küfürlü slogan kalmadı, militarizm içeren sloganlar rağbet görmüyor, LGBT bireyler,  avukatlar, doktorlar, devrimci müslümanlar, Çarşı ve diğer taraftarlar...Herkes burada. Şimdilik ortalık sakin parkta ve meydanda, diğer eylem şehirleriyle empati var. Roboski’ye borcumuzu ödüyor, 1 Mayıs’ın acısını çıkarıyoruz. İnsanlar bu deneyim ile “devlet babayı” ve “yandaş medyayı” çok daha iyi öğrendiğini konuşuyor.

Ve  Lobna, güzel Lobna... Menajerim, dostum , hayatı seven , çok gülen, akşam eve giderken sokak kedilerini de unutmayan Lobna.

Şu an Firuzağa’da seninle tanıştığım kafede, aynı masada oturuyorum. Senin sandalyen boş, çünkü hâlâ Taksim İlk Yardım’dasın. Gözündeki ışığı, parmağının bir hareketini, dudağının kıpırdamasını bekliyoruz. Çoğumuzun burnunda hissettiği gaz bombasını sen kafana yedin. Arkadaşım, komadan çıkınca seni bambaşka bir ülke bekliyor olacak. Hani o hep konuştuğumuz devrime benzer biraz. Sen Taksim’de vuruldun, Antakya’da birileri, Adana’da birileri...İşte ardından “Her Yer Taksim” oldu “Her Yer Direniş” oldu!

* Müzisyen

www.evrensel.net