Demirtaş: Barış mutlaka gelecek

Demirtaş: Barış mutlaka gelecek

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Kandil, Avrupa ve BDP’nin mektuplarının Öcalan’a önceki gün ulaşmış olması gerektiğini belirterek, üçüncü heyetin Newroz’dan önce gideceğini söyledi. Demirtaş, “Gitmesi gerekiyor ki, Newroz’da Öcalan’ın yol haritası açıklansın” dedi. &ldq

Sultan Özer


BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mektuplarına Kandil, Avrupa ve BDP’nin yazdığı yanıtların dün (önceki gün) itibariyle Öcalan’a ulaşmış olduğunu söyledi. Newroz öncesi 3. heyetin mutlaka gitmesi gerektiğini belirten Demirtaş, Öcalan’ın mektupları değerlendirmesinin ardından göndereceği yol haritasının Newroz’da okunacağını söyledi. Türkiye kamuoyunun barışa hazır olduğunun altını çizen Demirtaş, MHP ve milliyetçi kesimleri kast ederek, “Barış istemeyenleri ikna etmek zorunda değiliz” dedi.

BDP Genel Merkezi’nde gazetecilerle sohbet eden Demirtaş müzakere sürecine ve son gelişmelere ilişkin soruları yanıtladı.

Newroz hazırlıklarına,özellikle İzmir’de “provokasyon” iddialarına değinen Demirtaş, sosyal medya üzerinden yapılan kışkırtmaların kendilerini tedirgin ettiğini söyledi. Demirtaş, “Orada on binlerce insan toplanacak. 50 kişilik bir grup bile bir provokasyon yaparsa inanılmaz olaylar çıkabilir diye tedbir almaya çalışıyoruz. Hükümet de tedbir alıyor, biz de tedbir alıyoruz” dedi.

‘CEVAP ALAMADIK’

İmralı’ya gidecek heyetin” sorulması üzerine Demirtaş, “Biz sorduk, iki gündür de soruyoruz cevap alamadık” dedi. Heyetle ilgili Demirtaş, “Gün, saat ve isimler konusunda henüz bir netleşme yok. Bizim bu konudaki beklentilerimizi zaten biliyorlar. Ya eş başkanlar ya eş başkanların içinde bulunduğu bir heyet ya da eski heyet. O olmazsa herhangi bir heyet. Yani birilerinin gitmesi lazım.  Sanıyorum Newroz öncesi bu gidiş geliş gerçekleşecek. Gerçekleşmek zorunda daha doğrusu. Önceki görüşmede Öcalan Newroz’da çağrı yapmaya hazırlandığını belirtmişti. Şimdi o hazırlığın tamamlanması için heyetin gitmesi lazım. Kandil’in, Avrupa’nın mektuplarını iletmesi lazım ki O da çağrısını son halini tamamlayıp, gidecek heyete teslim etsin” dedi.

‘KOŞARAK MI ÇIKACAKLAR’

Radikal Gazetesi’nin manşetten verdiği “Son çekilme tarihi 16 Haziran” haberinin sorulması üzerine Demirtaş, “sonuçta bir emek harcıyorlar, ama bu kısmı ile ilgili kesinlikle yanlış olduğunu belirtmeliyim” dedi.
Bir takvim olup olmadığı yönündeki soru üzerine de Demirtaş, “Bu işin mantığı yok. Geri çekilme 16 Haziran’a kadar tamamlanacak... Koşarak mı çıkacaklar yetiştirmek için. Taaa  Erzurum’da, Hakkari’de olan var. 16’sında çıkamayan kalacak mı? 17’sinde ... Böyle bir şey olmaz, mantıklı da değil.
Mutlaka bir takvim vardır ama, bir gün koymak mantıklı değil. Hükümet ile Öcalan arasında bir takvimlendirme mutlaka vardır. Ama bizim bilgimiz yok” diye konuştu.

‘İÇERİĞİNİ GİTMEDEN BİLMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL’

Öcalan’ın yazacağı mektubu, heyetleri gitmeden görme, bilme şansları olmadığını da kaydeden Demirtaş “O nedenle şu an takvimle ilgili yapılacak çağrının içeriğiyle ilgili kim ne yazarsa spekülasyon olur. Biz de bilmiyoruz. Üçüncü heyet gidecek ki Öcalan'ın takvimi olacak mı olmayacak mı görecekler” diye konuştu.
Sorular üzerine “Mektuplar bizden önce gidiyor” diyen Demirtaş, BDP’nin Öcalan’a yazdığı mektubun içeriği ile ilgili de şunları söyledi:
“BDP, Demokratik Toplum Kongresi ve görüşme yaptığımız tüm çevrelerin ortak kanaati şudur ki, tümüyle bu sürecin arkasındayız. Kürt demokratik, legal siyasetin bütün kurumları bu sürecin arkasındadır. Tereddütsüz bir şekilde arsındadır ve sürecin ilerlemesi için de üzerimize düşen misyonu, görevi yürüteceğimizi de belirtiyoruz. Cevabımız sadece Sayın Öcalan’a yönelik değil, cevaplar hükümet tarafından da okunuyor. Heyet de okuyor. Aynı zamanda hükümete de bu süreci yürütmesi, ilerletmesi konusunda cesarettir, destektir.
Cevaplarımızda sürecin nasıl ilerleyeceğine dair somut olaylar var. Bugüne kadar parlamentoda yaptığımız çalışmalarda, anayasal, yasal komisyon önerilerimizde nasıl yaklaştığımızı belirttik. Bunların incelenmesi halinde sürece katkı sunacağını belirttik.
Siyasi Partiler Yasası, seçim barajı, Terörle Mücadele, Ceza kanunları, Toplantı ve Gösteri Yasası gibi konularda çok sayıda teklifler verdiklerini hatırlatan Demirtaş bunları mektuplarında anlattıklarını, “ama yol katedilmedi” dediklerini söyledi. Bunlarda yol kat edilmesinin süreci yumuşatacağını kaydeden Demirtaş, mektuplarda bunları belirttiklerini dile getirdi.
Anayasa uzlaşma komisyonuna bütün partilerin sunduğu teklifleri içeren bir dosyayı Öcalan’a heyetle göndermeyi istediklerini belirten Demirtaş, Öcalan’ın heyetle görüşüp, tartışırken tüm partilerin taleplerini görmesinin, bilmesinin önemli olduğunu söyledi. Bölgesel Kamu İdaresi tekliflerinin de bunun içerisinde olduğunu dile getiren Demirtaş’ın sorulara yanıtları şöyle:

Karayılan’ın destek açıklamasının aralarında tereddütler görülüyor. Kafa karışıklığı mı var, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Karayılan’ın açıklamalarından bağımsız söyleyeyim, genel olarak Kürt tarafında şöyle bir şey var. 11 yıllık AKP politikalarının pratiği güçlü bir güven ortamı oluşturmadı.  Bu 11 yıl boyunca yaşanan veya yaşatılan şeyler Kürtler’de de büyük travmaya yol açtı. Bazıları bunu çok anlamayabilir. Kürtler barışa çok büyük bir hasret, özlem duyuyorlar. Türkiye’de herkes bu özlemi hissediyor bundan şüphemiz yok. Ben MHP’ye oy veren insanların da savaş istediğini düşünmüyorum. İnsanlar birbirini öldürsün, dağa çıksın... Ama herkesin barıştan anladığı şey farklı. Herkesin farklı bir barış tanımı var ve bu pencereden sürece bakmaya çalışıyor.
Evet Kürtler barış istiyor ama Kürtler’de barış demek özgürlükle, demokrasi ile içi doldurulmuş, onurlu bir barış demektir. Buradan baktığında Kürtler, demokratikleşme konusunda AKP’nin çıtayı yüksek tutturup tutturmayacağı konusunda tereddüttedir. Bugüne kadar ki pratiklerinden..
Ama şunu söyleyeyim, kişiler de kurumlar da hiçbir zaman değişmez diye bir şey yoktur. Partiler de, politikalar da değişebilir. Bu bizim için de; AKP için de geçerli. Ortada bir yanlış varsa, o yanlıştan dönmek için atılan her adım cesurdur ve desteklenmelidir. Şu anda bu noktadan bakıyoruz. Bunun altı doldurulur mu doldurulmaz mı önümüzdeki günlerde göreceğiz. Tereddütlerimiz var.
Ama biz AKP hiçbir zaman değişmez, asla demokrasi konusunda çıtayı biraz daha yükseltmez gibi şeyden bakmıyoruz. Bu imkan vardır, bunu kullanmaya çalışacağız.

4. yargı paketinin beklentileri karşılamadığı eleştirileri var, bundan sonra değişiklik olabilir mi?
Olmalı bence. 4. yargı paketi süreçle alakalı değil. Süreçten önce hazırlığı yapılan paketti aslında, fakat sürece denk gelince gözler de 4. yargı paketine çevrildi. Bizim de beklentimiz var. Beklentimiz de sadece KCK tutuklularının çıkması değil.
Şu an Türkiye’de bağımsız, tarafsız bir yargı sistemi yok. Paketin buna hizmet etmesi lazım. Bundan da uzak. Bakan’ın kendisi söylüyor, ‘sadece AİHM için çıkarıyoruz’ diyor. Bir defa da halk için paket çıkarsaydınız mübarek.
Artık halk hangi paketi istiyorsa onun çıkması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu paket alt komisyona sevkedildi, değişme ihtimali vardır, değişmelidir de. Çok yetersizdir.
Bakan ‘biz ne vaad ettik ki’ diyor. Tamam çıkıp ‘özgürlük getireceğiz’ demedin ama halk özgürlük istiyor. O halde paketin içine bütün bu beklentileri karşılayacak değişiklikleri koymanız lazım. İçeride sadece KCK tutukluları yok. Çok mağdur var.

Öcalan’dan ne tür açıklama bekliyorsunuz?
Silah meselesi önemli, kritik bir konu. Bu eylemsizlik, geri çekilme, silah meselesi konjonktürel olarak; kanın durması açısından çok önemlidir. Beklentilerin bence hayat bulması gerekiyor.
Fakat bunun ötesinde stratejik bir değişiklik dönemine giriyoruz. Aslında Kürt sorunun, Osmanlı’yı dahil edersek 100 yıllık bir geçmişi var. Ama Cumhuriyet dönemini düşünsek, Kürtler ve Türk devleti arasında, altını çizerek belirtiyorum Türk halkı arasında demiyorum, muazzam bir gerilim, çatışma, isyan, katliam ilişkisi vardır. Bu ilişki tarzı bölgedeki tüm Kürtler ile Türk devleti arasına sirayet etmiş bir ilişki tarzıdır. Şimdi bu stratejik bir değişikliğe uğrayabilir mi? Yani Ortadoğu’da taşlar yerine otururken, yeniden şekillenirken yeni bir Türk-Kürt ilişkisi, Suriye-Irak, İran bütün Kürtlerle Türk devlet ilişkisi değişir mi?
Birbirini yıpratan; çatışan, savaş araçlarını kullanan ilişkiden çıkıp, iki tarafın da kazanabileceği bir ittifak anlayışı gelişebilir mi? Belirleyici olan kısmı budur.
Öbür kısmı sürecin taktiği gereğidir.

‘STRATEJİK BİR DEĞİŞİM GEREKİYOR’

Gültan Hanım da dedi, ateşkesten çok daha önemli bir çıkış, çağrı olabilir.
Hükümetin de açıklama ve yaklaşımlarının bu değişikliğe kendini hazırladığını gösteriyor.
Hükümet cephesinden, en azından ciddi, sorumlu kişilerin açıklamaları (sorumsuz kişilerin de açıklamaları var, onları dikkate almıyoruz) gösteriyor ki, devlet de artık Türk Kürt ilişkilerinde stratejik bir değişikliğin olması gerektiğini hissediyor. Çatışmacı ilişkiden çıkılması gerektiğini artık düşünüyor.
Çünkü Güney Kürdistan –Türkiye ilişkisi artık giderek iki komşu ülke ilişkisine dönüştü. Rojawa dediğimiz Süriye Kürdistan bölgesinde defakto bir devlet var ve bunun artık resmileşeceği de anlaşılıyor.
Türkiye’nin buralarla ilişkisi çok önemlidir. Pozitif, karşılıklı geliştiren olmalıdır. Öcalan’ın Bu Newroz’la birlikte bütün bu değişikliği yaratan bir çağrı yapacağını düşünüyorum.

Bu, Türkiye’nin 100 yıllık politikasını terk edecek demek mi?
Terk etmeye başlayacak diyelim.

Kaygılar var bu konuda...
Bahsettiğiniz kaygıları anlıyorum, izliyorum. Ama bu çelişki çok temel bir çelişkidir. Diğer ezilen grupların ezilmesinin de temel nedenlerinden biridir Türk Kürt ilişkisindeki sıkıntı. Bu sorun üzerinden geliştirilen politikalar Ermeleri de, Alevileri  de, kadınları da etkilemiş, tek potada eritmek için Kürt sorunu önemli bir gerekçe haline getirilmiştir.
Kürtlerle bu ilişkinin geliştirilmesi demek, bu mermer bloğun çatlaması, parçalanması demek. Bunun içinden çıkacak şey de kaos değildir. Daha görkemli bir heykel olabilir. Bu da herkes için daha fazla demokrasi demektir.

YENİ BİR TÜRK-KÜRT İLİŞKİSİ

Yeni bir Türk-Kürt ilişkisi, yeni bir egemen ilişkisi kuruluyor şeklinde okunmamalıdır.
Kürt, Kürdistan zaten vardı. Devlet değildi, bilinmiyordu, tanınmıyordu. Şimdi üzerindeki toz kalkıyor. Bunun diğer ezilenler açısından bir tehlikesinin olmadığı artık görülmelidir. Kürt halkı zaten vardı, üzeri tozlarla örtülmüştü. Kürtler o tozu kaldırdılar ve görünür hale geldiler.
100 yıldır yok sayılıyorlardı, şimdi yeniden var olacaklar Bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesi diğer ezilen grupların aleyhine olmayacaktır.
Kaldı ki şu konu nettir; biz sadece Kürtleri ilgilendiren, sırf Kürtlerin hakları ile ilgili tartışmayı hiç kimse ile yürütmedik, bundan sonra da yürütmeyeceğiz. Yaptığımız bütün öneri, teklifler hiçbir etnik, inanç grubuna ait değildir. Demokrasi olacaksa hep birlikte faydalanılacak; olmayacaksa hep birlikte mücadele edilecek.
Çok hassas bir konu. Cümlelerimi de dikkatle seçiyorum, özellikle Kürt mücadelesinden, Kürt halkından beklenti içerisinde olan ezilen gruplara ithafen söylüyorum; Kürtler eğer; Kürt hareketi silahlı mücadeleyi devre dışı bırakacaksa bu mücadeleden vazgeçileceği anlamına gelmez. Demokratik, yasal; barışçıl mücadele devam edecek. Silahların bırakılma ihtimali özellikle beklenti içinde olan kesimleri niye rahatsız ediyor onu sormak istiyorum. Yıllardır barış için birlikte mücadele etmiyor mıyız, akan kan dursun demiyor muyuz. Şimdi bir yandan barış isterken; bir yandan Kürtler bir imkan yakalayıp da silahsız döneme geçilmesi için fırsat kullanmak istiyorlarsa, buradan yola çıkarak, Kürtlerin, Kürt hareketinin ‘teslim olduğu, sadece kendi çıkarlarını düşündüğü, başkalarını düşünmediği’ gibi sonuçlara gitmek bir yerden sonra savaş kışkırtıcılığı olur. Buna herkesin dikkat etmesi lazım.
Kürt gerillalar dağa çıkmışken çevre sorununu da asgari ücret sorununu da çözsünler deniyorsa, bu da haksızlıktır. Demokratik, siyasal mücadele yaşamın her alanında zaten sürecek.

Mektuplar iletildi mi?
Kandil’den de Avrupa’dan da mektuplar bize ulaştı. Heyet gitmeden önce hazırlık yapılması için İmralı adasına ulaştırılmak üzere ilgili kesimlere verdik.
Dün (Cuma) itibariyle ulaşmış olması lazım.

Mektuplar kaç sayfa?
KCK’nin cevabı yaklaşık 3 sayfadır. Avrupa’dan yaklaşık 7 sayfalık.
BDP’nin de yaklaşık 3 sayfa. Ekleri çok, dosya vs.
Muhtemelen Newroz’da okunacak. Kendisi Newroz’da duyurulmasını istemişti. Hala görüşü o ise öyle yapılır.

Mektubu kim okuyacak? Leyla Zana’nın okumasını istediği söyleniyor?
Leyla Hanım da okuyabilir, milletvekili olmayan biri de okuyabilir. Kendisi ‘mesajım şu kişi tarafından okunsun’ derse tabi ki o kişi tarafından okunur. Ama böyle bir isteği yoksa biz karar veririz kimin okuyacağına.

Nihai yol haritası olmayacak mı?
Muhtemelen çağrı olacak. Yol haritası da içinde olacaktır.
Heyet Newroz’dan önce gidecek muhtemelen. Heyet döndüğünde, belki Newroz için bir çağrı yapabilir. Ama sürece ilişkin asıl çağrı 21 Mart’ta diye düşünüyorum.

Süreç bundan sonra nasıl ilerler?
Bu trafik BDP açısından önemli ölçüde tamamlanmış olur.

BDP çekilir mi?
Çekilmez hazır, daha farklı misyonlarımız var. Ama süreç bir şekilde ilerler diye düşünüyorum. Ayda yılda bir BDP heyetinin güçlükle adaya gidip, zor bela bir mektup getirip, güçlükle Kandil’e götürüp binbir güçlükle cevabını getireceği şeklinde ilerlemez.
Şimdiye kadar böyle bir zahmeti vardı. Sadece bizim için değil, hükümet için de heyet için de zordu, zahmetliydi. Ama bundan sonra eğer olumlu bir süreç başlayacaksa çok daha hızlı mekanizmaların devreye girmesi gerekir. Bunlar ne olur bilmiyorum, bu şekilde olmayacağı kesin.

Öcalan’ın yeri değişir mi?
Sanmıyorum, olmaz. Belki çalışma imkanları, koşulları artırılabilir.
Kandil’in röportajında var,doğrudan temas istiyorlar. BDP’li heyetin çalışmasına anlam yüklüyorlar ama süreç ilerleyecekse doğrudan temas istiyorlar.

Video konferans mı istiyorlar?
Hiçbir fikrim yok.

Öcalan Meclis şartına bağlıyor...
Şunu kastediyorum, daha ciddi bir değişim. Silahla ilgili beklentileri biliyoruz, ama bunun ötesinde bir çözüm süreci olacak. Silahların devre dışı bırakılması çözümün önünü açan şey olacak, çözümün kendisi olmayacak.

Meclis’te bir karar ....
Bu çağrıyı yapar mı göreceğiz. Velev ki yaptı. 30 yıldır Türkiye’de şu veya bu şekilde silahlı olarak bulunan bir örgüt var ve bu örgütün lideri ‘Türkiye’nin sınırları dışına çıkın, ama parlamento da buna destek veren karar alsın’ demişse, parlamento, orada bulunan partiler ‘yok kardeşim böyle bir karar almayız. Onlar ülkemiz sınırları içinde kalsın’ diyorsa o günden itibaren ölecek her Türk ve Kürt çocuğunun sorumlusu o partidir. Çok net. Böyle bir şeye kim karşı çıkabilir. Hangi ülkenin parlamentosu, kendi çocuklarının ölüm kararını alabilir. Bu vebalin altına kim girebilir. Ben CHP’nin bu vebalin altına girmeyeceğini düşünüyorum. MHP girecekse kendi bileceği iştir.  Çünkü anlamı bu olacak.
Partiler bunu iyi düşünmelidir.

‘HERKES HALKIN SESİNE KULAK VERMELİ’

TBMM , oradaki vekiller de artık şunu iyi idrak etmeli, turuncu ceylan derisi koltuklar askerlerin nöbet tuttuğu yerden farklıdır. Oturduğunuz yerden barış ya da savaş konusunda ahkam keserken, başkalarının çocuklarını, kendi çocuklarınızı düşünün. Barış gibi hayati bir konuda bile medeni bir şekilde tartışıp, parlamento olarak sürecin arkasında duramayacaksa, o parlamentonun adı halk iradesi falan olmaz. Hangi MHP’li, CHP’li genç gidip ülkenin doğusunda Kürtleri öldüreyim diye heveslidir ki... Herkesin halkın sesine kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum,
Başka ülkelerde parlamentolar cesur olduğu için bu tür dönemlerde barış gerçekleştirmiş, sadece liderlerin değil, parlamentonun cesur olması lazım.
Türkiye’nin geleceği ile ilgili bu stratejik değişikliğe parlamento hazır mı değil mi, yoksa ülkeyi kaosa sürükleyecek şeyin altına mı imza atacak. Herkesin ince hesaplayarak karar vermesi gerekecek.

Yasal değişiklik olacaksa sizin ve AKP’nin oyu yetiyor?
Elbette ki. Ama mesele parmak meselesi değil ki. Barış ihtimali bazı insanları rahatsız ediyor. Konuşuluyor olmak bile bazı grupları çok tedirgin ediyor. Özellikle MHP akan kan duracak, silahlar susacak diye büyük bir panik içinde. Toplumu da kışkırtamıyor, büyük çaba sarf ediyor ama toplumda bu konuda refleks yok. MHP’nin katkısını istediğimden söylemiyorum bunu. Ama milliyetçilik, ülkesini sevmek; ülkesinde boş yere kan akmasını savunmak demek değil. MHP’lilerin bunu görmesi gerek.
Bu ülkeyi kimse satışa çıkarmış değil, ülkenin değerlerini satışa çıkarmış değil. Kürtler ve diğer kesimler hak ve özgürlükleri, demokrasi sınırları çerçevesinde almak istiyorlar, savaş bitsin diyorlar.
MHP’liler ülkenin kaçta kaçını yabancı sermayenin aldığını, kaçta kaçının satıldığını biliyorlar mı? Ülke borsasının yüzde 80’i yabancı sermaye şirketlerinin elinde. İş ’kardeşim’ dediği Kürtlerin haklarına gelince mi ülke satılmış oluyor. Çok çarpık bir milliyetçilik anlayışı var. Bu Kürtlerde de Türklerde de gelişirse çok tehlikeli olur.
En geniş kamusal vicdanın tatmin olması, toplumsal barışın kalıcı olması açısından önemlidir.
MHP buna engel olmaya çalışıyor. Barış mutlaka olacak, MHP’ye rağmen olacak. Ama istiyor ki olacaksa bile barış toplumlarda bir arıza kalsın.

Görüşmeler ne kadardır sürüyor?
Şu an 6 aydır diye biliyorum.

Neden süreç bu kadar hızlı?
Bir gün olacaktı ve ne zaman olsa bu soru sorulacaktı. Siyasetimizi çözüm üzerine kuruyoruz, AKP düşmanlığı üzerine değil. Kapıları açmış bir iktidara karşı niye bugün açtın, geçen gün açmadın diye sorulmaz. Sadece geç kalınmış.
Gelinen nokta önemlidir; yolun yarısıdır. Çünkü buraya gelmek Türkiye’de çok zordur. Daha hiçbir adım atılmadı. Demokratik, yasal, anayasal düzeyde... Kamu görevlilerinin bırakılması bir jestti, bir adım değil.
Henüz hiçbir adım atılmış değil; ama bence yolun yarısına gelindi. Bu kadar önemli tabuları yıkmak, sürecin bu kısmını başarıyla geçmek. Şimdiden sonraki yarısında içini doldurmak, kalıcı hale getirmek, halkın inanacağı, güveneceği adımları atabilmek. Herkesin içini rahatlatacak adımları birlikte atabilmek.
Başbakan daha üç ay önce Öcalan’ı idam ediyor, BDP’li milletvekillerini atıyordu. Siyasetini yapıyordu. Biz de ‘hayır böyle olmaz’ diyorduk.
O zaman İmralı ile görüşmeler yapılıyordu. Başbakan bu dil; yaklaşım üzerinden bir çözüm ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Bir tehditti aslında, yoksa Öcalan’ın idam edilmeyeceğini herkes biliyordu.

Sınır dışına çıkma nasıl olacak?
Şu ana kadar bildiğimiz kullandıkları tek ulaşım aracı mekaptır.
Böyle bir toplu taşıma aracı, kamusal hizmet, akbil vs. sanmıyorum. Giderler, yürürler çıkarlar yani.
Başbakan bütün çağrılarında ‘böyle bir şey yapılırsa garantisini veriyoruz’ dedi. Garantisini veriyor, hakim olduğunu düşünüyor, güveniyor demek ki. Öyle bir şey olursa provakasyon çıkmasını önlemek Başbakan’ın görevi. Parlamento da bir tedbir alır, hükümete  güç verirse iyi olur.

Öcalan’ın Yahudi, Ermenilere ilişkin söylemi... Bu değerlendirmeye mektubunuzda yer verdiniz mi?
O mektupta değil, görüşme notlarında vardı. Orada hiçbir etnik kimliğe karşı yaklaşım yok, lobilere karşı var. Ermeni, Yahudi lobilerine eleştirisi var. Ermeni arkadaşlara hatırlatmak istiyorum ki, Öcalan’ın lobilere karşı rahatsızlığından rahatsızlarsa dönüp, Hrant Dink’in lobilere karşı yazılarını bir daha okusunlar. Dink Ermeni lobilerinden memnun muydu?
Ermeni halkına, kimliğine, ulusuna veya başka halklara karşı yaklaşımdan ziyade, lobilerin Amerika’daki; Avurpa’daki siyasal ilişkilere, girdikleri angajmanlara ve o angajmanların Ortadoğu üzerindeki etkilerine dair tartışmalar yürütülüyor.

Halk hazır mı?
Büyük bir tabu, büyük bir korku yıkıldı. Sadece ‘Sayın Öcalan’la görüşülsün’ dediğimiz için hakkımızda çok sayıda fezleke var. Bu konuda bir korku, muazzam önyargılar vardı. ‘Öcalan’la, PKK’yle; teröristle görüşülmez’ denildi. Bunun böyle olmadığı görüldü. Yolun yarısı dediğim bu. Bu kolay geçilmedi. Öbür yarısı da kolay olmayacak. Ama ‘toplum hazır değil’ kısmına katılmıyorum.
Toplumsal vicdan bütün toplumlarda vardır. Bunu harekete  geçirmek veya köreltmek iktidarın tutumuna bağlıdır. Kamuoyunda hiç de infial falan oluşmuyor. Hükümet bu konudaki tutumunu sürdürürse kamuoyu desteği devam edecektir. Lobiler, silah tüccarları vs.
Türkiye’de muazzam bir savaş sanayi vardır. Bunun da lobisi vardır. Sadece PKK’ye değil; Türkiye’ye silah satanlar da. Sadece silah satanlar da değil, Türk ve Kürtler savaşsın biz de bunun üzerinden bölgeyi, Türkiye’yi, Kürtleri yönetmeye devam edelim diyen uluslar arası güçler de devletler de var. Onlar silah satmıyor ama egemenlik alanı yakalıyorlar. Onlar, bunlar rahatsız diye barış girişimi olmayacak mı?
Bu defa herkes bu konuda cesur. Başbakan da cesur , Öcalan da cesur, biz de cesuruz. Biz bu stratejik değişim, zihni dönüşüm ve demokratik çözümü gerçekleştirmek istiyoruz diyorlar.
Artık bu barışı istemeyenler var, nasıl yapacağız tartışmasını bir kenara bırakmamız gerekecek. Bunlar hep olacak. Yarın barış gerçekleşse bile yine bozmaya, kışkırtmaya çalışacaklar. Biz kendi işimize bakalım.

Gerçekten süreçten rahatsız olanlar da var...
Var mutlaka ki, ama onlar rahatsız diye Türk ve Kürtlerin birbirini öldürmesini izleyemeyiz. Onlar da rahatsız olsunlar. İkna etmek zorunda değiliz. Bu ülkeye barış gelecek diye ülkenin yüzde 15-20’lik ‘süreçten rahatsızım’ diyen kısmının ille de ikna edilmesi gerekmiyor. Ülkede rahatsız olanlar da olsun. Barış gelmeyecek mi  yüzde 100 destek yok diye. Çok büyük bir destek var. O insanların rahatsızlık nedenleri bana göre haklı değil. Keşke ikna olsalar ama bekleyecek değiliz. Israrla barışın gelmesi için politikalarımızı sürdüreceğiz.
Bu ülkede 50 bin insan öldü, Bunun 40 bini Kürttür. ’50 bin şehit ailesi var’ deniyor ya, bunun 40 bini Kürt anasıdır.
Rahatsızım diyenler kendilerine bir sorsunlar. Türk tarafı bu acıların ne kadarını çekti, şimdi Kürt tarafı barış için bu kadar hevesli iken ben niye rahatsızım diye kendilerine sorsun.


BAŞKANLIK SİSTEMİ

Başkanlık sistemi Parlamento uzlaşma komisyonuna sunulduğunda biz de tartışılmasını destekledik. CHP, MHP tartışılmasına kesinlikle karşı çıktı. Bir ay komisyon tıkandı. O zaman görüşme süreci başlamamıştı, Öcalan Başkanlıkla ilgili bir şey söylememişti. Dolayısıyla BDP’nin tutumunda bir değişiklik yok.
Biz şu an uygulanan modelin kesinlikle değişmesini istedik. Bu katı, merkeziyetçi sistemdir, değişmesi gerekir. Ademi merkezi yönetim sistemine geçilmesi gerekir. Bizim düşündüğümüz ademi merkezi sistem
başkanlıkla da olur, parlamenter rejimle de olur. Hele hele başkanlık sistemi tek başına diktatörlük deyip sayfayı kapatmayı doğru bulmuyoruz.
Bu model değişsin diyoruz, herkes fikrini söylesin. CHP de MHP de bu konuda artık bir şey söylemelidir. Mevcut devlet yönetimi iyi midir? Şu anda Tayyip Erdoğan, Amerikan Başkanı’ndan daha mı yetkisizdir Allah aşkına. Tayyip Erdoğan’ın Arap ülkelerindeki krallardan daha yetkili olduğunu düşünüyorum. Bundan rahatsız değiller, başkanlık sistemini tartışacağız dediğimiz an, sen krallık mı istiyorsun? Bundan daha güçlü krallık sistemi getirebilirse AKP, önerebilirse helal olsun diyeceğim. O zaman niye tartışmıyoruz mevcut durumu, herkes memnun mu? Biz memnun değiliz. O yüzden başkanlık sistemi değiştirilebilir diyoruz. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net