15 Aralık 2019 05:25

Asgari ücret yalnız bir ücret pazarlığı değil işçiyi tanımlama pazarlığıdır

Bugün asgari ücretin ne kadar olacağı, işçilerin ne kadar örgütlü olduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Belirleyici olan işçilerin sürecin ne kadar tarafı olacağıdır.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Aydın TAN
Halil İMREK

Asgari Ücret Komisyonu ikinci toplantısını yaptı. ‘2020 yılı için geçerli olacak asgari ücret, ne kadar olacak ve nasıl belirlenecek’ tartışması da devam ediyor. Asgari ücret pazarlığı yalnızca bir ücret pazarlığı değil; onu da kapsamak üzere, farkında olalım ya da olmayalım, işçiyi tanımlama pazarlığıdır. Elbette evine götürecek ekmeği olmayan işçi öncelikle ücretine ne kadar zam yapıldığı ile ilgilenecektir. Oysa işçi, bir sınıf olarak hareket ettiğinde “insan” olarak değer görür; sınıf olarak hareket etmediğinde üretimin girdilerinin bir parçası haline gelir. Patron ise hep maliyeti düşürmeye çalışacaktır. Mevcut yönetmelikte asgari ücret, basit iş gücünün üretim maliyeti, varoluş ve üreme masraflarından oluşur. Patronlar, girdi masraflarını kısmada o kadar ileri gitti ki geçen yıl asgari ücret görüşmelerinde “Asgari ücret işverenin verebileceği en düşük ücrettir” tezini ileri sürdü. Çünkü patronların ortaya koyduğu kriter işin aksamaması için işçinin gelip çalışmaya devam edeceği kadar bir ücret alması. Yani ölmeyeceği ve yarın gelip işe başlayacağı kadar bir ücret. 

Öncelikle bugün asgari ücretin bir geçim, karnını doyurma ücreti tartışmasından çıkarılması gerekiyor. İşçinin çocuğu ile gezmeye, eşine hediye almaya, temiz bir ortamda yaşamaya hakkı var. Sinemaya, tiyatroya gitmesi, tatil de yapması lazım. Bütün bunlar hesaplanarak bir ücret tartışması sürdürülmeli. İşçilerin de sendikaların da böyle bakması önemli. Çünkü işçi bir değer üretiyor. Bütün maddi zenginlikleri üreten kendisi. Onun için karnının doyması üzerinden bakamaz. Patron ise işçinin ürettiği değeri alıp mülkiyet ediniyor, onun üzerinden zengin oluyor.

Türk-İş de asgari ücret görüşmelerinde işçinin ailesi ile birlikte günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak, insanlık onuruyla bağdaşacak bir tutarı esas almalı. 

İŞÇİ TARAFI 10 DEFA PATRONLARA ŞERH YAZDIRMIŞ

Sınıf mücadelesinin bir momenti olarak asgari ücret ele alındığında, sadece artışta değil asgari ücreti belirleme kriterlerinin oluşturulmasında sınıf mücadelesinin izini sürebilir, bunun nasıl somutlaştığını örnekleriyle anlayabiliriz. Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu’nun* 40 yıllık tutanakları inceleyerek hazırladığı makalesi bize bu imkanı sunuyor.

1969’da ilk olarak asgari ücret işçi temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon tarafından belirlenmiştir. 2013 yılına kadar inceleyen araştırmacı şu gözlemde bulunuyor: “İşçi üyelerinin özgür iradelerini ortaya koyamadıkları 12 Eylül askeri yönetimi dönemindeki üç oy birliğini dahil etmezsek, asgari ücreti belirleme kararlarından 3’ü komisyon üyelerinin oy birliğiyle alınırken, 22’si işçi kesiminin muhalefetiyle, 10’u da işveren kesiminin muhalefetiyle alınmıştır.” 

2013 yılına kadar olan dönemde bir defa oy birliği ile karar alınmış. Bu tahmin edileceği gibi askerlerin süngüsü altında 1980 yılında imzanmış. İki taraf da sessiz sedasız imzalamış, tabii işçilerin aleyhine bir ücret artışı yapılmış. Bu darbelerin terör söylemiyle gelip işçilerin iradesini, haklarını gasbettiğinin iyi bir göstergesi. Bu arada geçen yıl da oy birliğiyle karar alındığını hatırlatalım. Ancak asıl önemlisi işçi tarafının patronlara 10 kez şerh yazdırmış olmasıdır. Bu da bize işçiler birleştiklerinde, patronlara yeniden şerh yazdırabileceklerini gösteriyor.

"1961 ANAYASASI’NDA İNSAN HAYSİYETİNE YAKIŞIR BİR ÜCRET DENİYOR"

Darbeciler, ülkenin bekası ve terör söylemiyle gelmişlerdir. Ama anayasa değişikliğinde asgari ücretin kriterlerini değiştirmişlerdir. 1982 Anayasası’nda “Asgari ücretin tespitinde ülkenin ekonomik ve sosyal durumu göz önüne alınır” denmiştir. 1961 Anayasası’ndaki, ücretin, ‘Çalışanların insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlamalarına elverişli olması’ koşuluna yer vermemiş, buna karşılık ‘Asgari ücretin tespitinde ülkenin ekonomik ve sosyal durumu göz önünde bulundurulur’ şeklinde sınırlayıcı bir hüküm eklemiştir. Görüldüğü gibi insan haysiyetinin hiçbir değeri yok.

Daha sonra yapılan değişikliklerde asgari ücretin tespitinde “çalışanların geçim şartları” ibaresi eklenirken “ülkenin sosyal durumu” ifadesi çıkarılmıştır. Yıllar içinde anayasa defalarca değiştirildi. Bir daha çalışanların “geçimin” ötesinde onuruyla yaşayan insanlar oldukları ve buna uygun bir ücret belirlenmesi kriteri anayasa metinlerine girmedi. Patronlar ise daha ileri giderek “Önemli olan benim verebileceğim en düşük miktardır” küstahlığına geldi.

’70’li yıllar işçi örgütlenmesinin güçlü olduğu yıllardır. 1976 yılında yapılan görüşmelerde yeni kıstaslar geliştirilmiştir. Önce fiyat artışı oranında artış yapılmış (yüzde 41.7), sonra tarım dışı istihdamda kişi başına gelir artışı “prodüktivite artışı” (yüzde 54) buna eklenmiştir. Burada işçilerin zenginliğin tümünü üreten olarak ondan pay alması sağlanmış. Bu ilke ile işçinin zenginliğin de üreticisi olduğu belirlenmiştir. Patronlar buna şerh koymuştur.

1977 yılında süreç dolmadan komisyon çalışmıştır. Önce asgari ücret bir işçinin besin içi ve besin dışı zorunlu harcamalarına göre hesaplanmış. Sonra çalışabilir nüfus ve 0-14 yaş arası çocuk sayısından hareketle, 16 yaşından büyük her işçiye bir çocuk düştüğü varsayımıyla, ücret bir çocuğun besin içi ve besin dışı harcamaları kadar artırılmıştır. Geçmişe dönük enflasyona endeksleme yerine ileriye dönük enflasyona endeksleme usulü kullanılmıştır. Beklenen yüzde 10 enflasyon oranında ücret artırılmıştır. Gelişmelerle “geçimlik ücret düzeyinin üzerine, aile unsuru, verimlilik artışı, ortalama ücretlerle kıyaslamalar” gibi patronların itirazına yol açan kriterlerle hem ücrette iyileşme olmuş hem de işçinin makine olmadığı bilince çıkarılmıştır.

İŞSİZLERİN MALİYETİNE PATRONLAR ORTAK EDİLMELİDİR

İşçiler, bir sınıfın geleceği olarak çocukların “maliyetini”, patronlardan istemişlerdir. Bugün de işsizlerin sayısı aynı yöntemle asgari ücrete eklenmelidir. Böylece işsizliğin maliyetine işveren ortak edilmelidir. Çünkü işsizler işçi sınıfının bir parçasıdır. Onları besleyen de doğal olarak çalışanlardır.

Ortalama ücret kıyasıyla sendikalı işçilerin toplu sözleşme kazanımları sendikasız sınıf kardeşlerine de aktarılmıştır.

Verimlilik artışı, teknolojik gelişmenin iş gücüne olumlu yansımasını gösteriyor. Bu yıllarda patronlar “Asgari ücret memur taban ücretinin üstünde olamaz”ın derdine düşmüştür. Zira Meclis böyle bir olasılığa karşı 657 sayılı Yasa’ya “Asgari ücret memur taban aylığından yüksek olursa, aynı oranda memura ikramiye verilir” maddesini ekleme ihtiyacı duymuştur. O dönem hükümet, asgari ücretin en düşük memur maaşını geçmemesini isterken bugün Türk-İş, asgari ücretin en düşük memur maaşı kadar olmasını bile ister noktada değildir. Yer yer Türk-İş’in talebi asgari ücretin en düşük memur taban aylığına eşitlenmesi olmuştur. Ancak 2020 yılında geçerli olacak asgari ücret için Türk-İş’in talep ettiği ‘yaşam maliyeti olan 2 bin 578 TL’ en düşük memur maaşının dahi altındadır. Bu da asgari ücret alanında yaşanan gerilemeyi bize göstermektedir. DİSK ise teklifini 3 bin 200 lira olarak açıklamıştır.

İŞÇİLER NE KADAR ÖRGÜTLÜYSE ASGARİ ÜCRET O KADAR YÜKSEK OLACAKTIR

Tarihe göre bakıldığında ’80’den itibaren bir gerileme görüyoruz. Gerileme hem ücret düzeyinde hem de sınıf ve kişi olarak işçinin itibarında görülmektedir. ’89 Bahar Eylemleri sonrasında başlayan iyileşme de yine sınıfsal bir birikime işaret etmektedir. Ancak bir bütün olarak bakıldığında asgari ücret (reel ücret), komisyon tarafından belirlendiği 1979 yılından 2013 yılına kadar olan kırk yıllık sürede, yalnızca yüzde 57.2 oranında artmıştır. Aynı dönemdeki kişi başına düşen milli gelir artışı yüzde 135’dir. Üstelik bu artış sürekli de olmamıştır. Bu şu anlama gelmektedir. İşçi çalışıyor, ülke zenginleşiyor. Ancak işçi kendi yarattığı bu değerden aynı oranda “refah payı” almamaktadır. Dolayısıyla nispi artış, genel bir yoksullaşmaya işaret ediyor. Yukarıdaki oran bize işçinin yaklaşık üç kat yoksullaştığını gösteriyor. Bugün asgari ücretin ne kadar olacağı, işçilerin ne kadar örgütlü olduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Belirleyici olan işçilerin sürecin ne kadar tarafı olacağıdır. Asgari ücret insan onuruna yakışır bir ücret olmalı ve bunun için işçiler kendi ağırlığını koymalı ve hakkı olanı talep etmelidir. 

SON SÖZ: 

“Senlik benlik bitip de kuruldu muydu bizlik

Asgari ücret değil, hür ve günlük güneşlik

Bir Türkiye olacak aldığım son gündelik”

*Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu, Türkiye’de Asgari Ücret Tespit Komisyonu Kararlarında İşçi ve İşveren Yaklaşımları (1969-2013) ‘İş, güç’ Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları dergisi nisan 2014, 16. swwayı S. 3-37

 

Reklam
ÖNCEKİ HABER

1938 Dersim Katliamı'nın tanığı Halk Ozanı Silo Qiz hayatını kaybetti

SONRAKİ HABER

Aksaray'da 9'u Çinli, 12 kişi koronavirüs şüphesiyle hastaneye kaldırıldı 

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa