25 Kasım 2019 04:00

"Bu çelişkileri görüp geleceğimiz için mücadele edelim"

Ege Üniversitesi öğrencisi Emre Aktaş, Bilal Saygılı Camisi'nin açılışının yapıldığı günkü izlenimlerini yazdı.

Fotoğraf: Delwin Steven Campbell/Flickr

Paylaş

Emre AKTAŞ
Ege Üniversitesi Öğrencisi
İzmir

Bir öğrenci bir gün içerisinde bu sistemin yarattığı sıkıntılarla nasıl yüz yüze gelir düşüncesiyle, bunu birinci elden yaşayan bir öğrenci olarak ve birçok öğrencinin de yaşadığına garanti vererek bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tabi ki düşüncelerimi yazıya dökmeye neden olan bir çıkış noktası var. Oraya geleceğim...

Öğrencilerin ahvali ortada lakin belirli dönemler vardır ki öğrenciler hayatla bağlarını koparacak kadar önemli bir şeye odaklanırlar. Bu dönemler tabi ki de öğrencilerin vazgeçilmezi, hayatının her evresinde karşısına çıkacak olan sınavlar; üniversitedeki tabiriyle vize ve final haftaları... İşte Ege Üniversitesi bu haftalardan birindedir, vize haftasında... Her yerde bir koşturmaca, asık yüzlü, uykusuz, sınavın heyecanı yüzüne vurmuş öğrenciler var. Bir kısmı da mutlu tabi sınavı iyi geçtiği için.

BU KADAR GÜVENLİK TACİZLEZRİ AKLA GETİRİYOR

Bu sınav haftasında bir haber ve duyuru geldi. Yapımına 2016’da başlanan Ege Üniversitesi içerisinde bulunan Bilal Saygılı Camii’nin açılışına Cumhurbaşkanı teşrif edecekmiş. Bu cami yapımı sırasında da tartışmalara neden olmuş, Türkiye’deki yüzlerce cami gibi bunun da gerekli olup olmadığı sorgulanmış bir camidir. Üniversite öğrencilerinin ya da çalışanlarının kullandığı mescitler fakültelerin içerilerinde bulunmaktaydı ve çevredeki camiler de herkesin ulaşabileceği bir konuma sahipti. Ama rektör durur mu? İzmir’in ilk Mimar Sinan tarzında camisini yaptırdığıyla övünüyor. 5 bine yakın kapasitesi olmasıyla övünüyor. Sanki üniversitenin bütün alanları, binaları öğrencilere yetecek kapasitedeymiş gibi, sanki öğrenciler sınav dönemlerinde kütüphanede yer bulmak için dört dönmüyormuş gibi...

Bu açılıştan haberi olan birçok öğrenci cuma gününe önceki günlerin verdiği sınav temposunun yorgunluğuyla uyanıyor ve evden çıkıp üniversiteye gidiyor. Giderken okula yaklaştıkça bir gerginlik hissediyor. Her yerde polisler, kapanmış yollar, tepede bir helikopter dört dönüyor... Sonra hatırlıyor tabi öğrenciler, bugün okula cami açılışı için teşrif edecek kimseler var. Ve bu kimselerin binlerce koruma ve yüzlerce makam aracı konvoyuyla gezdiğini tekrar hatırlıyor. Bir öğrenci belki de cebinde kahvaltı yapacak üç kuruş parası bile yokken, burslara 50 liralık zammı müjde diye duyuranların o onlarca lüks makam araçlarının geçişini izlemek zorunda kalıyor. “Sınavımız var yetişmemiz lazım, bırakın biz geçelim” sesleri yükseliyor bir taraftan ve o uzun lüks araçların trafiğinin arasından geçiyorlar karşıya. Geçerken de tabi insan düşünüyor; bu arabalar, bu korumalar, ağır silahlar, onu görmek için yola dizilmiş bir grup insan... Ama hangi araçta olduğu bile bilinmeyen Cumhurbaşkanı... Bu korku, bu önlem niye? Soruyorlar çünkü çelişkiler var. Üniversite tüm eksiklerine rağmen kocaman bir cami açıyor, bu caminin açılışına cumhurbaşkanı binlerce korumayla, silahlarla, zırhlı araçlarla geliyor.

Bu konvoyla, bu trafikle de kalmıyor tabi bu hengame. Üniversitenin ana kapısında sayısız polis, polis barikatları, önlemler ve tabi ki cumhurbaşkanının büyük tutkusu mehteran takımı... Bu kadar önlemi, korumayı düşününce okulumuz içerisinde KYK yurdunun önünde taciz edilen kadın öğrencilerin yaşadığı sıkıntılar da kendisini tekrar hatırlatıyor. Öğrencilerin normal giriş yolu kapatılmış, kenarda kıyıda bir yol verilmiş oradan geçmeye çalışıyoruz. İstesek bizim geçmemize izin vermeyecekleri yolu bu önlemler adına açmışlar, bize oradan geçmekten başka bir şans bırakmıyorlar. Geçerken herkeste bir homurdanma var tabi. Sınava geç kalanlar, aşırı güvenlik önleminden rahatsız olanlar, “Yanında binlerce korumayla geziyor” diyenler ve tabi kısmen de onu görmek için acele eden konvoyu yakalamaya çalışanlar. Ha birde hangi okuldur bilmiyorum, hocaları başında bir grup 8-9 yaşlarında ilkokul öğrencileri camiye, açılışa doğru yol alıyor. Matematik dersleri yerine, cihat dersleri verilmeli diyen zihniyeti biliyor olunca bu çok şaşırtıcı gelmiyor insana.

KARANLIĞI YIRTIP GELECEK İÇİN MÜCADELE ETMELİ

Yoğun önlemleri atlattıktan sonra yemekhaneye uğrayan öğrencileri güzel de bir sürpriz bekliyor. Kuru fasulye, pilav ve yoğurt… Al sana bir kıyas daha… Cumhurbaşkanının sarayında verdiği altın tabakları, altın masalı, sandalyeli, bardaklı, lüks yemeklerini, ejder meyveli “smoothie”lerini hatırlayınca tabldotta zamlandıktan sonra 3.5 liraya aldığımız kuru pilavı önümüzde görmek biraz düşündürücü olsa gerek.

Yemekhaneden çıktıktan sonra üniversitenin her yerinde sınav haftasının ortasında yeniden yaptırılan çatıların inşaat sesleri ve gürültüleri yetmiyormuş gibi şimdi de camiden ilahi ve okunan ayetlerin, hutbelerin, duaların sesleri üniversitenin her yerinden duyuluyor.

Velhasıl bu yazıya sebep olan, bu bir günlük olaylar ve çelişkiler silsilesi, aslında kendisini bize her gün başka şekillerde gösteriyor. Öğrenciler, gençler bu çelişkileri ve gittikçe daha da karanlık hale gelen geleceğimizi kimlerin nasıl kararttığını, krize, yoksulluğa karşı nerelerde, nasıl israfların yapıldığını; üniversitesinde, lisesinde, atölyesinde, fabrikasında, işsizken yaşadığı hayatın ta kendisinde daha net görmeli ve bu karanlığı yırtıp kendi geleceği için birlikte olmalı, mücadele etmelidir...

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Ya 15 saat mesai ya aylarca işsizlik

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa