04 Kasım 2019 19:31
Son Güncellenme Tarihi: 05 Kasım 2019 08:13

Emekçiler enflasyon altında ezilirken; hükümetten şirketlere yeni teşvik hazırlığı

AKP hükümeti, “gıda enflasyonu” ile mücadele adı altında şirketlere yeni teşvikler vadetti. Üreticiler ise şirketlere değil; kendilerine destek verilmesini istiyor.


Fotoğraf: DHA

Paylaş

Cem ŞİMŞEK

Yüksek gıda enflasyonu ücretle geçinen işçi ve emekçiler açısından yoksullaşmanın en önemli nedenlerinden biri. Son bir yıldır yüksek seyreden enflasyon bir yana yüzde 30’lara varan gıda enflasyonu hükümetin de kriz tartışmaları içerisinde hükümetin yumuşak karnı durumunda.

Geçtiğimiz yıl yüksek kuru soğan fiyatları nedeniyle komisyoncuları vatan haini ilan eden ve depo baskınlarıyla fiyatları düşürmeye çalışan AKP hükümeti, gıda enflasyonuyla mücadele için 2020 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda bir dizi “önlem” alma ihtiyacı hissetti. Ancak gıda fiyatlarındaki dalgalanmaya karşı hayata geçirilecek uygulamalar yüksek maliyetler altında ezilen üretici köylülere çare olmayacağı gibi ücreti her geçen gün eriyerek daha fazla yoksullaşan işçi ve emekçilerin derdine de deva olmaktan uzak. Hükümetin hayata geçirmeyi planladığı “önlemler” sadece patronlara yeni teşviklerin kapısını açmayı vadediyor.

HÜKÜMETİN PLANINDA NE VAR?

AA’da yer alan habere göre; gıda enflasyonuyla mücadele adı altında 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda yer verilen ve gelecek yıl hayata geçirilmesi planlanan 3 temel başlık var:

  • Gıda ürünlerindeki fiyat dalgalanmalarının önlenmesi için meyve ve sebze ile et ve süt ürünlerinde soğuk depo zincirleri ile taşımacılık sırasında oluşan zayiat oranlarını en aza indirmeye yönelik taşıma araçları modernizasyonu teşvik edilecek.
  • Taze meyve sebze piyasasında mevsimselliği ve yüksek fiyat atışlarını dengelemesi için teknolojik örtü altı üretimi, modern sulama sistemleri ve yenilenebilir enerji kullanan seralar desteklenecek.
  • Tarım ürünlerinin pazarlanmasında dağıtım zincirindeki aracıların sayısının azaltılması için üretici birliklerinin ticari faaliyette bulunabilmelerinin kolaylaştırılması amacıyla düzenlemeler yapılacak.

TÜM KÖY SEN UZMANI SEDAT BAŞKAVAK: HÜKÜMET HANGİ ÜRÜNDEN NE KADAR ÜRETİLECEĞİNİ BİLMİYOR

Cumhurbaşkanlığı Yıllık Planında yer verilen uygulamaları değerlendiren Tüm Köy Sen Eğitim ve Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak, bu planların üretici köylülerin de tüketicilerin de sorunlarına çözüm olmaktan uzak olduğunu vurguladı.

Hükümetin asıl çelişkilerinden birinin ülkede hangi üründen ne kadar üretileceğini bilmemesi olduğunu söyleyen Başkavak, “Tarım destekleri üreticiler ekim yaptıktan sonra açıklanıyor. Köylü hangi ürünün destekleneceğini bilmeden ekim yapıyor. Dolayısıyla üreticiler girdi fiyatlarıyla nasıl baş edeceğini bilemiyor ve o yıl için bir tarım politikası da üretilmemiş oluyor. Hükümet hangi üründen ne kadar çıkacağını bilmiyor. Tarımsal üretimi belirleyecek bir sonuç çıkmıyor. Dolayısıyla köylü hangi üründen para kazanacağını düşünürse onun ekimini yapıyor” dedi.

“DESTEK ÜRETİCİ KÖYLÜLERE DEĞİL, ŞİRKETLERE SAĞLANIYOR”

Bu politikasızlık nedeniyle bazı tarım ürünlerinde kıtlık, diğer bazılarında ise bolluk yaşandığını ifade eden Başkavak, soğuk hava depolarına dönük teşvikin de üretici köylülerin sorununu çözmeyeceğini anlattı. Teşvikin, üreticilere değil şirketlere sağlandığını söyleyen Başkavak, “Mesela sütte soğuk zincir zaten var; ama süt üreticisi süt fiyatından memnun değil. Sütteki sorun soğuk zincirden kaynaklanmıyor ki. Sütün fiyatını belirleyenler, sütü alıp işleyip satanlar. Köylü ürettiğinin fiyatını belirleyemiyor. Soğuk hava depolarına destek değil; köylülerin yararlanabileceği soğuk hava depoları oluşturulmalı. Şirketlere destek verseniz de köylü depoya vereceği parası olmadığı için depoya ürününü veremez. Bu nedenle soğuk hava depolarına ya da soğuk hava zincirine verilecek destek gıda fiyatlarındaki dalgalanma sorununu çözmez” dedi.

“TEŞVİK KÖYLÜLERİN KARŞI ÇIKTIĞI JEOTERMAL TESİSLERİNE VERİLECEK”

Yenilenebilir enerji kullanan seraların desteklenmesini de değerlendiren Başkavak, “Enerji şirketleri, şu anda Aydın ve çevresindeki jeotermal tesisleri için teşvik almaya çalışıyor. Jeotermal tesislere verilen teşviklerle de sera kurulmak isteniyor. Jeotermal santralin şöyle bir sorunu var; yerin altındaki ağır metal içeren sıcak suyu yer yüzüne çıkarıp; bu suyun basıncıyla enerji üretmek. Daha sonra bu suyu açık araziye bırakıyorlar. Köylü şuna karşı çıkıyor; jeotermal tesislerin araziye bıraktığı su toprağa ve akarsulara karışıyor. Bu verimi düşürdüğü gibi; toprağın ağır metal yükünü de artırıyor, toprağı zehirliyor” ifadelerini kullandı.

SORUN DÜŞÜK SERA ÜRETİMİ DEĞİL, ARACI SAYISININ FAZLALIĞI

Düzenlemeyi “Jeotermal şirketlere destek vermek isteyen hükümet bunu açıkça söyleyememiş” ifadeleriyle özetleyen Başkavak, fiyat dalgalanmalarının sera üretimindeki azlıktan değil; aracıların fazla olmasından kaynaklandığını söyledi. “Domatese ilişkin bir taban fiyatı belirlemezseniz aracılar kendi fiyatlarını dayatır” diyen Başkavak, Aracıların fırsatçı davranmasından kaynaklı fiyatların arttığını vurguladı. Üreticiler tarafından belirlenen bir taban fiyatı olmadığı sürece köylünün elinden 1 liraya çıkan ürünün pazarda 7-8 liraya satılacağı uyarısında bulunan Başkavak, “Hükümet üretici birliklerini neden kurduğuna yanıt veremedi. 2001’de kanun değiştirildi ve kooperatif ve birliklere destekler kaldırıldı. AKP iktidara gelmeden önce bu kanunu değiştireceğini söyledi ama iktidara geldikten sonra savunucusu oldu. Üretici birlikleri de özerkleştirilme adı altında tasfiye edildi. Köylünün yararına üretim ve dağıtımda rol oynayacak olanaklar yaratmak lazım” dedi.

“DEPOLARDA 50 BİN TON ET VAR, FİYAT HALA DÜŞMÜYOR”

Hükümetin gıda ithalatı politikalarını da eleştiren Başkavak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gittiği her ülkede gıda ithalatı anlaşması yaptığını hatırlattı. Sırbistan’dan 8 bin ton et ihraç edildiğini ve Erdoğan’ın ziyareti sonrasında bu rakamın iki katına çıkarıldığını söyleyen Başkavak, “Et ve Süt Kurumunun elinde 50 bin ton fazladan et var. Bunlar ithalatla getirilen etler. Birikmiş et nedeniyle kurum kesim yapmıyor. Ama et fiyatları da hala düşmüyor. Fiyat dalgalanmaları ithalatla da çözülmüyor” dedi.

“UCUZ GİRDİ TEMİNİ SAĞLAMAK LAZIM”

Fiyat dalgalanmasını engellemek için çözüm önerilerinde de bulunan Başkavak, “Köylüle ucuz girdi temini sağlamak lazım. Bu iki yolla olur. İlki köylüye mazotu ucuz verirsiniz. Mesela traktörde kullanılan mazottan ÖTV alınmayabilir. Bugün hükümetin mazot desteği diye verdiği para 3-3,5 litre mazota denk geliyor. Gübre desteği 4-5 lira civarında o da bir işe yaramıyor. Köylünün kullandığı girdilere ilişkin hiçbir destek verilmiyor. Bu destekler verilmediği sürece köylü memnun olmayacak. İthalatçı politikalar da bunu daha olumsuz etkilediği için köylü üretimden vazgeçmek zorunda kalacak. Bu da bir kısır döngüye neden oluyor” dedi.

Fiyat dalgalanmasını önleme amacı olan bir hükümetin nisan-mayıs aylarında fasulye ve nohut ithalatı yapmaması gerektiğini de ifade eden Başkavak, “Hasat zamanında siz ithalat yaparsanız, sonuç itibariyle üreticinin elindeki ürün maliyeti bile karşılayamayacak bir fiyattan satılır. Aracı, tüccar buradan para kazanır. Üretici birliği ticaret de yapsa bu ticaretten üreticiler kazanmaz” dedi.

“KÖYLÜ ÜRETTİĞİ ÜRÜNÜN FİYATINI BELİRLEMELİ”

Kooperatiflerin desteklenmesi gerektiğini söyleyen Başkavak, bu noktada dabazı sorunlar yaşandığını ifade etti. Kooperatiflerin kullandığı ürünlerde KDV’nin kaldırılması çağrısında bulunan Başkavak, “Tarımsal üretimin artırılması ve fiyat dalgalanmasının önlenmesi için köylüye ucuz girdi sağlanmalı. Köylü de ürettiği ürünü satacağı fiyatı belirleyebilmelidir. Üretici örgütleriyle hükümet bir araya gelir ve maliyeti çıkarır. Bunun üzerine de taban fiyatı belirlenir. Bu olmadığı sürece aracılar ucuza alıp pahalıya satar. Genel cerrahtan tarım bakanı olursa baklava fiyatları artınca, ‘Beni sinirlendirmesinler, baklava ithalatı yaparım’ diyecek noktaya gelir” dedi.

Fiyatı her artan ürüne dengeleme bahanesiyle ithalat yapılmasıyla ülkenin ithalata bağımlı hale geleceğinin altını çizen Başkavak, “Tarım ürünlerinde ve gıdada ithalatçı konuma gelen ülke, siyasette de ekonomide de bağımsızlığını kaybeder. Çünkü gıdayı, tohumu kim veriyorsa ülkedeki pek çok şeyi belirleyen de onlar olur. Bu nedenle yerli tohuma da sahip çıkmak lazım” dedi.

Hükümetin tarımı şirketlerin insafına bırakmayı planladığını söyleyen Başkavak, “Şirketleşme olduğu sürece patronlar kâra yönelecek. Kârsız olan üretilmez. Gıda meselesi ise kâr üzerinden tartışılamaz. Gıda ülkenin geleceği meselesidir” dedi.


CHP MİLLLETVEKİLİ AYHAN BARUT: ÜLKEYİ İTHALAT CENNETİNE ÇEVİRDİLER

CHP Adana Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Toprak Mahsülleri Ofisi'ne Kamu İhale Kanunu'na takılmadan sınırsız tarım ürünü ithalatı yapma imkanı veren yasal düzenlemeye sert tepki gösterdi. Üretim ve üretenin desteklenmediği Türkiye'nin tarımda da net ithalatçı hale getirildiğini vurgulayan Barut, “Yerli ve milli olmakla övünenler her şeyin yetiştiği güzel ülkemizi kendileri ve yandaşları için ithalat cennetine çevirdiler. Yazıklar olsun” dedi.

Yurttaşlara yeni vergi yükleri getiren yasal düzenlemelerin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Toprak Mahsulleri Ofisi'ne (TMO) istediği tarımsal ürünü Kamu İhale Kanunu'na (KİK) bağlı olmadan ithalat yapma yetkisi veren düzenleme de görüşüldü. Kamu İhale Kanunu'nda yapılmak istenen değişiklikle ilgili teklife, muhalefet partileri temsilcileri itiraz etti. Teklifle ilgili konuşan TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, uluslararası ihaleler yaptıklarını ancak Kamu İhale Kanunu mevzuatları nedeniyle süre sorunu yaşadıklarını, bunu aşmak için değişiklik istediklerini savundu. Muhalefetin itirazlarına karşın tepkilere yol açan değişiklik kabul edildi. (EKONOMİ SERVİSİ)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Stuttgart’ta işten atmalara karşı işçilerden toplantı

SONRAKİ HABER

İzmir Barosu: Barış içinde çocukluklarını yaşayabilecekleri dünya mümkün

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa