27 Mayıs 2019 11:32
Son Güncellenme Tarihi: 27 Mayıs 2019 16:14

23 Haziran seçimi | İstanbul’un yoksulları iktidara iyi bir ders verebilir

Prof. Dr. Yüksel Taşkın ve Prof. Dr. Emre Bağce, 23 Haziran İstanbul seçimi öncesi tabloyu Evrensel'e değerlendirdi.

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal ederek, seçimi kazanan CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını geri aldı. YSK eliyle yapılan sandık darbesinin yankıları sürüyor.

Konuyla ilgili akademisyenler Prof. Dr. Yüksel Taşkın ve Prof. Dr. Emre Bağce ile konuştuk.

Yüksel Taşkın, 23 Haziran’daki İstanbul seçiminde asıl sürprizin, "Birilerinin AKP’nin tapulu arazisinde gördüğü" yoksul kesimden gelebileceğine dikkat çekerek, “31 Mart seçimlerine kadar bir şekilde denetim altında tutulan mutfak enflasyonu canavarı artık dişlerini göstermiştir. Kentin çeperlerindeki yoksullar, İmamoğlu’ya yapılan haksızlıkla kendi iktisadi sıkıntılarının öfkesini aynı kefeye koyarak iktidara iyi bir ders verebilirler” ifadelerini kullandı.

Emre Bağce, Cumhur İttifakı dışındaki muhalefetin seçimde, “Ülkenin temel problemleriyle birlikte farklı görüş, inanç ve ideolojilere sahip vatandaşların kendini saygın hissedeceği bir hareket tarzını gerçekçi şekilde uygulayabilmesini gerektirecektir. Bu yolla toplumun farklı kesimlerine seslenme ve oy alma imkânı olacaktır” diye konuştu.

"MUHALEFET 31 MART ÖNCESİ DURUŞUNU DAHA DA MOTİVE OLARAK SÜRDÜRECEK"

CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Yüksel Taşkın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesinin siyasi nedenleri olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Bu karar YSK’nin kendi hukuki içtihatlarıyla çelişmektedir; bu bakımdan sadece yasaları değil, meşru sınırları da zorlayan talihsiz bir karardır. İktidar partisinin kısa vadeli siyasi çıkarı için alınan bu karar, orta ve uzun vadede en büyük zararı AKP’ye verecek, bu partinin çözülmesini daha da hızlandıracaktır. AKP’nin kendisine iktidarı getiren mağduriyet söylemi, bu son kararla büyük yara almıştır. Abdullah Gül’ün '367 kararından bile' daha sakıncalı bulduğu bu karar, aslında hegemonik olmayı başaramayan, bu nedenle tahakküme, hatta çıplak güç ve hukuksuzluğa yaslanmak durumunda kalan bir partinin, artık kendisini gözden geçirerek yönünü değiştiremeyeceğinin de açık kanıtıdır.”

AKP’nin, 2013 yılından beri parti olmak yerine, liderin gölgesinde ve emrinde bir “toplam” olmayı tercih ettiğine vurgu yapan Taşkın sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Yeterli olmasalar bile ara sıra kendilerine danışılan tüm istişare kurumları tasfiye edilmiş, parti ortak akıl üretemez hale gelmiştir. Son YSK kararı ile AKP üretken olmayan, eşitsizliklere ve haksızlığa dayalı bir tahakküm düzeninin devlet partisi olarak kendisini bir kez daha tescil ettirmiştir.

Cumhur İttifakının partileri AKP ve MHP, bahsedilen düzenin tüm olumsuzluklarını yaşayan dinamik bir muhalefetle karşı karşıyadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden sonra devlet ve parti özdeşliği yolunda atılan adımlarla, AKP ve MHP devletin bütün imkanlarını seferber edebilmektedirler. Ayrıca iktidar medyanın yüzde 90’ını denetlemekte, sermaye çevrelerini de büyük ölçüde sindirmiş bulunmaktadır.”

"DEMOKRASİ KRİZİ İKTİSADİ KRİZİ TIRMANDIRDI"

Bütün olumsuzluklara ve eşit olmayan koşullara rağmen umudunu ve enerjisini yitirmeyen bir muhalefetin artık “yüzde 50 artı 1”le oynanan siyaset oyununa büyük bir beceriyle adapte olduğunu söyleyen Taşkın, şunları ifade etti: “Son yerel seçimler muhalefetin ittifak kurma becerisiyle Türkiye’de yerel iktidarı değiştirmiştir. İktidarı asıl kaygılandıran ama kaygı ve panikle hata da yaptıran gerçek budur. Evet bugün Türkiye’de merkezi bir iktidar vardır ama toplum yerel iktidarı, başta CHP olmak üzere, muhalefete vererek yeni bir iktidar merkezini oluşturma yolunda önemli bir adım atmıştır. Türkiye nüfusunun yüzde 75’i batı illerinde yaşar ve batı illeri ekonomik ve toplumsal hayatın lokomotifidir. Bu bölgede yaşayanlar dünyadan kopmak istemiyor. Eksik de olsa demokratik tecrübemizi muhafaza etmek istiyor. Yine sayıları giderek artan bir çoğunluk, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin önce siyasi alanda bir yönetilemezlik krizi ardından da iktisadi kriz getirdiğini kavramış durumda. Demokrasinin krizi, iktisadi krizi tırmandırdı.”

"İMAMOĞLU’NUN VURGULARI YERİNDE"

23 Haziran’da yapılacak seçimde muhalefetin İstanbul’daki 31 Mart öncesi duruşunu daha da motive olarak sürdüreceğine dikkat çeken Taşkın devamla şunları belirtti: “Bu seçimin Türkiye’nin geleceğiyle ilgili olduğunu bilmekle beraber, seçimde yerel gündemi muhafaza etmek gerekiyor. İmamoğlu’nun “bir avuç azınlığa” karşı “İstanbul ittifakı” vurgusu yerindedir ve sahada gördüğümüz üzere giderek umudu, enerjisi ve sayısı artmaktadır.

Bu seçimin asıl sürpriz unsuru ise, birilerinin 'AKP’nin tapulu arazisinde' gördüğü yoksul kesimden gelebilir. 31 Mart seçimlerine kadar bir şekilde denetim altında tutulan mutfak enflasyonu canavarı artık dişlerini göstermiştir. Kentin çeperlerindeki yoksullar, İmamoğlu’na yapılan haksızlıkla kendi iktisadi sıkıntılarının öfkesini aynı kefeye koyarak iktidara iyi bir ders verebilirler. İmamoğlu’nun 18 günlük başkanlık icraatı, “Halkın adamı İmamoğlu’yu çalıştırmadılar” duygusunu besleyecek unsurlar barındırıyor. Suyun ve öğrenci ulaşımının ucuzlatılması gibi. İmamoğlu’nun geçmişte AKP’ye oy vermiş kentin yoksul ve yoksun kesimlerini önceleyen seçim gezileri de iktidarın bu “zayıf karnının” farkında olunduğunun göstergesi. Kısacası “millet geçim derdinde, tuzu kurular seçim derdinde” seçimin belirleyici duygusu olabilir.

"MUHALEFETİN TOPLUMUN FARKLI KESİMLERİNE SESLENMESİ OY ALMA İMKÂNI SAĞLAYACAK"

Prof. Dr. Emre Bağce, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal kararının siyasi tarihte çok tartışılacağını belirterek, “Bu bakımdan, 2007 yılında Anayasa Mahkemesinin aldığı 367 kararına çok benzemektedir. O dönemde Anayasa Mahkemesi tarafından Mecliste 367 katılım şartı arayan bir karar alınmış ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi bu yolla önlenmeye çalışılmıştı” ifadelerini kullandı.

Bağce, “YSK Başkanı dâhil dört üyenin karşı oy yazıları YSK kararının çelişkilerini, zayıf noktalarını ve daha önceki kararlarla uyumsuzluğunu ayrıntılı olarak ele alıyorlar. Bunlar arasında kanunda açıkça geçersiz sayılacağı hükmü bulunmasına rağmen YSK’nin iktidar partisinin talebi doğrultusunda mühürsüz oyları geçerli sayması da bulunuyor. Bu bakımdan, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından çok tartışılacak bu kararın ne anlama geldiğini görmek için, 250 sayfalık kararın son 50 sayfasını okumasını tüm vatandaşlara öneririm” diye konuştu.

İstanbul seçiminin yenilenme kararıyla iki turlu bir seçimin ikinci turu gibi bir anlama büründüğünü kaydeden Bağce, “Bazı siyasi parti adayları doğrudan veya dolaylı şekilde Ekrem İmamoğlu lehine adaylıktan çekildi. Bazı partiler de adaylarıyla seçime katılma kararı verdi. Fakat görünen o ki, seçim Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu arasında geçecektir. Bu nedenle seçime katılan veya katılmayan diğer partilerin seçmenleri bu iki adaydan birine yönelecektir. Seçimde taraflar katılım oranını artırmaya çalışarak görece üstünlük sağlamaya çalışacaktır. İkinci olarak özellikle AK Parti, küskün veya İmamoğlu’ya yönelen seçmenini geri kazanmaya çalışacaktır. Üçüncüsü bu seçimde HDP ve Saadet Partisi seçmenini kimin kazanacağı, sonuçta stratejik rol oynayacak görünmektedir” ifadelerini kullandı.

KAZANMA SENARYORLARI

İki adayın seçimi kazanmasına yönelik nasıl bir senaryo olabileceğine ilişkin Bağçe şunları kaydetti: “AK Parti iki aday arasındaki on dört bin civarı farkı kapatarak, küçük bir farkla da olsa seçimi almaya çalışacaktır. Bunun için dil ve üslubunu kısmen yumuşatacak böylece HDP ve Saadet seçmenini hedefleyecektir. Ancak bir taraftan da İmamoğlu’ya oy gitmesini önlemek için, İmamoğlu’yu moral açısından zayıf göstermek için onu sürekli itham edecektir. Bunun işaretleri de yapılan konuşmalarda görülmektedir. Peki, kazanma şansını artırmak için Cumhur İttifakı dışındaki muhalefet muhtemelen nasıl hareket edecektir? İktidar partisinin dil ve söylemi dışında ortak bir dil ve söylem inşa ettiği ölçüde moral üstünlüğü elinde tutacaktır. Bunun için de ülkenin temel problemleriyle birlikte farklı görüş, inanç ve ideolojilere sahip vatandaşların kendini saygın hissedeceği bir hareket tarzını gerçekçi şekilde uygulayabilmesini gerektirecektir. Bu yolla toplumun farklı kesimlerine seslenme ve oy alma imkânı olacaktır. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gibi kendi seçmenine kampanya yapacak olursa da çok büyük ihtimalle kaybedecektir.”

"DEMOKRASİYİ ÖNE ÇIKARTAN SEÇİM SONRASINI BİÇİMLENDİRECEK"

Seçim kampanyası sırasında Türkiye’nin temel sorunları arasında ekonomik meselelerin ilk sırada yer alacağını söyleyen Bağce şunları ifade etti: “Fakat demokrasi, hukuk, temsilde adalet konusunu yeterince konuşacak ve kamuoyunun gündemine getirecek taraf Türkiye’nin seçim sonrası ortamını da biçimlendirebilecektir. Bu kapsamda sadece milletvekili seçimlerinde uygulanan yüzde 10 barajını değil, belediye meclis üyeliği seçiminde kullanılan yüzde 10 barajını konuşan bir siyaset tarzı kazanacak ve ülkeye kazandıracaktır. Belediye meclisi seçimlerinde, parti ve adayların aldığı oyların her birinden ayrı ayrı yüzde 10 oyu düşürdükten sonra geriye kalan oyları hesaba katan bir sistemin bırakın demokrasiyle ilgisini, aksine demokrasiyi felç ettiğini ve neredeyse 40 yıldır bugünkü gibi belediye meclislerine yol açtığını konuşan bir siyasete ihtiyaç bulunmaktadır. Bunu kim dile getirir ve gerçekleştirirse bugün yaşanan seçim iptali dahil Türkiye’nin yaşadığı kronik sorunların aşılmasına büyük katkı sağlamış olacaktır.”

ÖNCEKİ HABER

Nusaybin’de Mitanni Kültür Merkezi’nde 3 yılın ardından yeniden Kürtçe tiyatro

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa