24 Mayıs 2019 00:00

YSK kararı, yapılmış ve yapılacak her seçimi şaibeli hale getirdi!

Paylaş

YSK İstanbul seçiminin iptali ile ilgili “gerekçeli kararı”nı 16 gün sonra açıkladı.

YSK’nin gerekçeli kararı, AKP sözcüleri ve onların “hınk deyicileri” dışındaki herkes tarafından “AKP’nin söylediklerinin alt alta yazıldığı ucube bir karar” olarak karşılandı.

Hukukçular, siyasetçiler, konunun uzmanları elbette YSK’nin, siyasi tarihimize yüz karası olarak geçecek bu “tarihi kararı” çok yönlü olarak eleştirecektir. Sadece 23 Haziran’a kadar değil, bundan sonraki her seçimde, “YSK 7’lisi”nin bu kararı ve gerekçeleri kamuoyunda yeniden yeniden gündeme gelecektir. Çünkü bu kararla YSK, anayasa, yasa, içtihat gibi hukukun en temel normlarını tanımayarak, önceki ve bundan sonraki bütün seçimleri tartışmalı hale getirmiştir.

KİMSEYİ İKNA ETMEYEN BİR GEREKÇELİ KARAR

Kararın ilk 12 sayfası zaten AKP’nin itirazlarının alt alta yazılmasından ibaret. Bu yüzden de denebilir ki; YSK’nin gerekçeli kararı, AKP Genel Başkanı Yardımcısı Ali İhsan Yavuz’un iptal gerekçesi olarak öne sürdüğü ama kimsenin ne dediğini anlamadığı “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu!” sözleri kadar anlamlıdır.

Nitekim gazetemiz Evrensel, dünkü manşetine Ali İhsan Yavuz’un bu siyasi tarihimizin en saçma, en anlamsız sözlerinin başına yazılacak olan “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu!” sözünü çekerek, gerekçeli kararın en başarılı eleştirisini yapmıştır. Çünkü “YSK 7’lisi”nin seçimi iptal etmek için gösterdiği gerekçeleri, ancak Ali İhsan Yavuz’un sözleri kadar anlamlıdır! 

Siyaseti çok yakından izleyen deneyimli bir gazeteci olan Haber Türk’ten Muharrem Sarıkaya, gerekçeli kararı değerlendirdiği yazısının başlığını, “Bu gerekçeye gerekçe lazım” koyarak, gerekçeli kararı özetlemiş!

Kaldı ki, “YSK 7’lisi”nin gerekçeli kararını, YSK Başkanı Sadi Güven ve diğer muhalefet şerhi koyan yargıçlar, hem Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler, hem Anayasa, Seçim Yasası ve YSK’nin içtihat mahiyetindeki kararları, hem de çağdaş hukuk normları açısından eleştirmiştir. Ve bu yargıçlar, “Gerekçeli kararda öne sürülen gerekçelerin hiçbirisinin seçimi iptal ettirecek somut kanıtlara dayanmadığını” çok açık ve herkesin anlayacağı bir dille ortaya koymuştur.

YSK KARARININ SİYASİ OLMASI SÜRPRİZ DEĞİL

İstanbul seçiminin iptal edilmesinden beri eleştirilerin hedefinde YSK, özellikle de onun içindeki 3’ü asil 4’ü yedek 7 üyesi var.

Elbette bu eleştiriler sonuna kadar haklı. Ama eleştiriler burada kalırsa gerçeğin sadece yarısını görmüş oluruz.

Çünkü sorun mevcut YSK’deki yargıçların hukuk anlayışı ya da siyasete fazla bulaşmış olmalarından ibaret değildir. Tersine gelinen yerde yargının durumu daha vahimdir.

Gerekçeli kararda açıkça görülüyor ki;

1- Daha önce bu köşeden defalarca ifade edildiği gibi, YSK’deki partizanlaşma, 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek yargının yürütmeye bağlanmasıyla artık somut sonuçlar verecek bir aşamaya gelmiştir.

2- Kamil Tekin Sürek arkadaşımızın “Dağ fare doğurdu” başlıklı, YSK’nin gerekçeli kararını eleştirdiği yazısında belirttiği gibi, AKP-MHP ortaklığının, son iki yıl içinde yaptıkları düzenlemelerle seçimi partilerin denetiminden çıkararak, atanmış memurlarla iktidarın kontrolüne vermesiyle çok sıkı biçimde bağlantılıdır.

Çünkü böylece YSK, anlaşmazlıkları sonuca bağlayan bir mahkeme olmaktan öte iktidarın isteklerini yerine getirmeyi görev bilen siyasi bir mekanizmaya dönüştürülmüştür. Ki, bunun sonuçlarını önümüzdeki seçimlerde daha açıkça göreceğimiz kuşkusuzdur.

YSK’NİN KARARI NEYİ GÖSTERDİ?

Peki buradan, “AKP, kaybettiği her seçimi YSK’ye götürerek kendi lehine çevirir” sonucu çıkmaz mı?

Elbette çıkmaz. Ama AKP, “Seçimle gitmek istemeyen bir parti” olarak bundan böyle her adımda daha çok direnecektir. Ama aynı zamanda bu direnmesi, giderek halk desteğinin daha azaldığı koşullarda olacaktır.

Bu yüzden içinden geçilen süreç; AKP-MHP ittifakından çok bu en gerici ittifaka karşı olan güçlere daha büyük imkan sunan bir süreç olarak ilerleyecektir.

Bu yüzden seçimlerin, kendi başına bir faaliyet değil, AKP ve arkasındaki güçlerin direncini kıracak bir mücadelenin bir yanı olarak ele alınması önemli olacaktır.

Bunun için de;

Seçimlerde AKP’nin itirazlarını boşa çıkaracak biçimde yığınların iradesinin sandığa yansıyacağı, seçim dönemleriyle sınırlı olmayan bir çalışma,Sandıkların güvenliğinin sandık kurullarına değil halkın güvencesine bağlanan bir anlayışla hareket edilerek bunun gerektirdiği örgütlenmenin yapıldığı bir faaliyet,Siyasi faaliyeti, seçimde oy kullanmayı aşan, halkın örgütlenmesi ve seçimi hile-hurdayla, YSK oyunlarıyla kazanmayı düşünenlerin cesaretini kıracak bir mücadele hattına girilmesinin vesilesi olarak ele alan bir anlayışla hareket etmek, günümüzde seçimi kazanmanın da şartı olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İçinden geçtiğimiz dönemin koşulları, çalışmanın böyle bir mecraya çekilmesi için son derece elverişli olduğu gibi diğer geleneksel, halkın siyasete katılımını, “5 yılda bir sandığa gidip oy kullanma”ya indirgeyip gerisine karışmayan “seçenekleri” de açıkça geçersiz hale getirmiştir.

YSK’nin gerekçeli kararı bunu açıkça göstermektedir. İlerici, demokrat güçler için bu karardan çıkarılacak en önemli sonuç budur.  

 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa