Perk ailesi: İki ay evimize patates, soğan alamadık

İftar sofrasına konuk olduğumuz Perk ailesinin gündemi ekonomik kriz ve gıdaya yapılan zamlar.

17 Mayıs 2019 04:23
Son Güncellenme Tarihi: 17 Mayıs 2019 14:47
Paylaş

Dilek OMAKLILAR
Eda AKTAŞ
İzmir

Arzu ve Serdar Perk bir işçi ailesi. İkisi de asgari ücretle çalışıyor. İftar sofrasına konuk olduğumuz Perk ailesinin gündemi ekonomik kriz ve gıdaya yapılan zamlar. Asgari ücretle çalışmak zorunda kalan iki işçi için geçim, borç döndürmek için boğazdan kısmak ve tüm sosyal hayattan vazgeçmek anlamına geliyor. Ek iş yapmak, pazar tezgahları kapanmadan hemen önce alışverişe çıkmak, evden dışarı adım atmamak, zorunlu ihtiyaçların en azını almak ayakta kalmanın tek yolu.

Evlerine yeni taşınan çiftin ilk misafiri sayılıyoruz. Arzu Perk 29 yaşında ve bir markette asgari ücretle çalışıyor. Hamile olduğu için bir süre sonra doğum iznine ayrılacak. Serdar Perk ise Arda Centa’da sendikalaştığı için işten atılan işçilerden. 4 aya yakın bir işsizlik sürecinin ardından yeni sayaç okuma işine başlamış. O da asgari ücret alıyor. Her işçi ailesinde olduğu gibi onlarda da anlatacak bin dert var.

"AKLIMIZLA DALGA MI GEÇİYORLAR?"

Özellikle işsiz kaldığı ve eve tek asgari ücret girdiği dönemde çok zorluk yaşadıklarını anlatıyor Serdar Perk ve devam ediyor: “Asgari ücretle geçim çok zor. Normalde dışarı çıkmak, gezmek, sosyalleşmek istersin ama biz eşimle İzmir’e taşındığımızdan beri dışarı çıkamadık. Çünkü kısmak zorundayız.” Sadece ev içi harcamalarına yetirmeye çalıştıklarını dile getiren Arzu Perk de, krizin mutfağa yansımasını şöyle anlatıyor: “Normalin altında. Yani lüks hayat yaşayan aile değiliz. Zaten bebek olacağını öğrendikten sonra daha da kısmaya gittik. Artı hiçbir şeye harcama yapabilecek durumda değiliz, çünkü asgari ücretle çalışıyoruz.”

AKP grup başkan vekilinin 5 kişilik aile üzerinden “Üç öğün çay ve simitle karnını doyuran asgari ücretli bir ailenin 1100 lirasının cebinde kaldığı” açıklamasını soruyoruz. Serdar Perk, “Bunu espri olarak mı söylüyor? Bence aklımızla dalga geçiyor”, Arzu da “Mantıklı bir şey değil bu. Çay ve simit yiyerek geçinebilmek. Hadi biz idare ettik çay ve simitle tüm gün, ki bu imkansız. E çocuğumuz ne olacak onlar nasıl idare edecek?” diyor.

Bu kez gıda toptancılarının 4 kişilik bir ailenin kahvaltı giderinin 300 ile 400 lira arasında değiştiği açıklamasıyla ilgili görüşlerini soruyoruz. Arzu Perk, çalıştığı marketten örneklerle yanıtlıyor: “Zamlarla birebir muhatap olan insanım. İki çocuklu aileyi geçtim, tek çocuklu aileye bakıyorum, sırf çocuğuna harcadığı miktar bir alışveriş esnasında 100-150 lira. İnsanlar mutfağına da alışveriş yapıyor. Bunun içinde eti, tavuğu kıyması yok. Birkaç parça ürün için 150-300 lira para ödüyor ve müşteri dönüp bize sitem ediyor. ‘Biz ne aldık ki bu kadar tuttu’ diyor. İnsanlar haklı. Ben bu alışverişi kendi evime de yapıyorum, ne aldık ki bu kadar para verdik. Çok zor bir süreçteyiz.”

TEZGAH KAPANMAYA YAKIN

Bir işin yetmediğini, bu nedenle ek işlerde çalıştığını söyleyen Serdar Perk, “Gitmesen olmuyor. Kuaför bir arkadaş var onun dükkanına yardıma gidiyorum. Artı elektrik işleri gelirse onlara gidiyorum. Bunlara rağmen geçinebiliyor muyuz, hayır. Geçen eşim pazara gitti dönüşte bana dedi ki, bugün çok para harcamadım. Ne kadar harcadın, diye sordum: 50 lira. Peki ne aldın? Domates 1 kilo, yarım kilo biber, sözde eski fiyata göre ucuzlamış diye 2 kilo patatesi almış, patlıcan almış. Başka da bir şey yok” diyor. Genellikle pazardan alışveriş yaptıklarını söyleyen Serdar şöyle devam ediyor: “Pazarı da akşamları tezgah kapanmasına yakın tercih ediyoruz o zaman mal elimde kalmasın ucuz vereyim bitsin hesabına düştükleri için pazarlıkla alıyoruz. Yoksa yine alamayız. Biz iki ay boyunca evimize patates, soğan alamadık. Zoruma gitti bu, 8.5 lira 1 kilo soğan ve patates.”

1 MAYIS’TA OLMAK İSTEDİM

Arzu Perk heyecanla 1 Mayıs’ten bahsediyor. İlk kez katılmış: “Benim için çok güzeldi. Çalışanlar ne konumda olursa olsun hiçbir zaman hakkımızı alamıyoruz. Bunu bildiğim için orada olmak istedim.” Çalışma şartlarını soruyoruz. Hamilelikten dolayı şartlarının kolaylaştırılması gerekirken, yapılmadığını anlatan Arzu Perk, “İlk etapta esnemedi ama haklarımı kendim dile getirerek bu durumu biraz daha yumuşatmaya zorladım. Şu an tam dört dörtlük hakkımı alıyor muyum, almıyorum ama ilk baştaki duruma göre biraz yumuşadı” diyor.

İşyerinde özellikle psikolojik olarak zorlandığını söyleyen Arzu Perk, “Doğum izni var ama işe başlamak zorundayım. En azından çalışan anneye daha da bir kolaylık sağlanması gerekiyor. Hem maddi hem manevi olarak her şeyi para olarak da düşünmemek gerekiyor, çünkü insanın yıpranma süreci var. 4 aylık bebeğimi evde bırakıp işe gidersem, nasıl verimli çalışabilirim? Bunun dışında gücünün yettiği kadar yaptığın iş bile onların gözünde hiçbir şey” sözleriyle kadınların hem işyerinde hem evlerinde yüklerinin daha da arttığını söylüyor.

"İŞTEN ÇIKARILINCA EVDEN DE ÇIKARILDIK"

İşsizlik ve ekonomik kriz koşullarında geçimin daha da zorlaştığını belirten Serdar Perk, işsiz kaldığı dönemi şöyle anlatıyor: “Geçinemedik. Ev sahibi ile sıkıntı yaşadık. Açık konuşayım, benim Telekom’da çalışmam onlar için bir garanti gibiydi. Benim işten çıkarılmam bu defa evden çıkarılmamıza sebep oldu. Kirayı ödeyemezsin demeye getirdi. O evden çıkıp yeni bir eve taşındık. Taşıma masrafları falan derken bizi bayağı yıprattı. Borca girdik. Mecburen bulduğum ilk işe balıklama daldım. Çalışmak zorundayım çünkü çocuğum gelecek, borçlandık, yeni eve taşındık.”

Zorlu şartlarla geçimlerini sağlamaya çalışırken “Bir asgari ücret ne kadar olmalı?’ sorusu karşısında, net olarak söylenemese de tüm masrafları çıkardıklarında ceplerinde kalması gereken parayı söylüyorlar. Arzu Perk, “Beklediğimiz bir bebeğimiz var. Onun masrafı olacak. Kira, faturalar derken cebime kalacak para 2 bin 2 bin 500 lira olmalı. Bunların hepsini hesapladığımızda, yüksek bir miktar çıkıyor. Elbette bu hiç olmuyor. Asgari ücrete son yapılan artış da herkese göre düşünce olarak iyi oldu, ama gıdaya ve diğer her şeye gelen zamlarla maaşım eridi. Aynı zamanda satış primlerim de düştü” derken Serdar Perk de, “Her şey çıktıktan sonra tüm masrafla 3 bin 3 bin 500 lira kalmalı. Zaten verdikleri zam hiçbir işe yaramadı. Maaşa zam verdiler ama mutfağımıza aldığımız her şeye de zam geldi. Alım gücü düştü” diye ekliyor.

"ÖRGÜTLÜ MÜCADELE İLE SORUNLAR ÇÖZÜLÜR"

Yaşanan sorunlar ortadayken işçilerin, emekçilerin bu kriz karşısında ne yapmaları gerektiğini konuştuğumuzda ise bir arada olmanın, örgütlülüğün önemine geliyor söz. Serdar Perk, “Ben birlikte hareket edilirse her şeyin hallolacağına inanıyorum. Yani herkes aynı amaçla çabalarsa olur bu. Ben bir işçi olarak isterim ki korkmadan, çekinmeden hakkımızı arayalım. Çünkü biz emek veriyoruz, yıpranıyoruz. Sinmesinler, korkmasınlar, cesur olsunlar. Bu başka türlü olmaz. Tamamen örgütlü mücadele” diye konuşuyor. Arzu Perk ise “Dik durmak zorundayım” diyor ve devam ediyor: “Ben nasıl benden beklenen tempoyu, performansı dört dörtlük yapıyorsam, karşılığını da dört dörtlük almak zorundayım. Ben bunun bilincinde miydim şimdiye kadar? Değildim. Benim eşim sendikaya dahil olduktan sonra oradan öğrendiğini, duyduğunu gelip benimle paylaştı. Biz bu şekilde öğrendik haklarımızı. Neden ben haklarımı almayayım?”

ÖNCEKİ HABER

CHP'li Hasan Baltacı: TÜPRAŞ patronu taleplerinden vazgeçmelidir

SONRAKİ HABER

Dünya Yazarlar Birliği: Halkın iradesinin yok sayılmasını kınıyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa