27 Ekim 2018 12:28
Son Güncellenme Tarihi: 27 Ekim 2018 21:34

Dörtlü zirve sona erdi: Pazarlığın yeni adı ‘siyasi çözüm’

Almanya, Rusya, Fransa ve Türkiye'nin katılımıyla gerçekleştirilen dörtlü zirve sona erdi. Zirvede Anayasa Komitesi kurulması kararlaştırıldı.

Fotoğraf: AA

Paylaş

‘Suriye Dörtlü Zirvesi’ Türkiye’nin ev sahipliğinde Almanya, Fransa ve Rusya’nın katılımıyla gerçekleşti. Soçi mutabakatının ardından İdlib'deki durum başta olmak üzere, sahadaki genel gelişmeler ve siyasi çözüm sürecinin ele alındığı zirve 2 saat 45 dakika sürdü. Zirve’de İran’ın olmaması uzlaşı şartı olarak değerlendirildi. Astana ile Cenevre arasında bir ara uzlaşma toplantısı olarak değerlendirilen zirve sonrası, liderlerin yaptığı konuşmalarda kırmızı çizgiler karşılıklı olarak hatırlatıldı, ‘Suriye’de siyasi çözüm’ vurgusu yapıldı.

Suriye’nin geleceği üzerine yapılan ‘İstanbul Zirvesi’ dörtlü zirve biçimde gerçekleşti. Rusya lideri Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Astana süreci ve İdlib mutabakatına atıf yaparken Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Almanya Başbakanı Merkel dörtlü zirve haricindeki güçleri de hatırlattı. Macron özel olarak ABD vurgusu yaptı.

İDLİB MODEL OLACAK MI?

Zirve sonrası yapılan açıklamalarda Rusya ve Türkiye tarafı İdlib’in “terörden arındırılması için başarılı bir model” ortaya koyduklarını belirtirlerken özellikle Fransa lideri Macron ‘kimyasal silah’ uyarısında bulundu ve Suriye rejimini halkına savaş açan bir iktidar olmakla suçladı. Tarafların İdlib konusundaki açıklamaları İdlib’in henüz tamamıyla sonuçlanmış bir model olmadığına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İdlib mutabakatındaki başarıya vurgu yaparak, IŞİD ve PYD’i işaret ederek yeni operasyonlar yapılması çağrısı yaptı.

REJİME KARŞI BM KOZU

Dörtlü zirvede bütün taraflar Suriye’de kalıcı ateşkese ve siyasi çözüme vurgu yaparlarken Putin Suriye’deki rejime “Suriye Arap Cumhuriyeti” denmesini istedi. “Suriye halkı kendi kaderini kendisi belirlemeli” diyen Putin’e karşılık Macron ve Merkel çözüm sürecinde rejimin değil Birleşmiş Milletler’in inisiyatif alması gerektiğine vurgu yaptı. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın öncesinde eleştirilen yetersizlikleri sıklıkla ‘değerli çabalar’ olarak vurgulandı. Zirve sonrası konuşan dört lider yılbaşına kadar Anayasa Komitesi’nin oluşması konusunda anlaştıklarını deklare ederlerken, öncesinde karar alınmasına rağmen bu toplantının yapılamamış olması da yeniden hatırlatıldı. Bu vurgu Anayasa Komitesi girişiminin gidişata göre bir pazarlık konusu olacağı biçiminde yorumlandı.

‘MÜLTECİLER DÖNMELİ AMA...’

Zirvenin en önemli gündemlerinden biri de Suriyeli mültecilerdi. Putin 1.5 milyon mültecinin Suriye’ye geri dönmesi için bir çalışma içinde olduklarını belirtirken Erdoğan da Afrin, Cerablus ve diğer bölgelerde güvenli alanlar oluştuğuna vurgu yaptı. Macron, İdlib hatırlatması yaparak, gerilim sürdüğü müddetçe geri dönüşlerin zor olduğunu, bilakis İdlib’e müdahale durumunda yeni göç dalgasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. Fransa lideri ayrıca insani yardım konvoylarına saldırılar olduğunu ifade ederek geri dönüş koşullarının henüz hazır olmadığını dile getirdi.

ZİRVE’DE KAŞIKÇI CİNAYETİ DE ELE ALINDI

Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin soru üzerine Erdoğan, “Cemal Kaşıkçı ile ilgili olarak ikili görüşmelerimizde bu konuyu ele aldık. Gerekli bilgiyi kendilerine verdim. Her şeyden önce içeride 18 tutuklu var. Bunlar ülkemize gelen kişilerdir. 9+6+3 dağılımı var. Bu 18 kişiyi Türkiye’ye kimler gönderdi, bu sorunun cevabını Suudi yetkililer vermelidir. Diğer açıklama Suudi yetkili mercilerinden geldi. O da Türkiye’deki yerli işbirlikçilere cesedin teslim edildiğine dair. Yerli işbirlikçiler kimdir, bu iddiayı ortaya koyan kişilerin açıklaması gerekir. Suçun işlendiği yer İstanbul’dur” açıklamasını yaptı.

Ardından söz alan Merkel ise, “Kaşıkçı’nın ölümüyle ilgili, faillerin kimler olduğu ortaya çıkarıldıktan sonra gerekeni yapacağız” dedi.

CENEVRE'DE ANAYASA KOMİTESİ KURULACAK

Suriye konulu dörtlü zirvenin ardından yayımlanan bildiride liderler, teröre karşı mücadeleye devam etme gerekliliğinin altını çizerken, etkili önlemlerin tam olarak uygulanması ve tüm ilgili tarafların hükümlere riayet etmesi suretiyle sağlanacak kalıcı bir ateşkesin önemini vurguladı.

Bildiride, Dörtlü Zirve'de Suriye ihtilafına dair son gelişmelerin ele alındığı ve Suriye ihtilafından kaynaklanan bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara yönelik risk ve tehditler karşısındaki ortak kaygıların ifade edildiği belirtildi.

Liderler, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli taahhütlerini teyit etti.

Süregiden ihtilafa askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu olarak müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair güçlü inançlarının altını çizen liderler, bu çerçevede, Suriye ihtilafına muteber ve sürdürülebilir çözüm bulunmasına katkı sağlamayı amaçlayan tüm uluslararası girişimler arasında eşgüdümün artırılmasının önemini vurguladı.

Bildiride, şu görüşlere yer verildi:

“BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ'la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler, oluşumlar ve diğer terörist grupların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla terörle mücadelede kararlılıklarını teyit etmişlerdir. Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğine zarar vermeyi amaçlayan ayrılıkçı gündemleri reddetme kararlılıklarını ifade etmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu tarafından 17 Eylül 2018'de Soçi'de imzalanan İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Muhtıra'yı memnuniyetle karşılamışlardır. Ağır silahların ve radikal grupların Muhtıra uyarınca tesis edilen silahtan arındırılmış bölgeden çekilmesinde sağlanan ilerlemeyi takdir etmişlerdir.”

Teröre karşı mücadeleye devam etme gerekliliğinin altını çizen liderler, Muhtıra'da öngörülen etkili önlemlerin tam olarak uygulanması ve tüm ilgili tarafların Muhtıra hükümlerine riayet etmesi suretiyle sağlanacak kalıcı bir ateşkesin önemini vurguladı.

Suriye'de herhangi bir tarafça kimyasal silah kullanılmasına azami surette karşı olduklarını iddia eden liderler, tüm taraflara Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme'ye tam riayet etmeleri çağrısında bulundu.

BM'nin kolaylaştırıcılığında ve Suriyelilerin öncülük ve sahipliğinde yürütülecek kapsayıcı bir siyasi sürece desteklerini ifade eden liderler, Suriyeli taraflara bu sürece aktif katılım sağlama çağrısında bulundu.

Liderlerin ortak bildirisinde şu ifadeler yer aldı:

“BM gözetiminde, en yüksek uluslararası şeffaflık ile hesap verilebilirlik standartlarına uygun olarak, diaspora mensupları da dahil seçime katılma hakkına sahip tüm Suriyelilerin katılımıyla düzenlenecek serbest ve adil seçimlerin zeminini oluşturmak üzere Suriye'de anayasal reformu gerçekleştirecek Anayasa Komitesi'nin Cenevre'de kurulması ve erken bir zamanda, şartları gözeterek, bu yıl sonu itibarıyla toplanması çağrısında bulunmuşlardır.

Siyasi sürecin sürdürülmesine ve ateşkesin kalıcı olmasına katkı sağlanmasını teminen güven artırıcı önlemlerin uygulanmasının önemini vurgulamışlar ve ilgili Çalışma Grubu tarafından BM ile Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanlarının katılımıyla çalışmalar yürütülen, zorla alıkonulanlar/kaçırılanların serbest bırakılması, cenazelerin teslimi ve kayıp şahısların tespiti konularına desteklerini beyan etmişlerdir.”

İnsani yardım kuruluşlarına Suriye genelinde hızlı, güvenli ve kesintisiz erişim sağlanması ile Suriye halkının acılarının hafifletilmesi için ihtiyaç duyan herkese acil insani yardım ulaştırılması gereksiniminin altını çizen liderler, bu çerçevede, Suriye'ye yapılan yardımı artırmaları için başta Birleşmiş Milletler ve bağlı insani kuruluşları olmak üzere, uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Başta Türkiye, Lübnan ve Ürdün olmak üzere, ev sahibi ülkelerle dayanışma içinde olduklarını teyit eden liderler, mültecilerin Suriye'ye güvenli ve gönüllü şekilde, uluslararası hukuka uygun koşullarda geri dönmelerine bağlı olduklarını hatırlattı.

Mültecilerin ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye'de ikamet ettikleri asıl yerlere güvenli ve gönüllü olarak geri dönüşleri için gerekli şartların tüm ülke genelinde oluşturulması ihtiyacına işaret eden liderler, geri dönenlerin silahlı çatışma, siyasi baskı veya keyfi tutuklamalardan korunması ve su, elektrik, sağlık ve sosyal hizmetler dahil olmak üzere insani altyapı gereksiniminin altını çizdi.

Liderler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ile diğer uluslararası uzmanlık kuruluşları da dahil olmak üzere ilgili tüm taraflar arasındaki eşgüdüm ihtiyacını vurguladı.


HAKAN GÜNEŞ: ZİRVEDE YAKLAŞIM FARKLILIĞI NET BİÇİMDE GÖRÜLDÜ

Meltem AKYOL
İstanbul

Paris 8 Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş zirveyi ve sonrasında yapılan açıklamaları Evrensel’e değerlendirdi. Zirvede sıklıkla vurgulanan ‘siyasi çözüm’ün yakınlaştığının ileri sürülemeyeceğine vurgu yapan Güneş, zirvenin “uluslararası diplomasi masasının nerede kimlerle kurulacağı konusunda yeni bazı ipuçları ortaya koyduğu”nu söyledi. Güneş, “Türkiye-Muhalifler-Batı ile Rusya-İran-Şam, yaklaşım farklılıklarının varlığını net biçimde ortaya koydular. Özellikle Macron’un konuşması sırasında Putin’in gerildiği gözlemlendi. Nitekim yeri geldiğinde yanıt vermekten kendini de alamadı” dedi.

Toplantının, “son dönemlerde bir türlü toplanamayan Cenevre Süreçleri çerçevesinde ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün tarafından oluşturulan “Dar Grup” ya da “Small Grup” olarak adlandırılan bileşen ile İran-Rusya-Türkiye tarafından sürdürülen Astana süreci ülkelerinin ortaklaştığı ilk toplantı olması bakımından önemli” olduğunun altını çizen Güneş, “bunun yanında İdlib, mülteciler sorunu ve Suriye’nin geleceği konularında referans oluşturacak bir toplantı olarak kapandı” değerlendirmesinde bulundu.

CENEVRE VE ASTANA İLİŞKİLENECEK Mİ?

“Putin’in kapanış toplantısında sarf ettiği sözlere bakarsak İstanbul zirvesi hem Cenevre’ye hazırlık anlamında hem de Rusya-İran-Türkiye tarafından yürütülen Astana Sürecini destekleyici bir zirve olarak gerçekleşmiş görünüyor” değerlendirmesinde bulunan Güneş “Yine Putin, mülteciler ile ilgili bir uluslararası konferansın toplanması ihtiyacını da Merkel ve Erdoğan ile paylaştığı, Macron ile de paylaşacağını ifade etmesinden anlaşıldığı kadarıyla İstanbul Zirvesi kapsamlı bir gündem ile gerçekleşmiş durumda. Macron, ‘Astana ile Cenevre ve Cenevre ile Arap ülkeleriyle teması sürdüren dar grup/small grup çalışmalarının örtüştürülmesini hep önerdiğinin’ altını çizerek Rusya ve Türkiye’nin yaklaşımları ile diyaloğunu sürdüreceği mesajını açıkça ortaya koydu. Merkel Zirve’yi 2+2 toplantısı olarak tanımladı. Yani Astana sürecinden 2 ve Small Grup’tan 2 ülkenin bir araya geldiği bir format tanımlayarak başladığı konuşmasını mülteciler, siyasi çözüm ve İdlib konularını içerecek şekilde genişleten Merkel’in Macron kadar İdlib hassasiyeti göstermediği, hem Putin ile daha uyumlu bir dil kullandığı gözlerden kaçmadı” ifadelerini kullandı.

MACRON VE ERDOĞAN’IN SAHADA OLDU BİTTİ VURGUSU

Güneş devamında şu noktaya dikkat çekti:

“Macron ‘Rusya’ya Rejim üzerinde baskı yapması konusunda güvenmek istediğini’ ve Erdoğan ise ‘sahada oldu bittileri asla kabul edemeyiz’ sözleriyle en son İdlip konusunda Türkiye-Muhalifler-Batı ile Rusya-İran-Şam arasında ortaya çıkan yaklaşım farklılıklarının varlığını net biçimde ortaya koydular. Özellikle Macron’un konuşması sırasında Putin’in gerildiğini gözlemlendi. Nitekim yeri geldiğinde yanıt vermekten kendini de alamadı.”

REJİM DEĞİL SURİYE ARAP CUMHURİYETİ!

Anayasa komisyonu konusuna ilişkin yapılan açıklamara da değinen Güneş, “Şam’ı Rusya’nın nasıl ikna edeceği konusunda Le Monde muhabirinin sorusu üzerine söz alan Putin herkes konuşurken ‘rejim diyor ama sonuç metnin de Suriye Hükümeti/Suriye Arap Cumhuriyeti ifadesinin’ geçtiğinin altını çizerek diğer muhataplarının dillerindeki ikilikle ilgili ironik bir uyarıda bulunmuş oldu. Erdoğan ise toplantının soru kısmında birkaç kez Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için meşhur ‘Esed’ ifadesini kullanıp ‘Onu 1 milyon kadar insanın ölümünden sorumlu görüyor, bizim için muteber bir şahıs olarak göremeyiz’ ifadeleriyle farklı yaklaşmaya devam edeceğini ortaya koymuş oldu” dedi.

‘ERDOĞAN İÇİN YÜKSEK PROFİL VESİLESİ!’

Güneş son olarak şu vurgulara dikkat çekti:

“Öte yandan Merkel’e söz verirken ‘Şansölye Pliz’, Rus gazeteciye ise ‘Sposiba’ diye değişik dillerde yanıtlar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantı vesilesiyle üzerindeki uluslararası dışlanma baskısını ciddi olarak aştığı inancını yansıtan bir beden diliyle basın karşısına çıktığını ileri sürmek hiç abartılı olmayacaktır.”


ERDOĞAN: SİNERJİYİ İLERİ TAŞIYABİLECEĞİMİZİ GÖRDÜK

Basın toplantısında ilk olarak konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan öncelikli hedeflerin ‘sahada tam olarak ateşkesin sağlanması ve hakim kılınması’ olduğunu söyledi. Erdoğan, “Ayrıca Suriye halkının meşru talepleri doğrultusunda bir siyasi çözüme ulaşılması, böylece ülkede istikrarın sağlanması noktasında neler yapılabilir, bunları etraflıca ele alma fırsatını bulduk” dedi.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Suriye ihtilafının küresel bir sorun haline dönüşmesinin en önemli sebebi, uluslararası toplumun meseleyi yeterince sahiplenmemesidir. Maalesef çok uzun bir dönem Suriye krizinden kaynaklanan sıkıntıların yükünü, Suriyeli siviller ile komşu ülkeler çekmek zorunda kalmıştır. Artık bu kayıtsızlığa bir son verilmesi gerekiyor. Bugün, Fransa ve Almanya'nın da katılımıyla Astana'da yakalanan sinerjiyi daha ileriye taşıyabileceğimizi gördük. Bu olumlu iş birliğine ne kadar çok paydaş özellikle de paydaş ülke katkı sağlayabilirse kalıcı bir çözüme de o denli hızlı ulaşabileceğimize inanıyorum. Suriye'nin toprak bütünlüğü ile siyasi birliğine bağlılığımızı, ayrıca ihtilafa sadece askeri yöntemlerle çözüm bulunamayacağına dair inancımızı teyit ettik. Kalıcı çözüm yolunun, Suriye halkının öncülüğünde ve sahipliğinde Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen müzakerelerden geçtiğini vurguladık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib konusunda Putin'in gayretleriyle imzalanan muhtıranın uygulanmasında sağlanan ilerlemenin teyit edildiğini vurgulayarak, “Muhtıraya riayet edilmesinin İdlib'teki mevcut ateşkesin korunması ve yeni bir insani krize mahal verilmemesi için taşıdığı öneme özellikle işaret ettik. İdlib'te sağlanan sükunetin tekrar yeşerttiği umuttan istifadeyle siyasi süreçte somut adımlar atılması gerektiğinin altını çizdik. Bu çerçevede anayasa komitesinin kuruluş sürecinin en kısa sürede şartları gözeterek, temennimiz odur ki yıl sonu itibarıyla tamamlanması çağrısında bulunduk” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, toplantıda ele aldıkları bir diğer önemli konunun Suriye kaynaklı terör tehdidi olduğunu dile getirdi. Bu hususta gerek dört ülke arasında gerekse uluslararası toplum düzeyinde iş birliğinin artırılması noktasında mutabık kaldıklarını dile getiren Erdoğan, IŞİD ve PYD’yi kaynağından bertaraf etmek amacıyla Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının gerçekleştirildiğini iddia etti.

Erdoğan, şöyle devam etti:
“Hatta 260 binin üzerinde Suriyeli bu bölgelere geri dönmüş durumdadır. Biz bu sayının zamanla artacağına inanıyoruz. Türkiye, ne sınırlarında ne de Suriye'nin herhangi bir bölgesinde terör gruplarının palazlanmasına müsamaha göstermeyecektir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni emrivakilerin dayatılmasını da asla kabul etmeyeceğiz. Fırat'ın batısında olduğu gibi doğusunda da milli güvenliğimize yönelik tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi sürdüreceğiz. Zirvede Suriye itilafının insani boyutunu da konuştuk. Suriye halkına insani yardımın sürdürülmesi gerektiği konusunda mutabık kaldık. Bugün Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü konusunu da ele aldık. Geri dönüş sürecinin uluslararası hukuka uygun olarak gönüllülük esasına göre güvenli biçimde ve Birleşmiş Milletler ile eşgüdüm halinde yürütülmesi gerektiği hususunda fikir birliğine vardık.”

Suriyeli mültecilere ilişkin adil yük paylaşımı hususunda Avrupa Birliği'nin verdiği taahhütlerin yerine getirilmesini beklediklerini de hatırlatmak istediğini dile getiren Erdoğan, diğer ülkelerden de yaklaşan kış şartlarını düşünerek Suriye halkının ihtiyaçları için desteklerini artırmaları çağrısında bulunduğunu kaydetti.

Bugünkü zirve toplantısında Suriyelilere ve uluslararası topluma önemli mesajlar verebildiklerini düşündüğünü anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Zirve katılımcıları olarak gerek sahadaki durumun iyileştirilmesine gerek siyasi süreçte ilerleme sağlanmasına yönelik çabalarımızı artıracağımıza inanıyorum. Diğer ülkeleri de bu gayretlere destek vermeye çağırıyorum. Türkiye olarak soruna çözüm bulmaya yönelik mücadelemizi hem Astana platformunda hem bugünkü gibi farklı ve daha geniş platformlarda sürdürmekte kararlıyız. Şüphesiz ki bu kararlılığımız aynı şekilde Astana sürecinin bir diğer üyesi konumunda olan İran'ı da ilgilendirmektedir. Bu attığımız adımlar, yaptığımız görüşmelerden tabii ki İran'ı da bilgilendireceğiz, haberdar edeceğiz ve bu sürecin çok daha olumlu şekilde devamını sağlamakta, bunu gerekli görüyoruz. Bu kararlılık Suriye halkıyla dayanışmamızın bir gereği, Suriyeli kardeşlerimize karşı boynumuzun borcudur.”

PUTİN: SURİYE ADIM ADIM BARIŞA İLERLİYOR

Putin’se ortak basın toplantısında, Türk, Fransız ve Alman mevkidaşlarıyla Suriye meselesindeki ilkesel tavırları yakınlaştırma konusunda çalıştıklarını söyledi. Dört ülkenin ileride de Suriye'deki durumun normalleşmesi için ortak çalışma yapmaya devam edeceğini vurgulayan Putin, şunları söyledi:
“Bunun için elverişli şartlar sağlandı. Türkiye, Rusya ve İran'ın Astana formatı çerçevesinde yürüttükleri faaliyetler sayesinde ülkenin büyük bölümü teröristlerden arındırıldı. Ülke adım adım barışa doğru ilerliyor.”

Suriye'de çözümün ancak diplomasi yoluyla sağlanabileceğini söyleyen Putin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı çerçevesinde Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı çerçevesinde siyasi çözümün mümkün olacağını belirtti.

Putin Suriye halkının kaderini kendisinin tayin etmesi gerektiğini kaydederek, şöyle devam etti:
“Bu amaçla Astana formatının ve küçük grupla çabalarını birleştirmesini bu yönde görüştük. Suriye'deki siyasi çözümün sahada hızlı ilerlemesine, yapıcı tutum sergileyen Suriye temsilcilerini bu sürece dahil etmeye çalışacağız. Öncelikle Cenevre'de anayasa komitesi çalışmalarına başlamamız gerekiyor.”

Putin, toplantıda basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya'nın aynı formatta bir daha bir araya gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soruya Putin şöyle cevap verdi:
“Bu konuda henüz bir anlaşma sağlamadık. Her şey olabilir. Katılımcıların sayısının artırılması faydalıdır diye düşünüyorum. İlk olarak Astana Grubu ile küçük grubun birleştirilmesini Fransa Cumhurbaşkanı teklif etti. Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan bunu faal bir şekilde destekledi. Bugünkü görüşmemizin girişiminde bulundu ve bence faydalı bir görüşme oldu.”

Rus lider, bir soru üzerine, “Suriye'nin meşru hükümetine saygı duyulmalıdır. Herkes Suriye rejimi diyor burada. BMGK kararında ise Suriye Arap Cumhuriyeti hükümeti ifadesi kullanılıyor. Suriye'nin meşru hükümetine saygı duymaktan yola çıkarak, muhalefetle verimli diyalog kurmak için her zaman Suriye hükümetini böyle yapıcı diyaloga çağırıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Anayasa komitesi çalışmalarına konusunda ise Putin, “Senenin sonuna kadar ilgili şartlar oluşursa anayasa komitesi tamamen oluşturulacaktır ve faaliyetlerine başlayacaktır.” diye konuştu.

Komitenin iki parçasının (rejim ve muhalefetin listesi) tamamlandığını, halihazırda STK'leri içeren üçüncü parça üzerinde çalıştıklarını anımsattı.

Putin, “İran, Astana ve barış sürecinin garantörlerinden biridir. Gerginliği Azaltma Bölgeleri'nin faaliyette olmasının da teminatıdır. İran olmadan bu konu çözülemez” dedi.

Soçi'de anayasa komitesi kurulması kararının üzerinden 9 ay geçtiği halde sonuç alınamadığına ilişkin bir soru üzerine Rus lider, “Evet, gerçekten istediğimiz kadar hızlı ilerleyemiyoruz ama başarılar elde edildi. Suriye hükümetini kendi listesini vermesi konusunda ikna ettik. Mevkidaşım sayın Türkiye Cumhurbaşkanı da kendi kendi üzerine düşeni yaptı. Muhalefetten bir liste ortaya çıktı. Şimdi de üçüncü listeyi hazırlıyoruz. Bu zorlu bir süreçtir” değerlendirmesini yaptı.

Suriye halkının kendi liderlerini kendisinin seçmesi gerektiğine inandıklarını belirten Putin, bir soru üzerine, “Bunun için anayasa komitesi kurulmalıdır ve faaliyetlerine başlamalıdır. Bugün şu ya da bu şahsı görüşmedik. Bu yapıcı bir yaklaşım olmaz” diye konuştu.

“Rusya, çeşitli provokasyonlara ilişkin Suriye hükümetini destekleme hakkını saklı tutuyor” diyen Putin, Hımeymim'deki Rus hava üssüne 50'den fazla insansız hava aracı saldırısı düzenlendiğini hatırlattı.

Putin, radikal grupların temizlenmesi için Türkiye ile ortak çalışmalarının sürdüğünü de vurguladı.

‘ANAYASA KOMİTESİNİ HERKES TANIMALI’

Komitenin Suriye'deki toplumun tüm katmanlarınca tanınması gerektiğinin altını çizen Putin, “Çoktandır ihtiyaç duyulan anayasal reformları yapabilecektir. Bu da Suriye'deki devleti daha güçlü hale getirecektir. Böylece Suriye'deki toplumu birleştirecektir. Bizi son derece titiz bir çalışma bekliyor." diye konuştu.

‘RADİKAL UNSURLARIN TEMİZLENMESİ BİZİM İÇİN HALA GÜNCEL HEDEF’

Putin, Suriye'de şiddet oranının önemli ölçüde azaltıldığına değinerek, “Fakat orada biriken radikal unsurların temizlenmesi gerekiyor. Bu bizim için son derece güncel bir hedeftir. Savaş tecrübesini elde eden bu caniler, ülkelerimizde sessizce taraftar devşirebilir. İdeolojilerini topluma aşılayabilir. Bu kabul edilmez bir şeydir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Alman ve Fransız mevkidaşlarını Soçi mutabakatıyla ilgili bilgilendirdiklerini söyleyen Putin, “Silahsızlanmış bölgenin oluşturulmasının geçici bir tedbir olduğu düşünüyoruz. Kısa süre içinde hem muhaliflerin hem de ağır silahların çekilmesi için çaba sarf edeceğini ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.

Putin, “Rusya, Suriye Arap Devleti'ne terör tehdidinin ortadan kaldırılmasına kararlı bir şekilde yardımcı olacaktır.” dedi. İnsani yardım noktasında da Rus lider Putin, mültecilerin dönüşü konusuna değinerek, “Uluslararası toplumun el ele çaba sarf etmesi lazım” ifadesini kullandı. Mültecilerle ilgili bir uluslararası konferans düzenlemeyi hedeflediklerini söyleyen Putin, bu olmazsa ilerleme kaydedilemeyeceğini söyledi.

MACRON: KİMYASAL SİLAHLARIN KULLANILMASI KABUL EDİLEMEZ

Basın toplantısında konuşan Macron, ABD'nin Pensilvanya eyaleti Pittsburgh şehrinde Musevilerin ayin düzenlediği saatlerde sinagoga yapılan silahlı saldırıyı hatırlatarak, Amerikan halkının yanında olduklarını söyledi.

Macron, zirveyi önemli bir adım olarak gördüğünü, önceliklerinin terör ile mücadele olduğunu ve Suriye'deki terör gruplarının çok vahim saldırılar gerçekleştirdiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Terörle mücadeleyi sürdürürken aynı zamanda bugün yapılacak askeri harekatların insani yardım konusuna da saygı göstermesi gerektiğini unutmuyoruz. Bu da bizi İdlib konusuna götürüyor. Bu konuyla ilgili çok açık söyledik, rejimin hamilerinin desteğiyle birlikte İdlib'e yapacağı askeri saldırı kesinlikle kabul edilemez olacaktır insani konularla ilgili olarak. Burada Türkiye, Avrupa ve bölgenin istikrarı söz konusu. Buradaki risk teröristlerin dağılması ve yeni sığınmacı dalgalarının ortaya çıkması anlamına gelecektir. Bunu zaten gördük daha önceki saldıralar sonucunda. Rusya ve Türkiye birkaç hafta önce harfiyen yerine getirilmesi gereken bir karara vardılar. Bu konuyla ilgili bugün de teminatlar dile getirildi. Bunu sonuç bildirgemizde de belirttik. İdlib'te kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkesin tesis edilmesi son derece önemli. Bu taahhütlerin yerine getirilmesi ve kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkes olmasına çok önem veriyoruz. Konuyla ilgili olarak, Sayın Türkiye Cumhurbaşkanın istihbarat paylaşımı ve insani yardım konularındaki eylemlerine katılıyoruz.”

Macron, Rusya'ya, Suriye'deki rejim üstünde baskı kurması konusunda güvendiklerini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hem bölgede hem dünyanın diğer bölgelerinde kimyasal silahların kullanılması, kim kullanırsa kullansın kabul edilemezdir. Suriye ile ilgili olarak ikinci bir konu da siyasi süreç konusu. Hiçbir zaman unutmamak gerekir ki Suriye'de aslında iki savaş süregeliyor. Hep birlikte teröristlere karşı sürdürdüğümüz bir savaş var, Suriye'deki tüm terör gruplarına karşı. Bir de Suriye'deki rejimin kendi muhaliflerine karşı sürdürdüğü bir çatışma ve bunun bir sonucu olarak milyonlarca sığınmacı... Tabii ki bu durum sürdürülebilir değil ve bunun çözümlenmesi siyasi bir çözüm bulmaktan geçiyor. Tüm Suriyelilerin ülkelerine dönebilmesini sağlayacak siyasi bir çözüm olması gerekiyor. Kapsayıcı bir Suriye'nin tekrar yapılandırılması çok önemli. Bugün rejim, askeri olarak yeniden fetih mantığında davranıyor, bu da Suriye'nin istikrarını sağlayacak bir yaklaşım değil. Soçi toplantısından 10 ay sonra henüz anayasa komitesi toplantısı yapılmış değil.  Sene sonuna kadar anayasa komitesiyle ilgili listelerin onaylanması ve bu toplantının yapılmasını istiyoruz. Tabii ki dördümüze bağlı bir  durum değil. Bu konuyla ilgili irademiz tamdır ve kapsayıcı siyasi çözüm için bunun mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Suriye halkı kendi geleceği hakkında söz hakkına sahip olmalı. Yani şeffaf ve özgür seçimlerin uluslararası gözetim altında yapılması gerekiyor. Bu konuyla ilgili olarak şu aşamada bir jest görmüş değiliz bu nedenle konuyla ilgili güçler, uluslararası mekanizmayı hayata geçirmek için elinden geleni yapıyor. İşte bugün de bunu yaptık. Sene sonuna kadar tüm paydaşlarla ilgili olarak bu anayasa komitesinin bir an önce toplanmasını hayati öneme sahip olduğunu söyledik. Konuyla ilgili olarak iradelerimiz örtüşüyor. Çünkü bunu Suriye halkına borçluyuz, hayatını kaybedenlere borçluyuz, şu anki rejimden kaçan Suriyelilere borçluyuz.”

Macron, bildirgede değindikleri üçüncü konun ise insani yardım olduğunu aktararak, "Rusya ve BM ile birlikte birkaç hafta önce Doğu Guta'da bir ortak harekatımız oldu. Rusya ve Türkiye ile beraber çalışmaya devam etmemiz gerekiyor. Alman Şansölyesi ile bunu dile getirdik. Sivil topluluklara insani yardım ulaştırılması son derece önemli. Bu konuyla ilgili tüm paydaşların insani yardım konvoylarının erişimini sağlaması gerekiyor, STK'ların da iş birliğini alarak. Bugün hala bazı blokaj durumları olduğunu, insani konvoyların önünün kesildiğini görüyoruz, bu kabul edilemez. BM çerçevesinde ve iş birliği felsefesinde birlikte çalışmamız gerekiyor." şeklinde konuştu.

Bildirgede değinmek istediği bir başka konunun da sığınmacıların, mültecilerin geri dönüşü olduğunu dile getiren Macron, şunları kaydetti:

“Konuyla ilgili olarak Türkiye, Ürdün, ve Lübnan'ın çabalarını takdirle karşıladığımı belirtmek isterim. Uzun yıllardır bu ülkeler gerçekten sorumluluklarını yerine getirerek çok önemli sayıda Suriye'den kaçan ve başka ülkelere giden sığınmacıları ağırlıyorlar. Bugün açık konuşmak gerekir. Gerçekten bu sığınmacıların ülkelerine geri dönmesi inandırıcı ve kapsayıcı olamaz, siyasi bir çözüm getirilmediği sürece. Çünkü bu kişiler rejimin gasplarından kaçan kişiler. Nitekim sene başından bu yana yeni sığınmacı dalgalarını görüyoruz. Burada her birimizin İdlib ile ilgili olarak yaptıklarımızı, bu ülke ile ilgili yapmazsak başka mülteci akınlarını göreceğiz. Bunun önüne geçmemiz mümkün olmayacaktır. İşte o yüzden bu gün Yüksek Mülteciler Konseyi'nin belirlemiş olduğu şartlar dahilinde yani güvenli ve insan haysiyetine uygun ve gönüllü bir şekilde sığınmacıların geri dönüşünü sağlayabiliriz. Burada güvenli, insan haysiyetine uygun ve gönüllü geri dönüşten bahsediyorum. Yani bir takım alt yapıların oluşturulması su, elektrik tedariki gibi. Bu zirve gerçekten de son derece yararlı bir aşama oldu, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bugün buradaki toplantımız son derece önemli ama bizlerin de sorumluluğunu beraberinde getiriyor. Konuyla ilgili olarak gerçekten birkaç milyon Suriyeli'den bahsediyoruz ama dünyayı ilgilendiren bir mesele bu. Dolayısıyla bugün görüştüğümüz konular önümüzdeki süreçte bir sorumluluk yüklüyor ve teyakkuz halinde olmamızı gerektiriyor.”

MERKEL: MÜLTECİLERİN GERİ DÖNMESİ İÇİN SİYASİ ÇÖZÜM GEREKİYOR

Almanya Başbakanı Angela Merkel konuşmasında Suriye'de siyasi açıdan da bir çözüm bulmak gerektiğini vurgulayarak, 17 Eylül'de Rusya ve Türkiye arasında İdlib'de bir ateşkes noktasında çok verimli bir çalışma gerçekleştirildiğini kaydetti.

Angela Merkel bu kapsamda, “Bunun sürdürülebilir bir ateşkes olması için elimizden geleni yapmaya hazırız” diye konuştu.

Suriye'de siyasi çözümün gerekli olduğunun altını çizen Merkel, hem yurt dışındaki hem ülkelerindeki Suriyelilerin bir araya gelerek oy kullanabileceği bir seçim yapılması gerektiğini söyledi.

Almanya Başbakanı Merkel, Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri dönebilmeleri konusuna ilişkin ise “İnsanların geri dönebilmesi için siyasi bir çözüm gerekiyor” ifadesini kullandı.

Açıklamasında "Son derece verimli bir zirve oldu" ifadesini kullanan Merkel, "Farklı yaklaşımlarımız olsa da mutabık kalarak ortak bir bildirge yayımlayabildik. Bu da bizim ortak bir iradeye sahip olduğumuzu göstermektedir." diye konuştu.

Merkel, Suriye'de bir tarafta terörle mücadele diğer yanda da rejimin kendi halkına yönelik yürüttüğü bir savaşın söz konusu olduğunu söyleyerek, bölgede sadece askeri açıdan değil siyasi açıdan da bir çözüm bulmak gerektiğinin altını çizdi.

Suriye'de birçok insani felaketin yaşandığını anlatan Merkel, nüfusun yarısından fazlasının Ürdün, Türkiye ya da Avrupa ülkelerinde mülteci olarak bulunduğunu hatırlattı ve başka insani felaketlerin yaşanmaması için ellerinden geleni yapacaklarını dile getirdi.

“Kimyasal silahların kullanılmaması konusunda kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum” diyen Merkel, siyasi çözüm kapsamında katkılarından ötürü Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'ya teşekkür etti.

Suriye'de siyasi çözüm kapsamında Anayasa Komitesi çalışmalarına da değinen Merkel, "Anayasa Komitesinin yıl sonuna kadar bir araya gelebilmesi için katkıda bulunmak istiyoruz." dedi.

Merkel, Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönmeleri konusunda BM Mülteciler Yüksek Komiserliğiyle sıkı bir iş birliği yapılmasının önemine dikkati çekerek, geri dönenlerin tutuklanmamaları ve kötü muamele görmemeleri gerektiğini dile getirdi.

Suriye'nin yine bütün halkı için güvenli bir vatan olması gerekliliğine vurgu yapan Merkel, "Siyasi sürecin tam da bu zamanda bulunması çok önemli." değerlendirmesinde bulundu.

Merkel İdlib'de insani bir felaket olmadan barışçıl bir çözüm bulunması konusunda da gayret göstermeye devam edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Suriye'de siyasi çözüme vurgu yapan Merkel, bu kapsamda olası seçimlere ilişkin, "Suriye halkının tamamı gelecekteki siyasi sistemle ilgili uluslararası denetim altında yapılacak özgür seçimlerde kendileri karar vermelidir." dedi.

Merkel, ülkesinden kaçmak zorunda kalan Suriyelilerin de bu karara katılmaları gerektiğinin altını çizerek, kendi geleceklerine Suriye halkının karar vereceğini dile getirdi.

Suriye rejiminin çok sayıda insanı öldürdüğünü belirten Merkel, siyasi çözümün bu açıdan kolay olmayacağını söyleyerek, "Uluslararası toplumun da göğüslemesi gereken bir süreç olacaktır." yorumunu yaptı.

Merkel, İdlib konusunda Soçi mutabakatında atılan adımlardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu süreci desteklediklerini ifade etti. Merkel, "(Suriye'de) Milyonlarca insanın tekrar tehlikeye atılmasını istemiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

KAŞIKÇI CİNAYETİ

Yemen savaşıyla ilgili son derece kesin bir politika sürdürdüklerini kaydeden Merkel, "Suudi Arabistan'a olabilecek herhangi bir silah ihracatının tarafımızdan yapılmadığı ve buna karşı bir karar aldığımızı ifade ettik." değerlendirmesinde bulundu.

Merkel, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine ilişkin, "Kimlerin failler olduğunu ortaya çıkardıktan sonra Avrupa Birliği (AB) olarak Avrupa genelinde kendi ortak değerler zeminimizde gerekenlerin yapılacağını taahhüt etmek isterim." ifadesini kullandı.

ZİRVE ÖNCESİ İKİLİ GÖRÜŞMELER YAPILDI

Zirve öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkel, Putin ve Macron'la ikili görüşmelerde bulundu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ikili görüşme yaptığı sırada Erdoğan ile Macron'un da bir görüşme gerçekleştirdiği bildirildi.

ERDOĞAN: BEKLENTİLERİ BOŞA ÇIKARMAYACAĞIMIZI UMUYORUM

Dörtlü zirve, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamasıyla başladı.

Vahdettin Köşkü'nde düzenlenen Suriye konulu dörtlü zirvenin açılışında Erdoğan'ın konuşmasının kısa bir bölümü basına açıldı. Erdoğan, "Samimi ve yapıcı bir anlayışla hareket ederek bu beklentileri boşa çıkarmayacağımıza inanıyorum. Suriye, Sayın Putin ile istişarelerimizde en öncelikli konular arasında yer alıyor. Sayın Macron ve Sayın Merkel'le de yakın temasta olmaya, kendilerini süreç hakkında bilgilendirmeye daima özen gösterdik" diye konuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron zirve öncesinde attığı bir tweette "İstanbul'a az önce geldim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Başkanı Putin ve Şansölye Merkel'in katılımıyla bugün burada gerçekleşen şey, yeni insani felaketin önlenmesi için Suriye'de istikrarı sağlamaya yöneliktir" ifadelerini kullandı.

Vahdettin Köşkü'ndeki temasları sırasında attığı bir tweetle zirve hakkındaki görüşünü paylaşan Macron, "İstanbul'a az önce geldim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Başkanı Putin ve Şansölye Merkel'in katılımıyla bugün burada gerçekleşen şey, yeni insani felaketin önlenmesi için Suriye'de istikrarı sağlamaya yöneliktir" ifadelerini kullandı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya Devlet Başkanı Putin ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un İstanbul'daki zirve için havalanmadan önce telefon görüşmesi yaptığını açıkladı. Peskov, iki liderin 11 Kasım'da Paris'te Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasında zirve gerçekleştirilmesi konusunu ele aldığını da belirtti.

Görüşme hakkında Kremlin'den yapılan açıklamada, "İstanbul'da Rusya, Türkiye, Fransa ve Almanya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Suriye'de çözüm konusuna özel önem atfedildi. İstanbul zirvesinin gündemindeki bazı konular ele alındı. Anayasa komitesinin kurulması da dahil olmak üzere Suriye'de siyasi çözüm sürecinin teşviki için ortak çaba sarf edilmesi gerektiğinin altı çizildi" ifadelerine yer verildi. (HABER MERKEZİ)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

'Kadınların bağımlılıktan kurtulmasına tahammülleri yok'

SONRAKİ HABER

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'dan NATO'ya bağlılık açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa