01 Ekim 2018 04:57
Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ekim 2018 15:14

Kürtçe yayıncılığın dünü ve bugünü

İsmail Dindar, Kürtçe yayıncılığın geçmişini ve bugününü yazdı: Süreç böyle devam ederse Kürtçe eserler sadece tozlu raflarda bulundurulacaktır.

Kürtçe yayıncılığın dünü ve bugünü

Fotoğraf: Nurten Aslan/AA

Paylaş

İsmail DİNDAR

Kuşkusuz, günümüz Kürtçe yayıncılığın durumunu irdeleyebilmek için, ister istemez tarihsel sürecine ayna tutmak gerekliliği ve bundan çok da zorunluluğu söz konusu. Çünkü bu anlamıyla yayıncılık süreci, Kürt meselesi ve bunun temel unsurlarından biri olan Kürt dilinin tarihsel, coğrafi hatta siyasi şekillenmesi ve dolayısıyla izlediği/kat ettiği yolu da gözden geçirmek durumundayız.

Kolay değil; devletsiz, ulusal oluşum ve olgunlaşmadan modern anlamda yoksun bir yapıdan bahsedeceksek eğer, tarihsel dinamizmiyle ele almak icap eder. Parçalanıp bölünmüş, geniş bir coğrafyada temel dayanaklarından yoksun bir halde savrulup dağıtılmış bir ulusun egemen anlayış ve gerçekliklerle boğuşmasının da fotoğrafının sergilenmesi söz konusu.

Kürtçe yayıncılığın bugününü anlayabilmek için, Hawar Dergisi örneğine bakmadan olamayacağı gerçeği gibi örneğin. Bir derginin potansiyel okurlarıyla buluşabilme olanağını bulabilmesi için, yarı bisiklet, yarı yaya; bir ülke topraklarından başka bir ülke topraklarına, gece karanlığında tel örgü ve mayın tarlasından geçerek izlediği seyri, bilince çıkarma gerekliliği söz konusu olan.

Sonrasında gelişen toplumsal/siyasal atmosferde yaşama fırsatı elde edebilen tek tük dergi, gazete, yer yer kitap yayınları; yetmişli yıllarda bir ivme kazansa da, 12 Eylül Faşist Darbesi ile birlikte, birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da her şey, bir gecede adeta  tuz buz olur.

‘2000’Lİ YILLARIN BAŞINDA GELİŞİM GÖSTERİR’

90’lı yılların fırtınasında ortaya çıkar gözle görülür bir takım olgular. 2000’li yılların başında da bir hayli gelişim gösterir; niteliksel, sayısal ve çeşitsel anlamda. Kuşkusuz dil ve edebiyatın gelişebilmesi anlamında başta gelen unsurlardan biridir yayıncılık süreci. Elbette bunu destekleyen de, okurun  durumu ve içerdiği potansiyeldir. Potansiyel de yine her zaman olduğu gibi ülkedeki siyasi, demokratik olgunluk ve gelişmişlikle paralel seyir arz eder.

Resmi veya eğitim dili olmadığından hiçbir zaman olması gereken olgunluğa erişemedi ve bu şartlar olmadan da olgunlaşması olası değildi zaten. Okuma gereksinimi, yazarı da, yayını da, bunun niceliksel ve niteliksel gelişmişliğini de belirleyen temel olgulardandır.

Bu minvalde, tam da bu güne baktığımızda, var olan baskı, engelleme ve yaptırımlar, görsel, yazılı, süreli, süresiz her türlü yayın faaliyetinin gelişme bir yana boğulup yok olması için baştan beri planlanıp pratikleştirilen çabalardır. Buna rağmen, cılız da olsa direnip ayakta kalmayı başarmak, kuşkusuz birçok nedene bağlı olsa da, temel neden; siyasi mücadele kararlılığı ve iradesi dışında her hangi bir gerçeklikle açıklanamaz.

Resmi ve eğitsel zeminden yoksun olduğundan, gelişme şansı çok zor olsa da, tarihsel ve siyasal olgulara bağlı olarak, bu sürecin tamamen sekteye uğratılması da diyalektiksel gerçekliklerle bağdaşmaz.

Genelde durum bundan ibaretken, özelde 2000’li yılların başından itibaren  kazanılan yerel yönetimler; gerek art arda açılan dil kursları, gerek daha çok dil ve edebiyatla bağlantılı panel, konferans ve festival türü etkinlikler, taşıma su misali gibi görünse de, az da olsa bu alanda gelişmeye katkı sundu.

‘SAĞLAM VE SÜREKLİ BİR KAYNAKTAN BESLENMESİ GEREKİR’

Yukarıda da değinildiği gibi, aslolan, yayıncılığın kendi yağında kavrulup gelişebilmesi için sağlam ve sürekli bir kaynaktan beslenmesi gerekir ki bu da yayıncılığın yapıldığı/yapılacağı dilin eğitim dili ve yanı sıra sanat, kültür, ticaret dili olmasını olmazsa olmaz gerekliliğidir.

Ne yazık ve ne acıdır ki günümüz gerçekliği bize şunu söylemektedir ki var olan lokal çaba ve kurumlar, son teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, çok hızlı bir biçimde  gerçekleşen  asimilasyon; çok değil yakın bir vakitte bu alanda ihtiyaca yer bırakmayacak kadar, var olanı da silip süpürecektir. Çünkü Kürtçe yayınları okumak bir yana, Kürtçe konuşan insan sayısı gün geçtikçe hızlı bir ivme ile azalma göstermektedir.

Süreç bu şekliyle devam ederse eğer, bir dil için çok uzun bir zaman dilimi olmayan, bir elli yıl sonra örneğin, Kürtçe eserler, sadece arşivlerin tozlu raflarında bulunur olacaktır. Bu gerçeklik, bir ulus ve dili için baldıran zehri tadında olsa da, ne yazık ki gün gibi ortadadır.

 

ÖNCEKİ HABER

Hamburg’da ırkçılığa karşı düzenlenen yürüyüşe 35 bin kişi katıldı

SONRAKİ HABER

Çalışma koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa