Uyuyan yalnızca güzeller değil

Uyuyan Güzeller kitap kapağı

Uyuyan yalnızca güzeller değil

Alper Kaya, Stephen King ve oğlu Owen King'in 'Uyuyan Güzeller' adlı kitabına dair yazdı.

Alper KAYA

Bir babanın, oğluna borçlu kalması çok da vaki değildir. Genelde hep tam tersine alışmışızdır lakin King ailesinde bu durum biraz değişik. Giriş cümlesindeki borcun müsebbibi olan romana, Uyuyan Güzeller’e, geçmeden önce kısaca bu iş birliğinin evveliyatına değinmek istiyorum.

Günümüzde en ‘korku sevmez’ okurun bile pek çok eserini neredeyse ezbere sayabileceği denli üretken ve etkileyici bir yazar olan Stephen King ve kendisi gibi yazar olan karısı Tabitha King ile daha farklı çocuklar yetiştiremezlerdi: Çiftin büyük oğulları Joe Hill gibi, Owen King de yazdıklarını yayımlatma fırsatı yakaladı. Ancak Owen’ın çalışmaları hem edebiyat odaklarında hem de babası Stephen King’in gözünde pek de umut vadetmedi. Öyle ki, “Yazdıkları bir King’den ziyade Nick Hornby’e benziyor” denilen edebiyat çevrelerinin yankısı dinmemişken Stephen King de bir dergiye verdiği röportajda Owen’ın ilk romanı hakkında pek de yenilir yutulur şeyler söylemedi. Ardından önce özür diledi, ardından kişisel web sitesinde oğlunun romanının tanıtımını yayımladı. Bu borcun ödeme vadesi henüz bitmemiş olacak ki Stephen King-Owen King ikilisinden “Uyuyan Güzeller” piyasaya çıktı.

Baştan başlayarak ilerleyelim.

Uluslararası kapakta ve ülkemizdeki versiyonda kullanılan canlı, bir kelebekken; hikaye tamamen güvelerin üzerine kurulmuş durumda. Enteresan bir kapak tercihi vesselam.

Ardından hikayeye geçelim.

2017 yılında ‘The Dark Tower’ filmi çıktığında serinin okuyucularının hiçbir şekilde beğenmeyeceği fakat bu seri ile bir alakası olmayan alelade aksiyon izleyicisinin büyük beğenisini toplayacağını düşünmüştüm. Nitekim öyle de oldu. “Sleeping Beauties” / “Uyuyan Güzeller” de, bu klasmanda bir eser. Herhangi bir King kitabını okumamış olan okuyucuların çok beğenebileceği, hatta ‘tuğla gibi kitap’ fetişizmine sahip olanların baş tacı edebileceği; fakat King’in sadık okuyucuları için hacmi ölçütünde hayal kırıklığı yaratacak bir yapıt.

ANLATILAN, KLASİK BİR İYİ-KÖTÜ SAVAŞI

Zira, nasıl ki sanatta belli bir yılı doldurmuş müzisyenlerin ‘best of’ albümleri yapması vakidir; bu da Stephen King’in pek çok romanından kolaj sahnelerin bir araya geldiği, araya yanlış mantıkla örülmüş olsa da politik doğruculuğun ve uyumsuz bir karakter senfonisinin serpiştirildiği bir roman. Okurken Carrie’den, Çılgınlığın Ötesi’nden, Yüzyılın Fırtınası’ndan, Sis’ten ama en çok da Mahşer’den izler bulmamanız mümkün değil.

Anlatılan, klasik bir iyi - kötü savaşı. Bu savaşı anlatırken Yüzyılın Fırtınası’ndaki Linoge’a benzeyen bir figürle karşı karşıya bırakıyor bizi baba - oğul Kingler. Evie isimli bir kadın, ansızın bir kasabaya çıkageliyor ve bir uyuşturucu taciri ile yanındakini olağanüstü derecede güç kullanarak öldürüyor. Ardından otoyolda, üzerinde hiçbir kıyafet olmaksızın yürürken Kasabanın Kadın Şerifi Lila Norcross’a yakalanıyor. Lila Norcross’un kocası ise, bölgedeki kadınlar hapishanesinin Psikiyatri Uzmanı Clinton Norcross’tur. Haliyle, Norcross ailesi bir anda kasabaya gelen ne idüğü belirsiz kadının dosyasından doğrudan sorumlu olur. Ancak bu kadın, tıpkı Yüzyılın Fırtınası’ndaki Linoge veya birazcık uzaktan da olsa Ruhlar Dükkânı’ndaki herkesin aklını ve duygularını okuyabilen Leland Gaunt karakteriyle kötülüğün zıttı olan iyilik ekseninde birebir aynı ölçütlere sahip.

Kendisi ortaya çıktıktan sonra, bir gece önce tüm dünyayı sarmalayan, kadınların uykularında bir kozaya bürünmesi ve kozanın yırtılması halinde kozayı yırtanları öldürüp tekrar kozaya girmesi durumu, kitaptaki adı ile Aurora Salgını, kasabada da gözlenmeye başlar. Fakat isminin Evie Black olduğunu söyleyen kadının hapishanedeki koğuşunda uyuyup, kozaya bürünmeden uyanması ve hayatına devam etmesi kısa sürede kasabada yayılır ve karılarını kozaya bürünmüş olarak görmekten sıkılan erkeklerin bu mevzuyu temelli çözmek için Evie Black’i “ele geçirmeye” çalışmak için yaptıkları planları okumaya başlarız. Bu esnada bir parantez açmak lâzım. Hikaye, Norcross ailesinin etrafında dönecek gibi hissettirdiği halde okuru bir pinpon topu misali savuran bir sürü karakterle bezeli bir uyumsuzluk senfonisine dönüşüyor. Bu noktada da kaçınılmaz olarak, senaryo formatına dönüşmesi için yazıldığı belli olan bir kafa karıştırıcılığa kendisini devşiriyor.

‘BİR KISA ÖYKÜ OLSA DAHA İYİ OLURMUŞ’ DEDİRTİYOR

Yazının başlarında bahsettiğim mesajı sorunlu olan politik doğruculuk da burada kendisini göstermeye başlıyor. Kadın haklarına destek olunması için bir kamu spotu yazılırcasına, kitaptaki hemen hemen tüm erkek karakterlerin kötü, tüm kadın karakterlerin ise iyilik timsali olduğu sekanslar belli aşamadan sonra okuyucuda mesaj verme zorunluluğunun devam etmesi hissiyle tezahür ediyor.

Üstelik bu politik doğruculuk, kitabın finaliyle de tamamen çelişen cinsten bir olay örgüsüne dahil edilerek; 750 sayfalık dev hacmine rağmen “Bir kısa öykü olsa daha iyi olurmuş”dedirtmenin yanı sıra kurgunun yarısından çoğuyla The Stand ismiyle kültleşmiş, Türkçeye Mahşer olarak çevrilmiş olan 1978 basımı kitabın çok kötü bir kopyası olma özelliğini taşıyor.

İki yapıt da iyi ve kötünün savaşını işlemenin haricinde Evie Black karakterine benzeyen ve herkesin ruhunu okuyabilen Abigail Anne karakterini, iyi ve kötünün kendi içlerinde birleşmesi ve bir lider ataması ile devam eden; bir meydan savaşıyla nihayete eren kurgusuyla Mahşer’i andırmanın da ötesine geçiyor diyebiliriz. Öyle ki bu meydan savaşında karakterlerin üstlendiği pek çok rol bile tıpatıp aynı…

OwenKing’in, bu hikayeye katkısı ne olmuş olabilir? Misal aynı soruyu Stephen King’in, Peter Straub ile ortaklaşa yazdığı 2001 yayım tarihli Black House için Straub’a dönük sorduğumuzda cevabı biraz netleştirebiliyoruz. Straub’un kendi tarzını konuşturduğu noktaları rahatça tespit edebiliyor; hikayedeki yerini yanılma payımız sabit kalmakla beraber netleştirebiliyoruz. Uyuyan Güzeller için aynı soruyu sorduğumuzda ise net bir cevap bulmamız çok zor. Çünkü kitap, tamamen Stephen King kokuyor. Konuşan tilki, büyülü ağacı koruyan kaplan gibi fantastik figürleri tahmin edebiliyoruz. Ancak emin olamıyoruz. Bu da, belki baba ve oğul için güzel bir anı olabilir ancak okuyucunun gözünde bir yazarın konumlandırabileceği en alt seviyenin bile altında olsa gerek.

VelhasılıkelAm, Sleeping Beauties orijinal ismiyle, Uyuyan Güzeller romanında uyuyan sadece güzeller değil. Özgün bir hikAye, dolayısıyla yaratıcılık, derin bir uykuda. Üstüne üstlük bezginliğe neden olan, kör göze parmak politik doğrucu tavır ile çelişen finali de okuru kendisini aldatılmış hissettirmeye fazlasıyla kabil.

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Eylül 2018 19:27
www.evrensel.net