Keleşoğlu: İdlib’te askeri çözüm ciddi riskleri içinde barındırıyor


Fotoğraf: AA

Keleşoğlu: İdlib’te askeri çözüm ciddi riskleri içinde barındırıyor

Suriye ordusunun kuşattığı İdlib’i yakından takip eden akademisyen Erhan Keleşoğlu ile masadaki seçenekleri konuştuk.

Çağrı SARI
Ankara

Suriye’de rejiminin kıskaca almaya başladığı İdlib için iki seçenek görünüyor. Silahlı gruplar ile müzakere ya da diplomatik çözüm. Bölgeyi yakından takip eden Akademisyen Erhan Keleşoğlu ile İdlib’i ve olası operasyonun nasıl sonuçlar doğuracağını konuştuk. Keleşoğlu İdlib’de Türkiye destekli cihadcı grupların yoğun olduğunu belirterek, Astana sürecinde belirli bölgelerin çatışmasızlık alanları olduğunu ve buradaki cihatçıların da İdlib’e yerleştirildiğini hatırlattı. İdlib’de artan radikal gruplarla beraber sivil nüfunda yükseldiğine işaret eden Keleşoğlu “Askeri çözüm ciddi riskleri içinde barındırıyor. Türkiye ile askeri unsurların olduğu bölgede, rejim güçleri ile İran ve Rusya arasında bir çatışma olasılığı mevcut ve burası sıcak bölge olduğu için her şey mümkün” dedi.

CİHATÇI GRUPLAR NASIL TASFİYE EDİLECEK?

Türkiye ve Rusya arasında İdlib konusunda ‘yoğun diplomatik görüşmeler’ devam ederken, önümüzdeki haftalarda olası bir ‘operasyon’ söz konusu olabileceği konuşuluyor. Gazetemize İdlib’in yapısına ilişkin bilgi veren Erhan Keleşoğlu şunları aktardı: “İdlib’de 3 milyona yakın insan yaşıyor. Astana sürecinde Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmuştu. Bunlardan son kalan bölge İdlib. Diğerleri rejim ve müttefikleri tarafından ele geçirilmişti. O süreçte yapılan anlaşmalarla militanlar ve muhalif unsurlar ile aileleri ve radikal cihadcılar İdlib’e gönderildi. Dolayısıyla hem İdlib’in sivil nüfusunda, hem de rejim karşıtı muhalif insan nüfusunda ciddi bir artış oldu.” Bölgede var olan silahlı gruplar hakkında da bilgi veren Keleşoğlu, “Silahlı unsurlar içerisinde El Kaide’nin devamı olan Nusra gibi gruplar var, selefi cihatçı olarak nitelendirebileceğimiz. Yine bunlara yakın gruplar söz konusu. Uygurların çoğunlukta olduğu yabancı selefi cihatçılar mevcut. Bunlar Suriyeliler açısından da ciddi sorun teşkil ediyor” dedi.

Bölgede diplomatik bir anlaşma olduğu takdirde de silahlı grupların nasıl tasfiye olacağı konusunda belirsizlik olduğuna işaret eden Keleşoğlu, “Hapse mi atılacaklar, Türkiye üzerinden çıkmalarına izin mi verilecek, ya da tarafların anlaşmasıyla ÖSO’ya yakın grupları Türkiye bir cephe altında Ahrar’uş Şam, Nurettin Zengi gibi daha radikal grupları da dahil ederek bu çerçeve altında mı tasfiye edecek bunu bilemiyoruz” dedi.

Fotoğraf: Evrensel

DİPLOMATİK ÇÖZÜMÜN ÖNÜ AÇILMALI

Çatışmasızlık sürecinde İdlib’de gözlem bölgeleri kurulduğunu hatırlatan Erhan Keleşoğlu, Türkiye’nin kurduğu gözlem noktası sayısının 12 olduğunu söyledi. Rusya ile asıl olarak İdlib’de diplomatik bir çözüme varılıp varılamayacağının tartışıldığını söyleyen Keleşoğlu askeri çözümün ciddi riskler barındırdığını, bölgede rejim güçleri ile İran/Rusya arasında bir çatışma ihtimalinden bahsetti. Dolayısıyla gerilimin azaltılması gerektiğine dikkat çeken Keleşoğlu “Bunun için de askeri yollardan çözüm arayışından kaçınılması, diplomasinin önünün açılması gerekiyor. Aslında Halep’in düşmesinden itibaren askeri bir çözüm imkansızlaşmıştı, rejimi devirmek imkansız hale gelmişti. Halep’in düşüşü bu idealin sonlanması anlamına geldi” dedi.

TÜRKİYE’NİN ABD VE RUSYA’YI DENGELEMEK GİBİ BİR ROLÜ VAR

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) rejimle görüşmesini de hatırlatan Keleşoğlu, Afrin ve Fırat Kalkanı operasyonlarından da sonra İdlib’in diplomatik yollarla çözülmesinin çok önemli bir hale geldiğini ifade etti. İdlib’de oluşacak bir kaosun Türkiye ve Rusya açısından operasyonel maliyeti artıracağını söyleyen Erhan Keleşoğlu Suriye rejiminin de İran ve Rusya kaynakları ile ayakta durduğunu belirtti. Suriye’nin kaynaklarının önemli bir bölümünün Fırat’ın doğusunda ve SDG’nin kontrolünde, ABD’nin nüfus alanında kaldığını ifade eden Keleşoğlu şöyle devam etti: “Suriye rejimi kendi ayakları üstünde kalmaktan yoksun. Müttefiklerine ihtiyacı var. Bu müttefikler birbirlerinden farklı siyasetler güdüyorlar. İran ile Rusya’nın politikalarının tam olarak örtüşmediğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda Türkiye Astana sürecinin bir partneri oldu. Böylece de hem Rusya’yı dengelemek, hem ABD’yi dengelemek gibi bir imkana kavuştu ama Suriye iç savaşında nihayi bir aşamaya geçmiş görünüyoruz. Öyle ya da böyle İdlib meselesi çözülecek gibi görünüyor. Ya askeri yollarla, büyük bir insani trajedi yaratılacak, veya diplomatik yollarla çözülecek. İdlib’in askeri nüfusunun hayatını devam ettirebilmesi için Türkiye’ye tam anlamıyla lojistik açıdan bağlayıcılığı söz konusu. Bu nedenle Türkiye karar verici bir aktör olarak öne çıkıyor.”

Rusya’nın esas amacının buradaki radikal unsurların biran evvel “temizlenmesi” olduğunu belirten Keleşoğlu Rusya’nın askeri üsler konusunda baki kalmak şartıyla çekilmek istediğini de sözlerine ekledi.

TÜRKİYE AÇMAZDA: ABD İLE İLİŞKİLER GERİLDİ RUSYA SDG İLE GÖRÜŞÜYOR

İdlib rejimin kontrolüne geçtiği takdirde, Rojava, Fırat Kalkanı ve Afrin Bölgesi haricinde tüm ülkenin Suriye rejiminin kontrolünde olacağını ifade eden Erhan Keleşoğlu, Türkiye’nin hakim olduğu yerlerde Türkiye ile Suriye’nin karşı karşıya gelme ihtimalinin de olduğunu ifade etti. Rusya’nın özellikle bundan yana olmadığını söyleyen Keleşoğlu “Böyle bir çatışmanın uzak olasılık olduğunu düşünüyorum. Rusya’nın, İran’ın desteği olmadan Suriye rejiminin ayakta kalması zor. İran ve Rusya da böyle bir şey istemez. Ayrıca ABD’yi de dengelemek açısından Türkiye’yi yanlarında tutmak istiyorlar. Türkiye’nin esasında Kürt meselesinden kaynaklı varoluşsal bir tehdit algıladıklarının farkındalar ama bir yandan da Kürtlerle de ilişki kurarak Türkiye’ye de gözdağı veriyorlar. Bütün kartları da oynamıyorlar” dedi.

Suriye Demokratik güçleri ile rejim arasındaki görüşmelerin müzakere değil, ama müzakerenin önünü açıcı diyalog olduğunu ifade eden Erhan Keleşoğlu şöyle dedi: “Kürtler de, Suriye Demokratik Güçleri de tüm yumurtaları aynı sepete, ABD’nin sepetine koyma taraftarı değiller. Çünkü ABD’nin özellikle Rusya’nın aksine bölgede bir özerklik vs. yönünde siyasi temelli bir talebinin olmadığını görüyoruz. Öyle bir söylemden ısrarla kaçındılar. Suriye’de yeni bir anayasa için bir komisyon oluşturuldu. Ruslar özerklik vs. yerel yönetimde çeşitli taleplerle geldiler ama askeri destek ve IŞID ile mücadele dışında Amerikalıların siyasi alanda Kürt tarafına bir vaatte bulunduğunu söylememiz mümkün değil. Bu yüzden taraflar arasında, Şam rejimi ve Suriye Demokratik Güçleri, bir temas-müzakerenin önünü açacak diyalog süreci devam edebiliyor. Bu da tabi Türkiye açısından bir açmaz oluşturuyor. Bir yandan ABD ile gerilen ilişkiler, bir yandan rejimin ve Rusya’nın SDG ile görüşmeler yapması işleri biraz karmaşıklaştırıyor.”


Fotoğraf: AA

TÜRKİYE SAHADA OLARAK DAHA FAZLA KAZANACAĞINI DÜŞÜNÜYOR

Keleşoğlu sözlerini söyle sürdürdü: “Ama ne olursa olsun Türkiye, sahada olarak daha fazla kazanabileceğini düşünüyor. Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonu bunun sonucunda gerçekleşti. Ve İdlib’i de yine sahada olarak 12 tane gözlem noktası ve bu askeri varlık üzerinden diplomatik bir müzakere süreci ile çevirebileceğini düşünüyor. Ama bu diplomatik yöntemler yürümezse, ki şunu da hatırlatalım BM yeni bir mülteci akını söz konusu olursa Türkiye’nin kapıları açması için uyarıda bulundu, insani trajedi ile karşı karşıya kalınmaması için.

Türkiye’de 3 buçuk milyon mülteci var zaten. 3 milyon gibi sivil nüfusun olduğu bir bölgeye ağır bir bombardıman eşliğinde gerçekleşecek bir askeri operasyonun engellenmesine çalışıyor Rusya ve İran aracılığı ile. Rusya tabi daha önde olmak üzere.”

CİHATÇI GRUPLAR ARASINDA TÜRKİYE TARTIŞMASI

Bölgede var olan radikal unsurların birbirleriyle çatışma halinde olduğunu anlatan Erhan Keleşoğlu geçmişe dönük şu hatırlatmayı yaptı: “Dera bölgesinde rejim ile silahlı gruplar anlaştılar ve bu muhalif gruplar bu selefi cihatçılara karşı (IŞID o bölgede vardı çünkü), ortak operasyon yapabildiler. Yine hatırlatalım, Tahrir el Şam içerisinde Suriyeli ve yabancı cihatçılar arasında da bir gerilim söz konusu. Suriyeli olmayan cihatçılar Türkiye ile yakın temas içerisinde olunmaması gerektiğini savunuyorlardı. Çok ciddi tartışmalar oldu kendi aralarında.”

Erhan Keleşoğlu sivillerin de korku ve bekleyiş içerisinde olduğunu ve bu sürecin diplomatik olarak çözülmesini istediklerini söyledi.

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Ağustos 2018 12:28
www.evrensel.net