ABD-Türkiye krizi: ‘Yanıt vereceğiz’den ‘karı koca ilişkisine'...

ABD-Türkiye krizi: ‘Yanıt vereceğiz’den ‘karı koca ilişkisine'...

Doç. Dr. Fatih Yaşlı, ABD’nin Türkiye’den iki bakana yaptırım kararı alması sonrası iki ülke arasında yaşanan krizi değerlendirdi.

Meltem AKYOL
İstanbul

ABD’nin Türkiye’den iki bakana yaptırım kararı almasının ardından taraflar arasında ilk doğrudan temas Dışişleri bakanları arasında gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Singapur’daki ASEAN zirvesinde bir araya geldi. Görüşmeden ortak açıklama yapılmadı. Ayrı ayrı yapılan açıklamalarda Pompeo, “Türkiye’ye Brunson’un ülkeye dönüşü konusunda ne kadar ciddi olduğumuzun bir göstergesi” derken, Çavuşoğlu ise “Yapıcı bir görüşme oldu. Bir görüşmede bu krizlerin hepsinin çözülmesi beklenemez” diye konuştu.  Krize ilişkin konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise krize ilişkin yaptığı değerlendirmede “40 yıllık karı kocalar bile her konuda anlaşamıyor. Bazen tartışıyorlar, sonra anlaşıyorlar” dedi.

Krizi ve görüşmeleri Evrensel'e değerlendiren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Yaşlı, AKP’nin iç politikada ABD karşıtlığını kullandığını, dışarıda ise pazarlıkları sürdürdüğünü söyledi. Yaşlı, dış politikayı partiler üstü görerek AKP’nin arkasında duran muhalefeti de eleştirerek, “AKP’nin attığı adımlara böylece ‘ulusal çıkarlar için atıldı’ algısı kazandırılmış oluyor” dedi.

İPLERİN KOPMA NOKTASINA GELDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM

 “ABD yaptırımlara ilişkin açıklamayı yapmadan önce de pazarlıklar devam ediyordu ve ipler kopma noktasına o zaman da gelmemişti, şimdi de kopma noktasında olduğunu düşünmüyorum” diyen Yaşlı, “Öte yandan bir uzlaşmaya varılıp varılmadığı sorusunu yanıtlamak güç. Eğer uzlaşmayla kastedilen rahip Brunson’un hemen şimdiserbest bırakılmasıysa, bu pek olasılık dahilinde görünmüyor. Çünkü böyle bir gelişme, açıkça Brunson’un bir siyasi rehine olarak elde tutulduğunu, pazarlık konusu yapıldığını ve iktidarın istediği an yargıya talimat verebildiğini gösterir ki, bunun bu kadar aleni bir şekilde görülnür olmasını iktidar istemez. Öte yandan eğer Brunson bırakılırsa, bu öyle ya da böyle ABD’nin tehditlerine boyun eğmek, teslim olarak görülecektir ki, iktidar yine böyle bir resim vermekten kaçınacaktır” ifadelerini kullandı.

Yaşlı devamında şunları söyledi: “Eğer bir uzlaşıya varılırsa, ortalığın biraz sakinleşmesinin beklenmesi ve ancak ondan sonra rahibin sessiz sedasız ülkesine gönderilmesi söz konusu olabilir. Krizin derinleşmesi durumunda ise Brunsonuzunca bir süre daha Türkiye’de kalacaktır. Öte yandan AKP pragmatizmi, eğer gerçekten çaresiz kalırsa, örneğin Fethullahçıların rahibi öldürebileceği ya daEvanjelistlerin Türkiye ile ABD’de arasında bir kriz istediği ve bu oyunun bozulması gerektiği gibi birtakım iddialar üzerinden bir kamuoyu hazırlığı yaparak Brunson’u ülkesine yollayabilir.”

ALBAYRAK’IN BAŞVURDUĞU AİLE METAFORU PEK ŞAŞIRTICI DEĞİL

Berat Albayrak’ın “40 yıllık karı kocalar bile her konuda anlaşamıyor” sözlerini de hatırlatan Yaşlı, “Gayet iyi bir benzetme kendileri açısından. Dinciliğiyle milliyetçiliğiyle Türk sağı Soğuk Savaş döneminin Amerikan projelerinden biridir. Sola karşı ABD tarafından imal edilmiş, semirtilmiş, büyütülmüştür. Dolayısıyla Türk sağı bazen ABD’yle kavga edebilir ama bu kavga “neden beni daha fazla sevmiyorsun” kavgasıdır, kendini büyük ağabeye beğendirmeye, kabul ettirmeye yönelik bir sitemdir. Öte yandan iktidar partisi Türkiye sermaye sınıfının, Türkiye’deki sermaye düzeninin siyasi temsilcisidir ve Türkiye sermaye sınıfı emperyalizme ve ABD’ye göbekten bağımlıdır. Dolayısıyla damat beyin başvurduğu aile metaforu pek şaşırtıcı değildir, öte yandan “karı koca” vurgusunun kendi cenahlarında bir tepki yaratacağını, “maksadın aşıldığı” yönünde bir değerlendirme yapılacağını ve  “ne diyor bu” denileceğini düşünebiliriz” dedi.

ABD’NİN DE BÜTÜN KÖPRÜLERİ ATMASI DÜŞÜK BİR İHTİMAL

Sürecin nasıl ilerleyeceği sorusuna da yanıt veren Yaşlı devamında şöyle konuştu: “Krizler bazen kontrolden çıkarlar, tarafların niyetlerinden bağımsız nesnelliğin yasaları devreye girer, ipin ucu kaçar ve bir de bakmışsınız ki baştaki niyetinizle sondaki netice arasında büyük bir açı var. Dolayısıyla belki de bu krizin neticesinde varılacak yer iki tarafın da tahmin etmeyeceği bir yer olabilir. Mesela ABD yeni yaptırımlar açıklar ve iktidar buna misilleme yapmaya mecbur kalır, ABD bu misillemeye yanıt verir ve sonra iktidar bir daha… Yani kriz kontrolden çıkabilir. Öte yandan az önce sözünü ettiğim emperyalist bağımlılık ilişkileri AKP’nin yapabileceklerine bir sınır çizmektedir. İlk yaptırım kararı alındığında doların nereden nereye fırladığını hepimiz gördük, ekonominin ne durumda olduğunu hepimiz biliyoruz, yeni yaptırımların kur üzerindeki etkilerini ve bunun ekonomiye nasıl yansıyacağını, dahası sıcak para akımlarına bağımlı bir ülkede siyasi riskler arttığında sıcak paranın o ülkeden kaçacağını ve bu kaçışın etkilerini de biliyoruz. Bunların dışında, ABD de Türkiye’yi bütünüyle kaybetmeyi hiçbir zaman istemeyecektir. Bana göre şu an ABD yönetimi bir burun sürtme operasyonu gerçekleştirmeye çalışıyor, Rusya’yla ilişkiler, F-35’ler, S-400’ler vesaire. Ancak dediğim gibi, ABD’nin de bütün köprüleri atması son derece düşük bir ihtimal gibi geliyor bana. Kriz bir süreliğine kontrolden çıkabilir, böyle bir ihtimal var evet ama öyle bir durumda bile çok geçmeden iki taraf da ilişkileri yeniden toparlamaya çalışacaktır.

‘ABD KARŞITLIĞI’ İÇ POLİTKA İÇİN ARAÇ

AKP’nin tüm pazarlıklara ve işbirliğine rağmen içeride ABD karşıtlığı üzerinden politika yaptığını söyleyen Yaşlı, “Kapitalizmden bağımsız bir emperyalizm yok, herhangi bir devletin zaman zaman emperyalizmle çıkar çatışmasına girmesi, emperyalist ajandanın dışında kimi adımlar atmaya çalışması onu anti-emperyalist yapmaz. Tarihsel olarak da Türkiye İslamcılığının anti-emperyalist olması mümkün değildir, çünkü az önce söylediğim üzere kendisi bizzat bir Amerikan icadıdır. Anti-emperyalizm sadece AKP tabanını mobilize etmek ve muhalefeti hizaya getirmek için kullanılan bir retorikten ibaret. Aynı zamanda iktidarın “yerli ve milli” olduğu, bağımsız bir dış politika izlediği, ekonomi alanında bağımsızlığı güçlendirici adımlar attığı yönündeki illüzyonu güçlendirmek için kullanılan bir araç” diye belirtti.

AKP KENDİ ÇIKARLARINI ‘MİLLİ MESELE’ GİBİ SUNUYOR

Muhalefetin tutumuna ayrı bir başlık açan Yaşlı son olarak şunları söyledi: AKP’nin en büyük şansı, muhalefetin, özellikle de CHP’nin, AKP’ye rejim inşa eden ve devletleşmiş bir parti değil de, sıradan bir hükümetmiş gibi bakmakta ısrar etmesi. Hal böyle olunca, Türkiye’de düzen siyasetinin bir geleneği olan, dış politikayı partiler üzeri olarak görme ve milli çıkarlar üzerinden okuma tutumunu devam ettiriyorlar. Böylece AKP, dış politikada kendi programı doğrultusunda ve çoğu zaman da esas olarak iç kamuoyunu yönlendirmek için attığı dış politika adımlarını aslında ulusal çıkarlar adına attığı algısını kamuoyunda yerleştirebiliyor. Uluslararası arenada yaşadığı krizleri “milli mesele” olarak sunabiliyor ve içeride de bunu desteğe dönüştürebiliyor. Örneğin ABD ile bir kriz, bir gerilim yaşandığında, önce muhalefet partileri olaya balıklama atlıyor. Sert açıklamalar yapılıyor, “milli” bir duruş sergileniyor, birlik beraberlik mesajları veriliyor. Oysa o sırada iktidar partisi ABD ile pazarlıklar yapmaya, tavizler vermeye devam ediyor. Pazarlıklar bitip bir orta yol bulunduğunda ise muhalefet söyledikleriyle kalmış oluyor, iktidar da muhalefeti hainlikle, bölücülükle, teröristlikle suçlayarak yoluna devam ediyor. Dahası, o sırada herhangi bir muhalif çıkış yapanlar, aykırı bir söz söyleyenler anında “vatan hainliği” ile damgalanıyor, “milli birlik beraberlik” adı altında, iktidarın dış politikası tartışılamaz, eleştirilemez bir hale geliyor. Dolayısıyla, “iktidar partisinin çıkarları milli çıkarlardır, iktidara karşı çıkmak da milli çıkarlara karşı çıkmaktır” algısı iyice yerleştiriliyor, daha da güçlendirilmiş oluyor.”

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Ağustos 2018 18:00
www.evrensel.net
ETİKETLER Fatih YaşlıABD