Bir kavanoz toprak, bir kavanoz kömür

Bilal Malkoç’un katliamdan hemen önce ailesiyle birlikte çekilmiş fotoğrafı ile Uğur Çolak'ın mezarı. (Mezarlık fotoğrafı: DHA)

Bir kavanoz toprak, bir kavanoz kömür

Madenci yakınları Gülsüm Çolak ve Fatma Malkoç, Soma Maden Katliamı'nı ve adalet arayışlarını anlatıyor.

Uğur ZENGİN
İstanbul

Madenciler öldü. Bir kavanoz toprak, bir kavanoz kömürle Soma’dan yola çıkan madencilerin anneleri Gülsüm Çolak ve Fatma Malkoç adaleti arıyor. Artık ‘adalet’ demek bile yavan kalıyor. Gülsüm Çolak anlatıyor: “Bizim Soma’nın üst tarafında büyük bir yayla vardır. Yeşillik, düz, çimenlik. Ara ara çam ağaçları vardır. Orta yer yemyeşildir. Rüyama girdi. O koşuyor ben arkasından, ‘Gitme, gitme’ derken, koşturuyorum koşturuyorum bir nehir oluveriyor. Uğur’un mezarı çok yüksekti. Hepsi dümdüz oldu, onun mezarı dimdik kaldı. Bir atladı mezarın üstünde oturdu. Sen nasıl atladın buraya dedim. Sen gelme buraya, çocuklar var dedi. Senin atladığın gibi atlayacağım dedim. Ama beni istemedi.”

ÖLÜ YOK, HERKES YARALI

Babası madenci, kendisi Soma Katliamı’nda can verdi Uğur Çolak. 13 Mayıs 2014’te apartmanda bir söylenti yayılıyor. Madende kaza olmuş, Demir Export mu bir başkası mı bilinmiyor. Herkesin madende bıraktığı biri var, herkes araştırıyor. Gülsüm Çolak’ın ilk baktığı yer kapısının önü oluyor: “Uğur geldi mi kirli maden elbiselerini kapının önüne koyardı. Günlük yıkanıyordu çünkü. Önce fırçalarız, sonra makineye atarız. Baktım kirli çamaşırları yok. Gelmemiş herhalde dedim. Madende bir kaza olmuş dedi halası. Komşuma ‘Beni hastaneye götürür müsün’ dedim. Çocuk bana ‘Uğurgilin ocağı’ dediği anda balkondan bir baktım Duygu (Uğur Çolak’ın eşi) çocukla geziyor. Sordu. ‘Yok bir şey kızım. Sadece hastaneye gideceğim’ dedim. Millet duymuş, ben gaflet uykusuna yatmışım. Hastaneye vardık. Bizi o kadar çok kandırdılar ki. ‘Yanık ünitesine gitti, hepsi yaralı çıkıyor’ dediler. Bir umut. Oysa sağ çıkmadılar orada. Hastanede 2 gün bekledik. Biri kundakta, biri kucakta 2 çocuk. ‘Zebil oldunuz eve gidin’ dediler. Eve vardık yarım saat sonra ‘Uğur bulundu’ dediler. Tanıyabilene aşk olsun. Ankara’dakilere diyorum, Emine Hanım böyle yanık vücutlu bir çocuk aldı mı acaba kucağına? O kırmızı halılarda yürümekle olmuyor.”

İSMAİL AYAZ VE ULAŞ

Babalarının sesini de suretini de hiç hatırlamayan çocuklar ne yapıyor? Çolak’ın 2 çocuğu var. Katliam yaşandığında 1.5 yaşında olan İsmail Ayaz ve 4 aylık olan Ulaş. Onlar şimdi ‘büyüdüler.’ “Babam gibi ne kadar çok kişi ölmüş hepsinin başında birer tane bayrak” demiş İsmail Ayaz, Gülsüm Çolak anlatıyor: “İlk zamanlar ‘Neden burada yatıyor’ diyordu. Bayram öncesi akşamüstü giyindirdik, mezarı başladı sulamaya. Çiçek götürdü. ‘Kardeşim biliyor musun ben babamla top oynamaya giderdim, sen görmedin’ diyor. ‘Şimdi çıkaracağım babamı’ diyor, toprağı kazıyor.”

- Hayatınız nasıl değişti katliamdan sonra?

- Önceden evde aş ekmek yapan, eşini işten bekleyen bir kadın ev işi, el işi… çocukların sünnetini yapacağım hayali kuran biri, gülmesini seven biriyken toplumdan kaçan biri oldum. Kimler hak arıyorsa onların yanında olmak istiyorum. ‘Şu anda yemeğin tadı var mı’ derseniz biz o yemeğin tadını bulamıyoruz. Uğur kuru fasulyeyi çok severdi. Bir tencere kuru fasulye pişirdim mi iki kardeş yerlerdi. O kuru fasulyeyi bile pişirirken küçücük tencerede pişirsem bile yiyemiyorum. Ama çocuklar çok seviyor, babalarına çekmiş.

PEKİ YA ADALET?

Karar onları şaşırtmamış. Adalet için yürüyorlar. “Belki hukuktan bir şey çıkar diyorduk” diyor, “Bizi çok ağlattılar. Ama öyle bir karar çıkmadı. Kişi başına birkaç gün ediyor. Mahkeme çıkışında elimiz ayağımız tutmadı. Orası bir mahşer günüydü. 13 Mayıs’ı yeniden yaşadık. Şunu anladım ki bu ülkede adalet yokmuş. Kömürün bedelini 301 ödedi. Şu anda 16 bin madenci çalışıyor Soma’da. Ama hâlâ adaletten alamadık bedelini. Çocuklarımızın mezarından toprak aldık. Kemikleri kalmadı ama siz adaletini veremediniz diye. Bu kemiklerin bedelini versinler diye gidiyoruz. Adaletin zengine değil yoksula işlediği bir gün diliyoruz.”

‘İKİSİ BİR GİRMİŞLER MADENE. İKİSİ BİR AYNI GÜN VEFAT ETTİLER’

En yakın arkadaşıyla girdiği madenden, aynı arkadaşıyla beraber cansız şekilde çıkan Bilal Malkoç’un annesi Fatma Malkoç “Oğlumu kaybettim” diyor, “Oğlum 29 yaşındaydı başını yediler.”

Birkaç dakikada anlatıyor kendisi: “Soma’da iş yok, bir maden var. İş olmayınca evlenemiyorlar. Çocukluktan arkadaşı vardı, Emin Kurt. İkisi bir girmişler madene. İkisi bir aynı gün vefat ettiler. O da evliydi, onun da 1 çocuğu vardı. ‘Oğlum çık şu madenden’ dedik. Fakirsin, kirada duruyorsun. Azıcık emekli paramız var. Benim eşim de o madenden emekli oldu. Ama böyle şeyler görmedik. Ben oğlumun cenazesini gördüm. Benim çocuğum metan gazından ölmüş. Baktığım çocuğumun bir yarası, beresi yok. Gelinimin ağabeyi de öldü. Çok kötü durumdaydı. Dünürlerime göstermediler. Yanmış halde bulundu. Saman iplerinden bağlamışlar. Çocuklarıyla gezmek tozmak isterdi. 10 aylık bebeği kaldı oğlumun. Evlatlarına evladım diyemedi, çocuğu baba diyemedi. Elimizden aldılar.”

- Çocuğa nasıl anlatıyorsunuz durumu?

- Anlatamıyoruz ki. Mezarına gidiyoruz ‘Baba biz geldik el salla’ diyor. ‘El sallamaz’ diyoruz. ‘Bir daha getirmeyin’ diyor, ‘Buraya geliyoruz bize el sallamıyor’ diyor. Çocuk öldüğünü bilmiyor. 10 aylıktı vefat ettiğinde. Resimlerden bir şeyler türetiyor. ‘Babam sırtında gezdirdi’ diyor. ‘Parka götürdü’ diyor. Halbuki babayı tanımıyor. ‘Babam olsaydı şuraya giderdik’ diyor. ‘Arkadaşları denize gidiyor, bizim de babamız olsaydı götürürdü’ diyor. Bizim evde baba kelimesi konuşulmuyor. Benim kızımın çocukları da var biri 17 biri 15 yaşında, 4 senedir onlar babasına baba demiyor. Babası ölen çocukların boynu bükük durmasın diye. Bizim evde baba kelimesi kalktı. Biz 4 senedir baba kelimesini unuttuk.

SOMA’NIN İÇİNDEKİ SOMA

Peki ya Soma? Gülsüm Çolak’ın anlattıklarına göre Somalı ailelerin yalnızlıkları katmerleşerek artmış. Tek bir Soma yok belli ki Soma’nın içinde Soma var. Soma’da göçük altında bir yakınını bırakmış olanla ufak bir irtibat, bunu görmeye kapı açıyor. Görüştüğümüz ve dinlediğimiz Somalılar, katliamdan sonra tarikat ve cemaatlerin Soma’da kapı kapı gezdiğini, işçi ailelerini fıtrata ve şehitliğe ikna ettiğini söylüyor. Öfkeyi yaratan tek neden tarikat ve cemaatlerin propagandaları olmasa gerek. Ancak Soma madeninde yakınını kaybeden ile azımsanmayacak sayıda Somalı karşı karşıya duruyor. Onlara göre de bugün artık ülkenin maden işçisi Soma’da can verenler sayesinde rahat çalışıp yaşıyor. Ama gerçek durum bu mu?

ADLARI ZENGİN

Her seçimden içinden geçirdiği ya da sosyal medyaya bıraktığı “Bakalım bunlar uslanmış mı?” cümlesiyle açılan seçim haritası bunları anlatmıyor, soruyorum Gülsüm Çolak’a:

- Diğer ailelerin durumu nasıl?

- Çok perişanlar. Sokağa bile çıkamıyorlar. Gelinimize ‘Çok güçlü olacaksın’ dedim. Bilgisayar kurslarına gönderdik. ‘İş hakkı verecekler’ dediler. ‘Ehliyet alacağım’ dedi. O güçlü oldu. Herkes güçlü olmadı. Uçuruma gidenler de oldu. 150 bin lira dediğin nedir ki? Paranın adı var. Kırsal kesimdeki insana çok gibi göründü. Dışarıda sokağa çıkamıyor bunlar, adları zengin diye.

- Nasıl yani? Somalıların bir kısmı Soma’da hayatını kaybeden işçi yakınları tazminat aldı diye onlara zengin mi diyor?

- Evet. Her ayın 13’ünde anma yapıyoruz. Yaşlı bir teyze para için bağırdığımızı söylüyor.

- Kışkırtılıyorlar mı?

- Benim acımı hissetmiyor. Duygusuz, düşüncesiz. Para için bağırıyormuşuz da, o paralar, yardımlar bize geliyormuş da onlara gitmiyormuş. Ben yardım istemiyorum ki ne yardımı? Zaten gelmedi. Gelmiş olsa da ben bağırırım. 3 kuruşa canlarınızı mı satacaksınız. Gelinler hâlâ dik, ama dışarının bakış açısı kötü.

- Kendinizi Soma’da rahat hissetmiyor musunuz?

- Hissetmiyorum.

- Göç etmeyi düşünüyor musunuz?

- Ben gitmem çünkü tırnaklarımla yaptığım evim var. Ama gelinim gitsin istiyorum. Soma’yı terk etmiş olsak toparlanırdık belki. Ama Duygu (Uğur Çolak’ın eşi) dedi ki “Uğur burada gitmeyelim.”

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Temmuz 2018 21:20
www.evrensel.net