Soma'da ne olmuştu: Özel sektörün çalışma tarzı katliam getirdi

13 Mayıs 2014'te Soma'daki katliamda 301 madenci hayatını kaybetmişti.
Fotoğraf: Emin Mengüarslan/AA

Soma'da ne olmuştu: Özel sektörün çalışma tarzı katliam getirdi

301 işçinin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin açılan davadan çıkan karar 'Bari patronlara ödül verseydiniz' dedirtti. Peki Soma'da ne yaşanmıştı?

Soma’da 2006 yılına kadar Türkiye Kömür İşletmelerine ait olan ocak, 2006 yılında ihaleyle Park Teknik’e verildi. Ancak Park Teknik, 2009 yılında “İleride telafisi mümkün olmayan olayların çıkma ve yangın ihtimaline karşı” ihaleyi geri vermek istedi. Riskli olan ocağın ihalesini TKİ, Soma AŞ’ye verdi.

Devlet şirkete ocağı rödevans sistemiyle, yani ne kadar kömür çıkarsa çıksın hepsini alma garantisiyle verdi. Maden Mühendisleri Odası kaza ile ilgili hazırladığı raporda 2009 yılında 230 bin ton olan üretimin bir yılda 10 kat arttırılarak 2.6 milyon tona çıkarıldığını açıkladı. Maliyet düşürüldü. Soma AŞ. patronu Alp Gürkan da katliamdan önce yaptığı bir açıklamada, “Özel sektörün çalışma tarzıyla” üretim maliyetlerini 140 dolardan 23.8 dolara indirdiklerini anlattı. Katliamın ardından “özel sektörün” çalışma tarzı da ortaya saçıldı.

MADENDE DAYIBAŞI SİSTEMİ

İşçi sayısı ve üretimin armasına rağmen ocaktaki havalandırma kapasitesi ve şartlarında ise bir değişiklik olmadı, hatta koşullar daha da ağırlaştı. İşçilere “hadi hadi” denilerek üretim baskısı yapıldığı ortaya çıktı. Devletin belirlediği günde 1 metre ise işçiler baskıyla 5 metre ilerliyordu. İlerleme yapıldıkça işçilere arkadaki kamalar söktürülüp, ilerledikleri yerlere taktırıldı.

Şirketin “dayıbaşı” yöntemiyle taşeron işçi çalıştırdığı ortaya çıktı. Sisteme göre işçi yasal olarak ana işverene bağlı gözüküyor, ama fiilen patronu “dayıbaşı” oluyor. İşçinin işe devam edip etmemesinden, alacağı prime kadar her şeye “dayıbaşı” karar veriyor. İşçi bir ihtiyacı olduğunda dayıbaşına gidiyor, işçinin ana işverenle hiçbir bağlantısı olmuyor. O işçinin çalışması, hakları dayıbaşının sorumluluğunda, iki dudağının arasında oluyor. Dayıbaşları işçiye tokat atacak kadar, işçi üzerinde baskı kurabiliyor.

İşe başlamadan önce işçilere yalnızca üç gün eğitim verildi. Bir kaza durumunda ne yapılacağı öğretilmedi. Yalnızca tehlike anında çıkışa yönelmeleri gerektiği söylendi. Bazı işçilere hiç eğitim verilmedi, sadece eğitim aldıklarına dair kağıt imzalatıldı.

KATLİAMIN OLDUĞU GÜN 46 DERECEYDİ

Katliamdan 4-5 ay önce U3 bölgesinde bir göçme yaşandı ve sıcaklık artışı başladı. Ocakta bariz bir şekilde sıcaklık artışı olduğunu söyleyen işçiler, bunu ilettiklerinde ‘Biz farkındayız’ denilerek terslendi. Sonradan bilirkişi raporlarında yer alan ifadelere göre, yer altındaki karbonmonoksit miktarını ölçen sensörler, faciayı aylar önceden haber verdi. 50 PPM’yi aşmaması gereken karbonmonoksit miktarı beş ay boyunca defalarca bu sınırı geçtiği ve hatta 500 PPM’ye kadar ulaştığı halde, sensörlerin uyarısına kulak asılmadı. Ayrıca oksijen miktarı da çok kez yüzde 19’un altına düşmesine rağmen maden boşaltılmadı. Gaz ölçümlerinden sorumlu teknik nezaretçiler 15 günde bir hazırladıkları onaylı deftere karbonmonoksit yükselişlerini geçirmedi. Öte yandan, madende 30 dereceyi aşmaması gereken kuru sıcaklık miktarı, faciadan önceki bir haftadan itibaren 46 dereceye kadar yükseldi. Katliamın olduğu gün de madendeki sıcaklık 46 dereceydi.

GAZ MASKELERİ KÜFLÜ ÇIKTI

İşçileri zehirli gazlardan koruması gereken maskeler de bozuk çıkmıştı. Maskeler yıllarca denetimden geçmemişti. Ayrıca işçileri koruyabilmesi için de uygun değildi. Maden faciasında kıl payı ölümden kurtulan işçiler, ocağa duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi. İşçilerin buldukları testerelerle hava borularını kesip, bu sayede hayata tutunduklarını söyledi.

DEVLETE KÖMÜR DİYE TAŞ SATMIŞLAR

Sayıştay denetçilerinin hazırladığı denetim raporunda 2013 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri ve Türkiye Taş Kömürü Kurumunun faaliyetleri mercek altına almıştı. Raporun üç sayfalık bölümünde “Elbette ki tüvenan (ayrıştırılmamış) tipi kömür taş-kömür karışımıdır. Ama bunda belli sınırlar vardır. 11 ay boyunca yapılan satışlardan birinde istenilen kalorinin tutturulduğu. 10’unda ise istenilen kalorinin altında kaldığı kayda geçirilmiş” ifadeleri yer aldı. Bu ifadeler Soma’daki madencilerin, “Yer altından kömür çıkarırken yer üstünden sürekli kalori yükseldi. Biraz da taş basın. Eğer kömür yoksa taş mı yok. Taş yollayın” dedikleriyle örtüşüyor. Sayıştay raporuna göre Soma AŞ 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. Sayıştayın mercek altına aldığı 1 milyon 549 bin 311 ton karışım yıkamaya verildi. Bundan da sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton çöpe gitti.

SENDİKA YÖNETİCİLERİNİ PATRON SEÇİYORDU

Soma Katliamı’nın ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de işçilerin üyesi olduğu sendikanın yöneticilerinin, işçilerin değil patronun tarafında olmasıydı. Türkiye Maden-İş Sendikası katliamdan çok kısa süre önce şube kongresini yapmış yeni yönetimi belirlemişti. Özellikle özel şirketlerde ve 6 binin üzerinde işçinin çalıştığı Soma Kömürleri AŞ’de işçiler ocaktan çıkarken şirket yetkililerinin ellerine verdiği zarfları sandığa atarak işverenlerin listesindeki delegeleri seçti. O delegeler de yine şirket yönetiminin belirlediği şube başkan ve yöneticilerine kongrede oy atarak şube yönetimini belirledi.

Daha sonra ise Eski Şube Başkanı Tamer Küçükgencay da dahil işçilerin Soma’da istemediği 3 şube yöneticisi, Eski Genel Başkan Nurettin Akçul’un listesiyle genel merkez yöneticiliğine seçildi.

BU TEKME UNUTULMAYACAK

Fotoğraf: Mehmet Emin Al

Katliamdan iki gün sonra, katliamı protesto etmek için yürüyen, aralarında avukatların da bulunduğu yaklaşık 5 bin Somalıya polis saldırdı. Cengiz Topel Meydanı’nda toplanan kalabalık, “AKP halka hesap verecek”, “Hükümet istifa”, sloganları atarak Beşyol kavşağındaki Madenci Heykeli’ne yürüyüşe geçti. Eyleme, çevre evlerdeki balkon ve pencerelerden de alkışlarla destek verildi. Somalılar Belediye Meydanı’na girip, toplanmaya başladığı sırada polis, biber gazı, plastik mermi ve TOMA’larla su sıkarak saldırdı. Yaşanan saldırı sonucu 1 gazeteci 4 kişi çeşitli yerlerinden yaralandı, 7 kişi de gözaltına alındı.

Aynı günlerde Soma’ya ziyareti sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik halk tepkisi ve Müşaviri Yusuf Yerkel’in bir madenciyi tekmelemesi hafızalara kazındı.

SAĞ KALANLAR DA İŞTEN ATILDI

Katliamın ardından Soma Kömür AŞ’ye bağlı Eynez Ocağından 2 bin 831 madenci tazminatları ödenmeden işten atıldı. İşten atılan madencilerden bir kısmı bir süre sonra ocağa geri alındı. Ancak alınanların da alınmayanların da tazminatları hâlâ ödenmedi.

DAVA SÜRÜNCEMEYE BIRAKILDI KARAR ANINDA HEYET DEĞİŞTİ

Fotoğraf: Emin Mengüarslan/AA

Soma'da 2014 yılında meydana gelen ve 301 işçinin yaşamını yitirdiği dava mart 2015’te mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle başladı.

Daha önce olası kastla yargılanan (Sanığın alacağı ceza ölen kişi sayısına çarpılır) sanıklar, katliamın “FETÖ” tarafından yapılan bir sabotaj olduğunu iddia etti. Sanıkların bu iddiası araştırılırken davayı yürüten ve soruşturmaya hakim olan mahkeme heyeti değişti. Mahkeme başkanlığına Afşin Elbistan B Termik Santralinin Çöllolar kömür sahasında yaşanan ve 11 işçinin yaşamını yitirdiği, 9 işçinin cenazelerinin ise halen toprak altında olduğu iş cinayeti davasında, sanıklara sadece para cezası veren Hakim Salih Pehlivanoğlu atandı. Aynı zamanda davanın savcısı da değişti. Yeni savcı aylar önce “Mütalaa açıklayacağım” demesine rağmen 1 sene 2 ay sonra, geçtiğimiz mart ayında mütalaasını açıkladı.

Savcı mütalaasında, çoğu ihmale ve sorumluluklara dikkat çekmesine rağmen, meydana gelen olayı “Öngörülebilir ancak istenmeyen” şeklinde tanımladı. Savcı, olayın ailelerin ve avukatların talebi olan olası kasta değil, bilinçli taksirle (Ölen kişi sayısına bakılmaksızın verilen, üst sınırı 22.5 yıl olan ceza) meydana geldiğini değerlendirdiğini söyledi.

ÖNCE EL KONULDU, SONRA VAZGEÇİLDİ

Öte yandan Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın mal varlığına el koyan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Alp Gürkan adına kayıtlı 7 taşınmaz için 36 milyon 600 bin TL muhammen bedel tespiti yapıldığı, ancak satış öncesi Alp Gürkan’la imzalanan sulh sözleşmesi gereği satışların geri çekildiği bildirildi.

MADEN PATRONLARINA YENİ KIYAKLAR

Fotoğraf: Gürkay Gündoğan/DHA

Hükümet adına tüm açıklamaları olayın hemen ardından Soma’ya gelen dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptı. Taner Yıldız, kazanın trafo patlamasından kaynaklı yangın sebebiyle çıktığını açıkladı ve üç gün boyunca bu söylendi. Bir süre önce Soma Kömürleri şirketinin Işıklar Ocağını övgülerle açmış olan Yıldız, “Geçmiş dönemlere ait herhangi bir kapatılma cezası alınmamış, ciddi bir yer” demişti. Facianın meydana geldiği gün de yetkililer tarafından madenin ne kadar ileri teknoloji ile üretim yaptığı, iş güvenliği önlemlerinin çok iyi şekilde alınmış olduğu söylendi.

Taner Yıldız katliama özelleştirmenin davetiye çıkardığı yönündeki ifadelerle ilgili ise, Hükümetin bu politikadan vazgeçmesinin doğru olmayacağını söyledi. Daha sonra da Soma yasası olarak bilinen düzenlemeyle maden patronlarına kıyaklar yapıldı. Düzenlemeye göre kömür madenlerinde yapılan maaş düzenlemeleri nedeniyle işletmelere devlet desteği geldi. Yer altı kömür işletmelerine asgari ücretin iki katı ödenmesi, çalışma sürelerinin kısalması ve yıllık izin gün sayısının artması nedeniyle oluşan maliyetler sebebiyle maden patronlarına destek verildi. İşçiler için ise 2 bin TL’lik maaş asgari ücretin iki katı oldu. Emeklilik yaşı 49 olacaktı, 50 olarak düzenlendi. Taşeron sistemi kaldırılmadı.

Haftalık çalışma süresi sadece yer altında çalışan maden işçileri için 36 saat yapılırken, vardiya değişimi yer altında yapıldığı için çalışma saati fiilen yine 45 saatte bırakıldı.

Öte yandan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın açıklaması ise “Bu işin fıtratında var” şeklinde oldu.

ERDOĞAN ‘SORUMLU KİM’ SORUSUNA ‘FITRAT’ DEMİŞTİ

Fotoğraf: Murat Kaynak/AA

Katliamın ardından Soma’ya giden Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir gazeteci tarafından kendisine yöneltilen “Sorumluluk kime ait?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı: “Dünyada kömür madenlerinin nasıl çalıştığını yakından takip etmiyorsunuz. İngiltere’de geçmişe gidiyorum, 1862 bu madende göçük 204 kişi ölmüş. 1866, 361 kişi ölmüş İngiltere. İngiltere’de 1894 patlama 290. Fransa’ya geliyorum 1906 dünya tarihinin en ölümlü ikinci kazası 1099. Daha yakın dönemlere geleyim diyorum, Japonya 1914’de 687. Çin 1942, gaz ve kömür karışmanın neden olduğu sayılıyor ölüm sayısı 1549. Değerli arkadaşlar yine Çin’de 1960 metan gazı patlaması 684. Ve Japonya’da 1963’te yine kömür tozu patlaması 458. Hindistan 375. 1975’te metan gazı alev aldı, maden çatısı çöktü ve 372. Bu ocakların bu noktada bu tür kazaları sürekli olan şeyler. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok.”

BAKAN GÖMLEĞİNİ 2 GÜN DEĞİŞTİRMEMİŞTİ!

Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Soma Katliamı’nın ikinci gününde konuk olduğu bir canlı yayında sarf ettiği “Olayı duyunca hiçbir hazırlık yapmadan geldik. Arkadaşlarım soruyor neden iki gündür aynı gömleği giyiyorsun. Ben de durumumuz bu diyorum” sözleri büyük tepki çekmişti.

İŞÇİLER AKP MİTİNGLERİNE TAŞINDI

Dava sürecinde maden işçilerinin zorla AKP mitinglerine götürüldüğü de ortaya çıktı. Sanıklardan Ramazan Doğru, sorulan bir soru üzerine “2011’deki seçimlerden önce Tayyip Bey’in Manisa’da mitingi vardı. 2011’de yeni bir maden sahasının açılması için ihale talebimiz vardı. Bu süreçte, biz 3 bin işçiyle AK Parti’nin Manisa’da yaptığı mitinge katıldık” demişti. (İŞÇİ SENDİKA SERVİSİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Temmuz 2018 14:10
www.evrensel.net