Mony: İşçi sağlığı ve güvenliği  örgütlenme alanı olarak görülmeli

Mony: İşçi sağlığı ve güvenliği örgütlenme alanı olarak görülmeli

İstanbul İSİG Meclisinin davetlisi olarak İstanbul’a gelen 'Çalışmak Sağlığa Zararlıdır' kitabının yazarı Annie Thébaud-Mony sorularımızı yanıtladı.

Uğur ZENGİN
İstanbul

Fransız Sosyolog Prof. Dr. Annie Thébaud-Mony işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında mücadeleci bir araştırmacı. Türkiyeli okuyucular onu “Çalışmak Sağlığa Zararlıdır” kitabıyla tanıyor. Türkiye’den Mustafa Kemal Atatürk, Sakıp Sabancı, Yaşar Kemal gibi isimlerin de aralarından olduğu pek çok kişiye verilmiş olan en yüksek Fransız Devlet Nişanı Légion d’honneur’u 2012 yılında reddetmesiyle de gündeme gelmişti. Bu, Fransa’da ciddi bir “elit ağına” girmek, pek çok maddi kazanımı da reddetmek anlamına geliyor. 

Bu duruştan kendisi hakkında bir fikir elde etmiş de olsak, dönemin bakanına yazdığı ders niteliğindeki iki buçuk sayfalık mektuptan bir alıntı eklemek gerekir:

“Beklediğimiz takdirin tam olarak ne olduğunu, Sayın Bakan, şimdi sizinle paylaşmak isteriz: Zikrettiğim çalışma koşullarındaki sistematik kötüleşmeyi, iş kazası ve meslek hastalıklarının yarattığı dramları, asbest, tarım ilaçları, nükleer ve kimyasal atıkların doğal çevremizi nasıl göz göre göre kapana kıstırdığını görünür kılmaya çalıştığımız zaman, kamusal otoriteler tarafından ciddiye alınmak istiyoruz. (...) Takdir edilmesini tüm kalbimle arzuladığım çağrım, gerçekten iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için, sanayi suçlarının, yarattıkları insani bedeller ölçüsünde Fransa yargısı tarafından cezaya çarptırılmasıdır.”

Thébaud-Mony’e göre Fransa ve Türkiye arasında “Çalışma ilişkilerinin parçalanması, güvencesizlik, taşeron çalıştırma, emekçilerin çalışma koşulları içerisinde gücünün kaybolması” gibi noktalarda çok ciddi bir benzerlik var. Bu noktaları iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının yeşerdiği zemin olarak tanımlayan Mony, “Mücadele işyerinde başlar. İşyeri üzerinden talep ve somut tespitlerle üstlere aktarma ve işçi sağlığı iş güvenliğini örgütlenme işi olarak görmek gerekiyor” diyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin davetlisi olarak İstanbul’a gelen Annie Thébaud-Mony, yoğun programı arasında sorularımızı yanıtladı. 

Annie Thébaud-Mony

İŞYERİNDEKİ YASALAR FARKLI OLDU

Kitabınızda iş cinayetlerine ilişkin algıyı aktarırken, yumurta metaforunu kullanıyorsunuz. “Ekonomik büyüme olacak, bu büyüme sürerken de bazı yumurtalar kırılabilir.” Biraz ters bir soru olarak, 21.yüzyılda bir patron neden bir işçinin ölmesini istesin ki?
Bahsettiğiniz 21.yüzyılın hakları esasında çalışma hayatı dışında geçerli oluyor. Anayasa dediğimiz şey, fabrikanın, çalışma mahallinin dışında bırakılan bir şey. Esasında biliyoruz ki bütün bu insan hakları, sosyal haklar konusundaki kazanımlar parlamentoda kazanılırken, fiili çalışma koşulları tartışmasız mecliste herhangi bir temsili yapıda tartışma olmadan geçerli kılındı. İşyerindeki yasalar her zaman genel geçer yasalardan farklı oldu. İşyerinin yasaları, biraz önce senin dediğin omlet yapılmasını kimsenin sorgulamadığı, o yüzden yumurtaların kırıldığı bir duruma dönüştü. O yüzden de o alan, kanunun dışında, kişilerin ‘özgür iradesiyle’ tazminat alanı haline geldi. Esasında bunu iki gelişmede de görüyoruz. İşçi hareketinin çok pick ettiği noktada 1889’da da görüyoruz. Fransa’da ve aşağı yukarı Avrupa’nın ülkelerinde işçi hareketinin yükseldiği hareketlere dikkat edin ilk çıkan yasa işçi sağlığı-iş güvenliği yasası değildir, tazminat yasasıdır. Yani buranın kuralları yine sanki çalışanların ve çalıştıranların özgür iradesiyle çalışıyormuş imgesi, imajını devam ettiren tazminat yasasıyla düzenlendi. Bütün hak talepleri ve bütün bu alanın dili tazminat yasasıyla kuruldu. İşçi sağlığı ve güvenliği (İSG) alanı sanki bir doğal afetmiş gibi bir tazminat meselesi haline oturtuldu. Böylece önce tüm iş kazaları sigortacılık alanında tanımlanınca en görünür olan ve ölüme yol açanlar, sigortacılık alanında tanımlandıktan sonra bunun nedenleri hakkında, “Olan olmuş hadi tazmin edelim” diyerek sonundan başlandığı zaman oldu. 

Meslek hastalıklarının etkileri 20-30 yıl sonra çıkıyor. Tıpçıların, sağlıkçıların sürekli olarak geriden başladığı bir süreç yaşandı. Meslek hastalıklarının kanıt sorumluluğunun sigortayla ilişkisi çok geç kurulabildi. Mesela kitapta da yer alan Gaetano’yu ölüme götüren süreç bağlı olduğu bir alt işverenle başladı. Hukuki süreçte de ana işveren hiçbir zaman sorumlu tutulmadı. Fransa’da ana işverenlere ulaşmak çok zor. Bir istisna, Toulouse Total Suni Gübre Fabrikasında (Total’e ait AZF kimya tesislerinde 350 ton aminyum nitratın patlaması sonucu 30 işçi ölmüş, 2 bin 500 kişi yaralanmış, 30 bin ev zarar görmüştü) bir kazanımımız yakın zamanda oldu. Sonundan başladığınız zaman şöyle oluyor: ‘Nerede çalışıyor? Alt işverende.’ Siz onu geriye çekmek ve ceza hukukunun parçası yapmak için yumurta mantığıyla düşündüğünüz zaman çok daha başka mücadele vermeniz gerekiyor. Gaetano, sendikalılık oranının çok yüksek olduğu petrol sektöründe bir ana işveren adına çalışsaydı bir grev olurdu, bir sosyal harekete yol açardı. Yine bir insan öldü ama bunların hiçbiri yaşanmadı. 

‘ASBEST SANAYİCİLERİ ÖLÜMCÜL SONUÇLARI BİLİYORLARDI’ 

Riskin devri diyorsunuz, ‘Başkasını bilerek tehlikeye atma suçu’ olarak tanımlıyorsunuz bunu. Bunu açabilir misiniz?
Asbest örneğiyle anlatmak istiyorum. Fransa’da bu konuyla ilgili ilk müfettiş raporu 1905’te yazılmıştır. Asbest sanayicileri bunun ölümcül sonuçlarını biliyorlardı. Fransa’da 1997’de yasaklandı. 90 yılın hikayesi bu. Ne zamanki buna ilişkin bir işçi mücadelesi, halk mücadelesi oldu, bilim insanlarının da kullanıldığı ve aktif katkıda bulundukları sistemik dezenformasyon kampanyası başladı. İki şey için, birincisi işçiler asbestin ölümcül etkisinin farkına varmasın diye, ikincisi herhangi güç ve hareket sonucunda devlete ‘Bu ölümcül hammadde yasaklansın’ diyerek baskı yapılmasın diye. İşte başkasını bile bile tehlikeye atmak bu oluyor. İnşaat sektöründeki iş cinayetleri ve kazalarına dair de aynı şeyi anlatabiliriz. İnşaat iş kolundaki iş cinayetlerinin nedenlerinden, frekansından, belgelerinden biliyoruz ki ölüm olacak. İnşaat sektörü Fransa’da bir sürü alt zincire taşere edilmiş bir sektör. Ve o taşeron şirketlerin insan hayatının kaybolmaması için inşaatlarda, şantiyelerde gereken işçi sağlığı, iş güvenliği yatırımlarını yapmayacakları belli. O yüzden daha ucuzlar. Ama bu sistem devam ediyor. Bu da başkasının hayatını bile bile tehlikeye atmanın bir örneği. Ceza hukukundaki bu maddeyi kullanmayı bu yüzden öneriyoruz. 

Annie Thébaud-Mony’nin katıldığı etkinliklerde ve yaptığımız röportajda çeviriyi Akademisyen Aslı Odman (solda) yaptı.

Torunlar davası geçtiğimiz gün sonuçlandı. 10 kişinin öldüğü bir iş cinayeti davası. 24 taksitte 60 bin lira ödeme cezası verildi. 
(İç çekiyor) Fransa’da şöyle bir şey var, ani ölümcül bir kazada ceza davası açılması ihtimali çok az. Çünkü biraz önce bahsettiğim 1890’dan kalma tazminat kanunu zaten olayı kişiler arasında bir anlaşmaya indirgeyerek başlıyor. O kadar nadir ki, ciddi bir tepki çeker, kitlesel ölüme yol açan, Toulouse’daki gübre fabrikası gibi şehrin ortasında patlayan bir fabrika olursa ve halk, ‘Ne olacak çocuklarımız sakat mı doğacak?’ gibi bir soruya yol açmadığı sürece savcılar resen soruşturma ceza davası açma kararını vermiyorlar. Tazminat Kanunu’nun erken bir dönemde çok güçlü oturtulması. Esasında Türkiye’de daha fazla ceza davası açılıyor olabilir. 

‘SENDİKALARLA İŞ BİRLİĞİNİN İŞLEDİĞİ TEK YER YEREL SENDİKALAR’

Sendikaların tutumundan memnun musunuz, yoksa bizim kadar memnuniyetsiz misiniz?
Sendikalarla iş birliğinin olabildiği ve işlediği tek yer yerel sendikalar. Genel olarak sendika merkezlerinden yola çıkmıyoruz. Çok somut bir probleme dair sendikacı bilgiye, veriye ve kılavuza ihtiyacı olduğu için bizlerin de içinde olduğu uzmanları buluyor. Çoğu zaman -Amisol’de olduğu gibi- kazanım sağladığımız tekil mücadeleler yerel sendikacıların, kişilerin katkılarıyla oluyor. İşçilerin beklentisi olan işyeri temsilcileri üzerinden gidiyor. Biz hiçbir zaman sendikaların merkezlerini, bürokrasisini adres göstermiyoruz. İşleyen ilişki bu seviyede bir ilişki. Bir örnek daha, Toulouse Hastanesinin işyeri sendikası. Toulouse Hastanesi yine asbestli bir hastane, pek çok binada olduğu gibi. Hem çalışanların hem hastaların sağlığını tehlikeye attığı için 2 seneden bu yana buraya dair bir izlek çıkarılması için İSİG birimiyle beraber çalışıyoruz. Sıkıntı çektiğimiz nokta sosyal partner olarak sendikanın merkezi bürokrasisinin gittikçe alttaki dinamikten kopuyor olması. Gerçekten sendika demokrasisi açısından işçi olarak işyeri temsilcisi olanları güçlendirecek bir sistem yok. Yeteri kadar yerel talep oluyor ama bunu yukarıya çıkarıp büyük bir talep haline getirmekte çok zorlanıyoruz. 

SAĞLIK-CAN MESELESİ...

Çözüm öneriniz peki?
İşçilerin mücadelesi. Çözümün, maddelerine bu kısalıkta giremeyecek bile olsak, çözümün, işçilerin kendi mücadelesinde olduğunu belirtmeliyiz. İşçilerin bilgisini, işçi sağlığı iş güvenliği alanının uzmanlık bilgisiyle yarıştırılmadan, hiyerarşi kurulmadan... Sahanın, işyerlerinin kendi bilgisiyle, işyerlerinin bilimsel bilgisinin buluşmasında görüyoruz. Fransa’da asbeste karşı mücadelede bundan bahsediyorum. Tıpçıların, araştırmacı gazetecilerin katkılarıyla bu alanın örülmesi. Mücadele işyerinde başlar. İşyerinde hangi çalışma koşullarına maruz kaldığını en iyi çalışan bilir. İşyerinde hangi malzemeyle çalışıyorsa bunun tanımlarını talep etmek, sağlık-can meselesini herkesin bir araya geldiği bir konu haline getirmek. İşyeri üzerinden talep ve somut tespitlerle üstlere aktarma ve işçi sağlığı iş güvenliğini örgütlenme işi olarak görmek gerekiyor.

GAETANO İLE TÜRKİYELİ İŞÇİNİN HİKAYESİ ÇOK BENZİYOR

Annie Thébaud-Mony'nin ‘Çalışmak Sağlığa Zararlıdır’kitabı

‘Çalışmak Sağlığa Zararlıdır’ Gaetano’nun hikayesiyle başlıyor. 1998 yılında futbol oynayan, bir orkestrada gitar çalan 21 yaşında bir genç. Genç Gaetano -babası gibi- kalıcı bir işe sahip olmak için taşeron firma aracılığı ile bir fabrikaya geçici işçi olarak girer. Görevi ‘Metal levhaları tasnif etmek’ olsa da kendisinden 9 metre yükseğe çıkarak metal kafes iskeletin şalümoyla kesilmesi istenir. Kağıt üstünde işten kaçınma hakkı vardır ama ekip şefinin “Güvenlik kemerini al, bir şey olmaz!” diyerek ısrar etmesi üzerine emredileni yapmak zorunda kalır. Gaetano yükseğe çıkar, levhayı gerçekten de keser ama levha da güvenlik kemerini keser. Yere düşer ve düştüğü yerde hayatını kaybeder. Kimse hapis cezası almaz. Bu iş cinayeti hikayesini okuduğuzda Türkiye’yi okuduğunu düşünüyorsunuz. Farklı ülkelerde işçiler benzer bir sonla yaşama veda ediyor.  

BENZERLİK VE FARK NEREDE?

Thébaud-Mony, Fransa ve Türkiye’deki emekçilerin çalışma koşulları arasındaki benzerliği şöyle ortaya koyuyor: Çalışma hayatındaki yapısal dönüşüm... Bütün çalışma ilişkilerinin parçalanması, güvencesizlik, taşeron çalıştırma, emekçilerin çalışma koşulları içerisinde gücünün kaybolması... Bu noktalarda çok ciddi bir benzerlik var. Söz konusu noktaların da zaten iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının yeşerdiği zemin olduğunu söylüyor. Ona göre burada birebir benzerlik var. Fransa’nın farkı ise yaklaşık 200 seneye yaklaşan işçi sağlığı iş güvenliğini de içeren bir emek hareketi üzerine oturması. Bu emek hareketinin kurumlarını yarattığını söylüyor: “Birincisi işçi sağlığı iş güvenliği mücadelesine girdiğimiz zaman belleğine, mücadele gücüne hâlâ güvenebileceğimiz kurumlar var. İkincisi de katman katman mevzuatını yarattı. İşçiyi koruyan mevzuatını yarattı. Çok ciddi bir dönüşüm içinde olsa da bu hak kazanımları geriye döndürmek o kadar kolay değil. Çok iyi bilmiyorum ama Türkiye’de hissettiğim bu iki alanda da kolaylaştırıcı, güçlendirici, sırtını dayayacak noktaların daha az olduğu.”

İş cinayeti

KİMSENİN YAPMAK İSTEMEDİĞİ İŞİ YAPANLAR: KADINLAR VE KAĞITSIZLAR

Kadınlar ve mülteciler durumuna ilişkin ne söylersiniz?
İşçi sağlığı iş güvenliği karşısında toplumsal eşitsizlikler çok fark ediyor. Ölüm oranları, ölüm şekilleri, yaşama süresi... Toplumun bütün sınıfsallıkları, eşitsizlikleri işçi sağlığı güvenliğinde çok belirgin ortaya çıkıyor. Kadınlar konusunda çalışma mahalinde görünmez kılınma var. Evde çalışma, çok daha küçük işletmelerde çalışma ve bütün bunlar çok daha riske açık yerler. İki örnek verelim, Fransa’da büyük burjuva ailelerin yanında çalışan özel hizmetçilerin pasaportuna el konma, uzun zaman çalıştırma, taciz, şiddet, mobbing her türlü şiddete maruz kalmaları belgelenmiş bir şey. Diğer örnek de -biz mülteciler demiyoruz, kağıtsızlar diyoruz- mülteciler, göçmenler... Yani kağıdı olmayanlar. Avrupa’ya girmek kağıt demek. Kağıtsızlara baktığınız zaman kimyasal atıkların temizlenmesi, zaten küçülmüş olan tarım sektöründe ciddi kimyasal maddelerin, pestisitlerin, ilaçların kullanıldığı tarımda işçilik yapıyorlar. Onun dışında inşaat sektöründe... Çalıştırılan sektörlerin riske açıklığı, kâr oranlarının düşüklüğü ve sektörde nerelerde çalıştıkları üzerinden çok açık bir şekilde toplumsal eşitsizliklerin hayat beklentisi ve İSG konusunda da birebir etkili olduğunu görüyoruz.

‘FRANSA’DA TOPLUMSAL VE ÇEVRE SORUNLARI İLE İŞÇİ HAREKETİ İÇ İÇE GEÇTİ’

Fransa’da emekçiler bugünlerde eylemlerini sürdürüyor. Eylemlere ilişkin ne diyorsunuz? 
Bu hareketin taşıyıcılarından, adım adım 100 yıldır oluşan 45’den sonra çok daha organik hale gelen işçilerin ve İSG alanında çalışan uzmanların mücadelesi var. Gerek çalışma süreleri, çalışma koşulları, işçi sağlığı-iş güvenliği alanlarında. Son dönemde toplumsal sorunlarda çevre sorunları ve işçi hareketi iç içe geçti. Bu hareketin yeni taşıyıcılarından biri halk sağlığı ve çevre hareketini iç içe geçirenler. Bunlar artık hep beraber işyerlerinde oluşturulan olağanüstü hali sorguluyorlar.

İş cinayeti

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Mart 2018 06:05
www.evrensel.net