Bir kavram: Ücretli emek

Bir kavram: Ücretli emek

İşçiler, yaşamlarını sürdürmek için ellerinde bulunan tek metayı, yani emek güçlerini kapitalistlerin parası ile mübadele ederler.


Dergimizin 267. sayısındaki kuram sayfamızda yayımladığımız “Bir kavram: Meta” yazısı, ücretli emek kavramının anlaşılmasını kolaylaştırabilir.
Okumak için: https://goo.gl/Qqehu5 

ÖN ÖZET
-Emek, tarihin her döneminde ücretli emek halinde değildi. 
-Ücretli emeğin ortaya çıkmasının ön koşulu, yaşamını sürdürmek için emek gücünü -satmaktan başka çaresi olmayan işçi sınıfı ile üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti bulunan kapitalist sınıfın varlığıdır. 
-Kapitalist, işçinin emek gücü karşılığında bir ücret ödeyerek, emek süreci ile ortaya çıkan ürünlerin sahibi olur. 
-Kapitalist ortaya çıkan üründen kâr elde eder, öte yandan işçi ise kendi emeğine yabancılaşır.

EMEK GÜCÜNÜN SATILMASI
İşçiler, yaşamlarını sürdürmek için ellerinde bulunan tek metayı, yani emek güçlerini kapitalistlerin parası ile mübadele ederler. Bu mübadele, belli bir saat çalışma karşılığında belli bir ücret verilerek gerçekleşir, örneğin on iki saatlik dokuma karşılığında 2 birim para ücret ödenir. Bu 2 birim para karşılığında, yine iki birim para eden başka türden metalar satın alınabileceği için, işçi kendi metasını, başka türden öteki metalarla mübadele etmiştir aslında. Bu mübadeledeki 2 birim para da iş gücünün değişim değerini ifade eder. 
Karl Marx şöyle der: “Bir metanın para olarak hesaplanan değişim-değeri, onun fiyatı denen şeydir. Ücret, genellikle emeğin fiyatı denilen işgücü fiyatına, ancak insanın etinde, kanında saklı bulunan bu özgün metanın fiyatına verilen addan başka bir şey değildir.” (K. Marx, Ücretli Emek ve Sermaye). Yani ücret, emek gücünün fiyatıdır. 

DOKUMACININ BİR GÜNÜ
Marx, Ücretli Emek ve Sermaye eserinin bir bölümünde, ücretli emeğin işleyişini bir dokumacının içinde bulunduğu emek süreci üzerinden tarif ediyor. Aşağıda bu bölümden bir alıntı yer alıyor:
“Kapitalist ona dokuma tezgâhını ve ipliği sağlar. Dokumacı işe koyulur, ve iplik beze dönüşür. Kapitalist, bezi alır ve onu örneğin 20 marka satar. O halde, dokumacının ücreti, bezin, 20 markın, kendi emeğinin ürününün bir bölümü müdür? Hiç de değil. Dokumacı, bez satılmadan çok önce belki de bezin dokunması bitmeden önce, ücretini almıştır. Şu halde kapitalist, bu ücreti, bezin satışından alacağı paradan değil, önceden biriktirilmiş paradan öder. Nasıl ki, işveren tarafından sağlanan dokuma tezgâhı ve iplik dokumacının ürünü değilse, aynı şey dokumacının kendi metaı, yani kendi işgücü karşılığında aldığı metalar için de geçerlidir. Olabilir ki, kapitalist, bezi için hiç bir alıcı bulamaz. Olabilir ki, bezin satışından elde ettiği miktar, ücreti bile çıkaramaz. Ya da bezini dokumacının ücretine kıyasla çok kârlı bir biçimde satabilir. Bütün bunların dokumacıyla hiç bir ilgisi yoktur. Kapitalist, dokumacının işgücünü, servetinin, sermayesinin bir bölümüyle satın alır, tıpkı servetinin öteki bölümüyle de hammaddeyi —ipliği— ve iş aletini —dokuma tezgâhını— satın aldığı gibi. Bunları satın aldıktan sonra, ki bu satın alınan şeyler arasında bezin üretimi için gerekli olan işgücü de vardır, artık yalnız kendisinin olan hammaddelerle ve iş aletleri ile üretim yapar. Çünkü şimdi iş aletleri, üründe ya da ürünün fiyatında dokuma tezgâhı ne kadar pay sahibiyse o kadar pay sahibi olan bizim dokumacıyı da içermektedir.”

“İşgücü, demek ki, onu elinde bulunduranın, yani ücretli işçinin kapitaliste sattığı bir metadır. Ücretli işçi bunu neden satar? Yaşamak için.
(…)
Peki ya bu oniki saat boyunca dokuyan, iplik eğiren, yol açan, tornaya çeken, ev yapan, kürek sallayan, taş kıran, yük taşıyan vb. işçi, bu oniki saatlik dokumacılığa, iplik eğirmeye, yol açmaya, tornacılığa, duvarcılığa, kürek sallamaya, taş kırmaya kendi yaşamının bir belirtisi gibi, kendi yaşamı gibi mi bakar? Tam tersine, onun için yaşam, bu işin bittiği yerde, masada, kahvede, yatakta başlar. Öte yandan, bu oniki saatlik emek, kendisi için dokuma, eğirme, yol açma vb. olarak değil, kendisini masaya, kahveye, yatağa götüren kazanç olarak anlam taşır. Eğer ipekböceği, varlığını bir tırtıl olarak sürdürmek için koza örseydi, tam bir ücretli işçi olurdu.”

EMEK NE ZAMAN ÜCRETLİ EMEK HALİNE GELDİ?
Emek gücü tarihin her döneminde meta halinde değildi. Emek ise her zaman ücretli emek, yani özgür emek halinde değildi. Kölenin köle sahibine sattığı emek gücü değildi. Köle, emek gücüyle birlikte tek seferde satılırdı köle sahibine. Yani kendisi bir metadır. Aynı şekilde feodal dönemde de serfler emek gücünün yalnızca bir bölümünü satar, toprak sahibinden ücret almak bir yana dursun, toprak sahibine o haraç öder.
Özgür emekçi ise, yaşamını saatler şeklinde parça parça halde geçim araçlarının sahibi olan kapitalistlere satar emek gücünü. İşçinin köleler gibi bir köle sahibi ya da serfler gibi bir feodal beyi yoktur. Ama emek gücünü sattığı saatler boyunca emeği kapitalistlere aittir. İşçi kendisini kiralayan kapitalisti terk edebilir, kapitalist de onu kapının önüne koyabilir. Fakat üretim araçları kapitalistlerin özel mülkiyeti olduğu sürece, bir bütün olarak işçi sınıfı, bir bütün olarak kapitalist sınıfı terk edemez. Ücretli emek, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kaldırılmadığı sürece devam eder.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Ocak 2018 16:35
www.evrensel.net