Memleketten kadroya başvuru manzaraları!

Memleketten kadroya başvuru manzaraları!

Taşeron başvuruları sona erdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu zulme ve zorbalığa sessiz kalırken, sendikaların çoğu sınıfta kaldı...

Onur BAKIR
Sendika Uzmanı 

Taşeron işçilerin merkezi idarelerde kadroya, yerel idarelerde şirketlere geçişi için başvurular sona erdi. Bugüne kadar taşeronda yaşanan tüm haksızlık ve hukuksuzluk, başvuru sürecinde de aynen devam etti. Başvuruları alma işini taşerona havale eden de oldu, işçilerin başvuru hakkını gasbeden de... Başvuruda istenecek belgeler belliydi ama işçiden bir canını istemedikleri kaldı; kefil de isteyen oldu, akıl sağlığının yerinde olduğuna dair belge isteyen de... 20 yaşındaki işçi, emekliliğe hak kazanmadığını ispat etmek zorunda bırakıldı. Zaten belediye şirketi işçisi olan işçilerden, belediye şirketlerine geçiş için başvuru istendi. Kadroya/şirkete geçiş sırasında verilecek feragatname ve imzalanacak sulh sözleşmesi, başvuru sırasında istendi; işçilerin hak ve alacakları tehditle yok edildi. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu zulme ve zorbalığa sessiz kalırken, sendikaların çoğu sınıfta kaldı. 

BAŞVURUYU DA TAŞERONLAŞTIRDILAR

KHK ve tebliğe göre, merkezi idarelerde başvuruların ihaleyi yapan birime, yerel yönetimlerde ise yerel yönetimin kendisine (belediye, il özel idaresi, belediye şirketi...) yapılması gerekiyordu. Yani başvuru evrakları, hiçbir şekilde taşeron şirkete verilmeyecek, kamu kurumunun kendisine verilecekti. Ancak son 15 yılda kanun-koşul tanımadan ne kadar işi varsa hepsini taşerona veren kamu kurumları, başvuruları toplama işini de taşeronlaştırmayı başardı! Birçok kamu kurumunda işçilerin başvuruları, KHK’ye aykırı biçimde, taşeron şirket görevlileri tarafından toplandı ve kurumlara iletildi. Hatta başvuru evraklarının eksik olup olmadığına kamu kurumu değil taşeron şirket karar verdi. Başvuruları toplayan taşeron şirketler de, başvuruları taşeron şirketlere toplatan kamu kurumları da aslında KHK’ye aykırı davrandı ve hatta suç işledi. 

Taşeron

BAŞVURU HAKKI GASBEDİLDİ

KHK ve tebliğe göre kamu kurumlarının işçilerin başvurularını almaları ve incelenmek üzere tespit komisyonlarına göndermesi gerekiyordu. Tebliğin 8. ve 33. maddeleri çok açık; başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarını tespit etme yetkisi tespit komisyonlarına ait. Ancak başvurular sırasında birçok kamu kurumu (Ya da başvuruları alan taşeron şirket), işçilerin şartları taşıyıp taşımadıklarını kendi tespit etmeye kalkıştı. Şartları taşımadığını düşündüğü işçilerin başvurularını almayı reddetti. Bunu yapanlar, tespit komisyonlarının yetkisini gasbetti ve açıkça “görevi kötüye kullanma” suçunu işledi. 

İŞÇİDEN BİR CANINI İSTEMEDİKLERİ KALDI

Başvuru sırasında istenen form ve belgeler, KHK ve bakanlığın tebliğinde yer alıyordu. Kamu kurumlarının, bu form ve belgeler dışında başka bir şey isteme yetkisi yoktu. Ancak her bir kamu kurumu, hukuksuz ve keyfi bir biçimde, KHK ve tebliğde hiçbir biçimde yer almayan birçok belge, evrak ve form istedi: Adli sicil kaydı, öğrenim durum belgesi, ikametgah belgesi, nüfus kayıt örneği, mal bildirim formu, kamu etik sözleşmesi, askerlik durum belgesi, SGK hizmet dökümü, görevini yapmasına engel akıl hastalığı bulunmadığına dair belge (sağlık raporu), FETÖ ile ilişkisi olmadığına dair belge... 

KEFİL BİLE İSTEDİLER! 

Bütün bu belgeler yetmezmiş gibi, bazı kurumlar bir de işçiden kefil istedi! Tebliğe göre, işçinin başvuru sırasında Güvenlik ve Arşiv Soruşturması Yönetmeliği’nde yer alan formu doldurup vermesi gerekiyordu. Ancak bazı kamu kurumları, bu formu oturup baştan yazdı, forma istediğini ekledi. Formda yapılan hukuk dışı değişiklik ile işçilerden, “Hakkında bilgi verecek üç şahsın” isim ve bilgileri istendi. Bu şahısların da akraba ya da eski işveren olmaması şartı konuldu. İşçiler bir yandan belgeleri toparlamaya çalışırken, bir yandan da kefil aradı! 

20’SİNDEKİ İŞÇİ EMEKLİ OLMADIĞINI İSPATLADI!

KHK ile getirilen koşul gereği, işçinin kadroya/şirkete geçebilmek için emekliliğe hak kazanmamış olması gerekiyor. Tebliğde ise “Başvuruda istenen belgeler” maddesi altında, ilk sigorta giriş tarihi ve yaş grubuna göre, emekli olma çağına yaklaşmış işçilerin, emekli aylığı almaya hak kazanmadıklarına dair belge sunmaları koşulu yer alıyor. Bu belgeyi, 44 yaşını doldurmuş kadınlar ile 50 yaşını doldurmuş erkeklerden (İlk sigorta giriş tarihine göre) bazılarının alması gerekiyordu. Ancak işgüzarlık ve keyfiyetin sınırlarını zorlayan bazı kamu kurumları, 20’li yaşlarındaki işçilerden bile “Emekli olmadığına dair” belge istedi.

Taşeron

DAVA YOK AMA FERAGAT BEYANI VAR!

KHK ve Tebliğ’deki düzenlemelere göre, başvuru sırasında, kamuda taşeronda çalışırken kamuya işçilik hakları ile ilgili dava açmış işçilerin bu davalardan feragat edeceklerine dair yazılı bir beyan (Örnek-1 sayılı dilekçe) vermesi gerekiyordu. Ancak bazı kurumlar, tüm işçilerden, dolayısıyla dava açmamış olan işçilerden de bu dilekçeyi istedi! İşçiler bu dilekçenin davalar ile ilgili bilgileri içeren kısmını boş bırakıp, altına isim ve imza koyup verdi. Böylece işçi, kadroya girmeye hak kazandığında, olmayan davasından feragat edeceğine dair içi boş bir dilekçe ile beyanda bulunmuş oldu... 

BEYAN YETMEDİ FERAGAT İSTEDİLER

Davası olan işçilerin, başvuru sırasında, açtığı davalardan (Ya da devam eden icra takiplerinden) feragat edeceğine dair beyanı başvuru yaptığı kuruma vermesi yeterliydi. KHK ve tebliğe göre işçi, kadroya/şirkete geçişe hak kazandığında mahkemeye ya da icra müdürlüğüne gidecek, davası ya da alacağından vazgeçtiğine dair feragatnameyi bu aşamada verecekti. Ancak daha başvuru sırasında bazı kamu kurumları, işçilerden mahkemeye ya da icra müdürlüğüne gitmesini ve davadan/alacaktan feragat etmesini istedi. Mahkemeye/icra müdürlüğüne gidip feragatname vermeyen işçilerin başvurularını reddeden kamu kurumları oldu. Bazı işçiler, sırf başvuruları kabul edilsin diye, daha kadroya/şirkete alınmadan davasından/alacağından feragat etmek zorunda kaldı. Bu işçiler, yarın sınavda başarısız sayılıp kadroya alınmazsa hem kadroyu, hem işini, hem de dava ile hak kazanacağı alacaklarını kaybetmiş olacak. 

SULH SÖZLEŞMESİ ZORBALIĞI

Aynı durum, işçinin geçmişe yönelik “Herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağı” koşulunun uygulanmasında da yaşandı. KHK ve Tebliğ’e göre işçi başvuru sırasında bir beyan verecek, kadroya/şirkete geçmeye hak kazandığında ise bu beyanı uyarınca bir sulh sözleşmesi imzalayacaktı. Bu beyan, başvuru formu içinde zaten yer alıyordu. Yani ayrıca bir dilekçeye gerek yoktu. Ancak bazı kurumlar, işçiden ayrıca dilekçe ile de beyan aldı. 

Ancak daha da önemlisi, işçiyi başvuru sırasında sulh sözleşmesi imzalamaya zorlayan kurumlar oldu. Aslında sulh sözleşmesi iki taraflıydı. Sulh sözleşmesi sınavdan sonra, geçişten önce hak kazanan işçi ile idare arasında imzalanacak; bu sözleşmeye göre idare işçiyi kadroya/şirkete geçirmeyi, işçi ise geçmişe dönük hak ve alacaklarından vazgeçmeyi kabul etmiş olacaktı. Yani işçi, kadroya/şirkete geçiş karşılığında geçmişe dönük hak ve alacaklarından feragat edecekti. Ancak başvuru sırasında sadece işçinin imzasını taşıyan sulh sözleşmeleri toplandığı için, kamu kurumları kendini yükümlülük altına sokmadan, işçiyi yükümlülük altına sokma uyanıklığını gösterdi. 

Çift taraflı ve usulüne uygun imzalanmadığı için başvuruda verilen sulh sözleşmelerinin hukuken geçersizliğini ispatlamak olanaklı. Ancak ortada büyük bir hukuk tanımazlık, aymazlık ve zorbalık var! 

Taşeron

BAŞVURU KUYRUKLARI VE EZİYETİ

KHK ve Tebliğ’e göre, işçilerin 11 Ocak 2018 günü mesai saati sonuna kadar başvuruda bulunma hakkı vardı. Ancak “Ben yaptım oldu” anlayışı ile kamu kurumlarını yönetenler, kafalarına göre başvuru tarihi belirleyebildi. Örneğin bir hastane, (A) ihalesinde çalışan işçilerin başvurularını 2-6 Ocak tarihleri arasında, (B) ihalesinde çalışan işçilerin ise 7-11 Ocak arasında yapması istendi. 

Bunun yanı sıra başvuruları almak için yeterli sayıda personel görevlendirilmediği ya da başvurular taşeron şirkete havale edildiği için uzun başvuru kuyrukları oluştu. İşçiler vermek zorunda olmadıkları belgeleri toplamak zorunda kaldı, kuyruklarda bekledi, bir de “eksik evrak” gerekçesiyle yeniden evrak toplamak ve kuyruğa girmek zorunda kaldı. 

BELEDİYELER AKLIN SINIRLARINI ZORLADI 

KHK ve Tebliğ, halihazırda belediye şirketlerinde çalışan işçiler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermiyor. Belediyeler ya da belediye şirketlerinin taşeronlarındaki işçilerin başvuru yapmasını ve hak kazanmaları halinde belediye şirketlerine geçirilmelerini düzenliyor. Ancak aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan bazı belediyeler, mevcut belediye şirketi işçilerinden, belediye şirketi işçisi olmak için, tüm evraklarla birlikte başvuru yapmalarını istedi. Hatta “Fırsat bu fırsattır” diyen bazı belediyeler, başvuru sırasında alınamayacak belgeleri bile istedi, işçileri feragatname ve sulh sözleşmesi imzalamaya zorladı. Genel-İş Sendikasının girişimleri üzerine, İçişleri Bakanlığı, valiliklere bir yazı yazarak, mevcut belediye şirketi işçilerinin geçiş sürecine tabi tutulmayacağını teyit etti. Buna rağmen bazı belediyeler, başvuru isteme ısrarını sürdürdü.

BU ZULMÜ UNUTMAMAK GEREK! 

Çabuk unutan bir toplumuz. Ancak bu zulmü unutmamak gerek. 15 yıldır 1 milyon işçiyi taşerona mahkum edenleri, dün “Tüm taşerona işçilere kadro” deyip bugün işçilerin çoğunluğunu dışarıda tutup bir kısmına da “Kadro görünümlü taşeronluk” getirenleri, başvuru ve geçiş sırasında da işçiye koymadığı koşulu, etmediği eziyeti bırakmayanları unutmamak gerek. En önemlisi de, “Tüm taşeron işçilere koşulsuz şartsız, gerçek ve eşit haklara dayanan kadro” verilene kadar mücadele etmeye devam etmek gerek. 

Aksi takdirde; bugüne kadar ne yaşadıysak, yarın da onu yaşayacağız...

DAHA BUNUN SINAVI VAR…

Türkiye nasıl yönetiliyorsa, başvuru süreci de aynen öyle yaşandı. Taşeron işçilerin yıllardır maruz kaldığı hukuksuzluk ve keyfiyet, başvuru sürecinde de devam etti. Ancak daha bitmedi! Başvurular tespit komisyonlarına gidecek. Sınava girmeye hak kazanacakları tespit komisyonları belirleyecek. Sonra da sınav var... Sınav 5 farklı türde olabilecek. Yazılı sınavda geçme notu 50. Ancak sözlü ve uygulamalı sınavda, sınav kurulu işçiyi “başarılı” ya da “başarısız” sayacak. Herhangi bir objektif koşul getirilmediği için sınav sırasında da keyfi uygulamalar söz konusu olabilecek. 

DIŞI KADRO İÇİ TAŞERON

Sınavdan da geçen işçiler, sulh sözleşmesini imzalayacak, davası/alacağı varsa feragat edecek ve merkezi idarelerde kadroya, yerel yönetimlerde şirketlere geçirilecek. KHK ile getirilen kurallar gereği, taşeron işçilerin geçişi mevcut hak ve ücretlerle yapılacak; taşeron işçiler kadrolu işçilerin hak ve ücretlerinden yararlanamayacak. Bunca engeli aşan işçi, dışı kadro içi taşeron bir durumla karşı karşıya kalacak.

BU EZİYETTEN ÇALIŞMA BAKANLIĞI SORUMLU

Bütün bu hukuksuzluk ve eziyetin yaşanmasında, bunlara imza atan kamu kurumları kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da sorumluluğu var. Bakanlık kendi hazırlayıp yayımladığı tebliğde çok daha açık ve net düzenlemeler yapabilirdi; ancak yaşanabilecek sorunları hiç gözetmedi, gerekli önlemleri almadı. Bakanlık, işçilere “İstediklerimiz dışında başka evrak vermeyin” diye duyuru yapmak dışında kılını kıpırdatmadı. Hukuksuz davranan kamu kurumlarına karşı hiçbir işlem başlatmadı. Başvurular için hazırladığı ‘www.altisveren.gov.tr’ sitesinde, “Getirilecek Belgeler” başlığı altında, başvuru sırasında değil geçiş sırasında verilmesi gereken feragatname ve sulh sözleşmelerini de yayımlayarak kafa karıştırdı, kamu kurumlarını bunları da istemeye teşvik etti. Tebliğ’de açıkça “Güvenlik Soruşturma ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin ekindeki form doldurulacak” demesine rağmen yönetmeliğin ekindeki formu değiştirip, internet sitesinden yeniden yayımladı. Yani Tebliğ ile koyduğu kuralı, ilan yolu ile hukuk dışı bir biçimde değiştirdi. 

SENDİKALI AMA ÖRGÜTSÜZ İŞÇİLER

Bugün kamudaki taşeron işçiler, kamudaki mevcut kadrolu işçilerden sonra, sendikalaşma oranı bakımından ikinci sırada yer alıyor. Yüz binlerce taşeron işçi sendikalı. Peki, bunca olumsuzluk yaşanırken sendikalar ne yaptı? Bu süreçte üyelerini doğru bilgilendirmeye çalışan, işyerlerindeki olumsuzluklara bizzat yerinde müdahale eden, hukuk dışı belge ve evraklar istenmesine engel olan, işçinin hakkını hakkıyla arayan sendikalar azınlıkta kaldı. Sendikalı taşeron işçilerin çoğunluğu başvuru eziyeti boyunca kendi kaderiyle baş başa kaldı. Her fırsatta taşeron işçiler arasında en çok üyeye sahip olmakla övünen konfederasyon, Hükümete teşekkürler ve övgüler sıralamaktan fırsat bulamadığı için(!) üyelerinin sorunlarını yerinde çözmek için gerekli çalışmaları yapamadı. Sendikalı olmak ile örgütlü olmanın aynı anlama gelmediği bu süreçte bir kez daha görüldü.

www.evrensel.net