Yüzüm kapalı ama ağzım açık ellerim serbest

Yüzüm kapalı ama ağzım açık ellerim serbest

İstanbul sokaklarında politik olaylar tasviriyle dikkat çeken 'İzinsiz' imzalı sanatçı, Evrensel'e konuştu.

Pınar YİĞİTOĞULLARI
İstanbul

Bir süredir İstanbul’un farklı sokaklarında, politik olayları tasvir eden duvar resimlemeleri ve yerleştirmeleriyle karşılaşıyoruz. Siyasal eleştirinin sokaklardaki duvarlara sanat aracılığıyla yansıdığını görmek insana iyi geliyor. Açık kimliğini kullanmayan ve yaptığı eserlere İzinsiz imzasını kullanan sanatçıyla iletişime geçtik ve merak ettiğimiz soruları yönelttik. Neden İzinsiz imzasını kullandığını, “Ben çalışmalarımı egosal ve maddi tatminlerden kurtarmayı seçiyorum. Herkes, her şeyleşirken ben hiç kimse olmayı istiyorum. Önemli olan kimliğim değil, söylediğim söz. Bu yüzden yüzüm kapalı ama ağzım açık, ellerim serbest” diyerek açıkladı.

İzinsiz diğer sanatçılardan farklı olarak düşüncelerini politik duvar resimleri yaparak ifade ediyor. Bir sanatçı olarak böyle bir yol seçmesini bir tercihten çok sınıfsal bir varoluş biçimi olarak gören İzinsiz, bu konuda şunları dile getirdi: “Ben açık kimliğimde hiç de sanatla alakası olmayan işler yapmak zorunda kalıyorum. ‘İzinsiz’ olarak yaptığım diğer işleri de böyle finanse ediyor, bu sömürünün ezilen tarafında olan biri olarak, bir yandan da bu çarpıklığı teşhir ediyor, bununla mücadele ediyorum. Toplum sanatçıların tamamını elit bir kesimden ibaret görüyor. Bu genellemenin dışında kalan birçok sanatçı birer işçi olarak emeği ile yaşıyor. Benim seçtiğim yol onurlu herhangi bir işçinin isyan etmesinden başka bir şey değil.” 

BİRİKMİŞ BİR ÖFKEM VAR

İzinsiz, yaptığı işleri endüstrileşen sanatın ve kültürün karşısına koyuyor. Dert ettiği şeyleri sokağa taşıyıp orada kendi diliyle başkalarına anlatan birisi olduğunu söyleyen İzinsiz “Yolun epey başındayım ama birikmiş bir öfkem var. Gerilla sanatı diye adlandırılan bir akımın temsilcisi olma iddiasındayım. Yapmaya çalıştığım şey piyasalaşan ve endüstrileşen sanatın karşısında konumlanıyor. İşlerimi bu yüzden kapitalist ilişki biçimlerinden uzak tutuyorum. Dayanışmaya, paylaşıma dayalı bir anlayışa inanıyorum” dedi.

Sanattan para kazanılmasına karşı çıkmıyor İzinsiz. Ama sanatın her halinin metalaştırılamayacağını özellikle vurguluyor: “Kazanılabilir. Başka bir dünya mümkün olana dek, her meslek gibi sanatçı da ürettiği emeğinin karşılığı ile hayatını geçindirmelidir ama sanatın her hali para için olamaz. Bazı şeylerin başka bir ruhu vardır. Ve sahip olduğu o ruhu satamazsınız.” 

ÜLKE GÜNDEMİNE YETİŞMEK ZOR

İzinsiz gibi, onun tarzında üretim ve paylaşım yapmayı tercih eden sanatçıların karşılaştığı tepkilerin olumlu ve olumsuz yönleri neler? İzinsiz, ülkede yaşanan güncel sorunların sanat alanındaki çelişkiyi derinleştirdiğini dikkat çekiyor: “Olumlu olarak aynılar aynı yerde birikiyor. Yalnız olduğumuz yanılgısının getirdiği depresyon, yerini dayanışmaya bırakıyor. Olumsuz olarak sansür, baskı, güvenlik sıkıntıları giderek büyüse de diğer yandan ironik bir artı olarak, tüm bu olanlar yüzünden ne hakkında üretsem sıkıntısı çekmiyorsunuz. Politik bir anlatı iddiasında olan biri için gündeme yetişmek epeyce zor. Teşekkürler yine de.”  

GÜNDÜZ IŞIĞIYLA FOTOĞRAF ALAMADAN YOK OLUYOR

İzinsiz

Kobane’de savaşın en kanlı ve acımasızca sürdüğü günlerde yaptığı dikenli tellerle ip atlayan çocuk resmiyle, yaşıtları oynarken, savaşın en korkunç boyutlarda etkilediği çocukları anlatmak istemişti sanatçı. Ancak ne var ki barış isteyen akademisyenlerin tutuklanıp mesleğinden ihraç edildiği ülkemizde bu duvar resmi de bir çocuk parkı dışında yapıldığı diğer duvarlardan bir miktar boya ile boyanmak suretiyle silinmiş. 
İşlerinin ömrü ne kadar oluyor diye soruyoruz. İzinsiz, yaptığı işlerin süresini ve duvar resimlerine verilen tepkileri “İşlerim çoğu zaman gündüz ışığıyla fotoğraf alamadan yok oluyor. Bazen yapıldıktan 3 saat sonra telaşla siliniyor. Bazen semt sakinleri tarafından sahiplenilip bir süre durabiliyor. Böyle zamanlarda da başka kesimler tarafından saldırıya uğruyor. Sokakta muhalif veya apolitik sanatçılar kadar graffitici olduğunu sanan AKP’liler de var. Tarihi ve çıkışı protest olan bir sanatın böyle komik örnekleri graffitiyi değil, sarayı temsil ediyor. Onlar da bu görev bilinciyle muhalif olanı kendi bölgelerinde boğmaya çalışıyor. Tabii nafile.” diyerek açıkladı.

BANKSY’E YAKIŞTIRILIYORSA BUNDAN ONUR DUYARIM

İzinsiz

İzinsiz'in 2016 yılında İstanbul’da çok büyük eleştiriler alan sansasyonel Banksy sergisinin açılışına Sümeyye Erdoğan’ın katılmasını hicvettiği işi en az sergi kadar konuşulmuştu. Sergi mekanının karşı duvarına yaptığı, ellerini açmış dua eden kadın figürüne gökten yağan dolar banknotlarıyla dikkatimizi çekmişti. Banksy’nin haberinin bile olmadığı bu tuhaf sergiyi Sümeyye Erdoğan’ın açması sanat çevrelerince çok eleştirilmişti. Her ne kadar tüm bu eleştirilere yine sanat diliyle güzel bir cevap olsa da ne yazık ki çok kısa süre duvarda kalmasına izin verildi ve sergi personeli tarafından derhal sildirildi. Aralarındaki benzerlik dolayısıyla bu işi Banksy’nin yaptığını düşünenler bile olmuştu. Hatta basında bile, İzinsiz imzası olmasına rağmen işin Banksy tarafından yapıldığı yazmıştı. Buradan yola çıkarak bu karıştırılma ve benzetilme sıkça karşılaştığı bir durum mudur? sorumuza şöyle yanıt verdi: 

“Karıştırılacak kadar ustalaşmış değilim tabii. Banksy, yapmaya çalıştığım şeyin en önündeki temsilcisi. Üslubu ve tekniği ile birçok ardılı gibi üzerimdeki etkisi tartışılamaz. Dünya genelinde stencil tekniği, başarısı sayesinde Banksy ile anılıyor. Ara ara başka ülkelerden, başkalarının yaptığı stencil çalışmalarının da Banksy’e ait olduğu yanılgısı olabiliyor. İstanbul’daki Banksy sergisinin olduğu holding binasının karşısına yaptığım çalışma, Banksy yaptı şeklinde dolaştı bazı yerlerde. Ama dediğim gibi, benim onun kadar iyi bir görsel çıkardığım anlamına gelmiyor bu. Banksy’e yakıştırılıyorsa ben bundan onur duyarım. Karıştırma olamaz ama karşılaştırma durumunu bu şekilde okumak gerek.” 

ÖZGÜRCE DOLAŞMAK BİR HEYKEL İÇİN BİLE ZOR

İzinsiz

Geçenlerde Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinin bahçesinde karşımıza çıktı İzinsiz. Bir yerleştirme işiyle. Orijinali Rodin’e ait olan Düşünen Adam heykelinin ayağını zincire vuran bu yerleştirmesiyle sanatçı, gasbedilen haklarımıza, fikirlerimize haber alma ve paylaşma özgürlüğümüze uygulanan baskıya tepkilerimizi hepimiz adına kamusal alana taşıyarak paylaşıma açtı. İzinsiz bu yerleştirmesini yaparken nereden esinlendiğini şu sözlerle dile getirdi: “Geçtiğimiz 12 Kasım, Ünlü Heykeltıraş Rodin’in doğum günüydü. Ülkemizde kendisinden daha çok, eserinin replikası olan Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastanesindeki ‘Düşünen Adam’ heykeli bilinir. Heykelin kopyasını sipariş ederek yaptırtan, fikrin sahibi Başhekim Fahri Celal Göktulga’ya, heykelin açılışı sırasında gazeteciler tarafından heykelin hastane bahçesinde olmasının ne anlama geldiği sorulur. Rivayete göre başhekim, ‘Hastane dışındakilerin durumu, içeridekilerden daha kötü. Bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor’ şeklinde cevaplar. Heykelin ilginç kısa hikayesi, ülkenin değişmeyen kaderi olmuştur. Gün geçtikçe dışarıdakilerin durumu, içeridekileri bile endişelendirir boyutlara ulaşır. İçinden geçtiğimiz toplumsal olayların karmaşasında kaybolduğumuz bu günlerde, faşizm, şiddetini arttırdıkça karşısında kimin olduğuna daha çok körleşir. Gücün birikimi için bir araya gelen egemenler, gücün korunması için de karşısına tüm ötekileri almaktan kaçınmaz. Halkın seçtiği iradenin esir edilmesi, işini yaptığı veya sadece işini geri istediği için tutuklanan insanlar. Sokakta özgürce dolaşamayan kadın gibi sokakta veya bir sergide öylece var olabilmek, bir heykel için bile imkansız hale gelmiştir.” 

www.evrensel.net
ETİKETLER İzinsiz