Hayaller bavullarda kaldı

Hayaller bavullarda kaldı

“ Bir şekilde şansım tutsa ve rahat yaşasam da istediğim şeyi yapamadan nasıl mutlu olacağım ki?”

Çağıl Adıgüzel

Kocaeli Üniversitesi

Hazırlık öğrencileri ile sorunlarına, beklentilerine gelecekten ne umduklarına dair bir sohbet gerçekleştirdik. Önce üniversiteye girmeden ne beklediklerini, ne bulduklarını sorduk. İlk söze giren Mert, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden. Ankara’dan geldiğini, orada üniversitelerde birçok festival yapıldığını görerek büyüdüğünü söylüyor. “Bunlara hep heves ettim üniversiteye girerken ama burada şenliklerin olmadığını öğrendim. Daha aktif olacağımı düşünüyordum ama elime geçen hazırlık oldu.” diyor. İlk geldiğinde hazırlığı ana kampüsün içinde aramış Mert, “Saf saf bütün kampüsü 3 kere dolandım, kampüsün dışında ücra bir köşede olduğumuzu öğrenince dünyam yıkıldı.” Uluslararası İlişkiler öğrencisi Aleyna ise “Tartışmaların yürüdüğü, birçok fikrin buluştuğu bir ortam bekliyordum maalesef bulamadım.” diyor. İktisat öğrencisi İclal ise küçük bir yer olan Düzce’den geldiği için buradan çok etkilendiğini, kampüsü de çok beğendiğini söylüyor.

“OKULA GELMEK İÇİN SÜRÜNÜYORUZ”

Yaşadıkları sıkıntıları soruyoruz. Hepsi hazırlığın konumundan ve ulaşımından şikayetçi. İktisat öğrencisi Merve, İngilizce bilmedikleri için kampüs hayatının dışına atıldıklarını hissediyor. “Dışlanmışız gibi geliyor bana. Adı üstünde hazırlık, insanların üniversite ortamına alışması gerekiyor ancak mümkün değil çünkü kampüsle alakamız yok.” diyor ve otobüslerden şikâyet ederek ekliyor, “Hazırlığa gelmek için sürünüyoruz resmen. Üst üste biniyor millet. Otobüs şoförleri bize çok kötü davranıyor. Ayrıca defalarca ezilme tehlikesi geçirdik.” diyor. Bir diğer sıkıntı ise yemekhane. Merve yarım saatlik arada yarım saat sıra beklediklerini dile getiriyor, “Yemekhanemiz çok küçük çok sıra oluyor, yer olmuyor. Çoğu zaman yemek yiyebilmek için geç kalıyoruz ve yok yazılıyoruz zaten devamsızlık hakkımız çok az.” diye ekliyor. Mert ise 2000 küsür öğrenciden yarım saat arada 250-300 kişinin ancak yemekhaneyi kullanabildiğini söylüyor. “Herhalde kantin sırtımızdan daha fazla para kazansın diye yapıyorlar. Başka bir açıklaması yok.” diyor. Çevre Mühendisliği öğrencisi Batuhan da katılıyor; “Tek bir kantine mahkumuz hazırlıkta.” Kantin fiyatlarını da pahalı buluyorlar. Aleyna, kantin fiyatlarının pahalı olmasını kampüsten uzak olmalarına bağlıyor, “Kampüs içindeki fakültelerde fiyatlar daha uygun. ‘Nasıl olsa dünyadan haberleri yok ne koparırsak kârdır’ anlayışıyla yaklaşılıyor bize.” diyor.

“NEDEN YAZDIM BİLMİYORUM”

Konu dönüp dolaşıp merkez kampüsten, bölümlerinden ne beklediklerine geliyor. Merve merkez kampüsten çok bir şey beklemediğini, insanların birbiriyle ilişkilerini yurt ortamından gördüğü kadarıyla beğenmediğini dile getiriyor. Aleyna ise; “Etkinlik ve tartışma ortamları bulabileceğimi düşünüyorum.” diyor. Bölüm konusunda Merve ve Batu umutsuz, Batu “Ben Çevre Mühendisliğine sevgilim için girdim sonra ayrıldık zaten. Derslerin kötü olacağını, kalabalık sınıflarda herkesin başka kaygılarda olacağını düşünüyorum.” diyor. Merve ise, “Çok zorlanacağımı düşünüyorum. Matematiğim de kötü neden iktisat yazdım bilmiyorum. Herkes kalacaksın diyor bir yandan.” diye ifade ediyor kendisini.

OKUL BİTİNCE NE OLACAK?

Konu geleceğe geldiğinde, arkadaşlarımız işsiz kalmamanın yolunun ‘kendini geliştirmekten’ geçtiğini söylüyorlar. İclal, “10 kişiden 9’u işsizsin diyor ama bence yine de bir ihtimal var. Kendimi geliştirirsem her şeyi yapabilirim diye düşünüyorum.” derken Aleyna, bir şirkette yönetici olmayı hedeflediğini dile getiriyor. “Bence ben yapabilirim. İnsanlarla iyi iletişim kurup kendimi geliştirir ve çok uğraşıp çalışırsam yapabilirim.” diyor. Merve ise bölümden çok beklentisi olmadığını, özel bir şirkette çalışmayı düşündüğünü söylüyor. “İngilizcemi geliştirip yanına 1-2 dil ekleyebilirsem sivrilebilirim.” diyor.
Batu’nun geleceğe dair planları biraz daha farklı, bölümünün çerçevesine hatta üniversiteye uzak bir bakış açısı getiriyor sohbete. Kendi mesleğini yapmayacağını, farklı sektörlere yönelmek istediğini söylüyor, yemek ve kaporta ilk tercihleri. “Dünya ne kadar teknolojide ilerlese de bir sürü araba var. Adam bir çarpıp geliyor iki çekiç vuruyorsun 200 TL cepte. Bu sektörün bitmeyeceğini düşünüyorum. Hele oto-elektrikçiler dünyanın parasını kaldırıyor.” diyor. İkinci hedefi ise lokanta açmak. Üniversiteye, diplomaya dair hiç mi plan yok dediğimizde ise belki gıda mühendisliğine geçebileceğini söylüyor, “Yemek yapılan yere gıda mühendisi lazım. Hiç uğraşmıyorsun da bir imza atıyorsun, paranı alıyorsun.” diyor. Önceliğinin zengin olmak olduğunu söylüyor; “Zengin olunca gerisi gelir diye düşünüyorum. Kendi işimi kurarsam reklamımı iyi yaparım, her türlü başarırım.” diyor. Mert ise bir sendikada işe girmeyi düşünüyor, arkadaşlarının söylediklerinden bazılarına katılmıyor, “Bana daha çok işsiz kalacakmışım gibi geliyor. En azından kendi mesleğimi yapamayacağımı düşünüyorum. Bir şekilde şansım tutsa ve rahat yaşasam da istediğim şeyi yapamadan nasıl mutlu olacağım ki? Arkadaşlar ‘kendimizi geliştirirsek olur’ diyorlar ancak bence birbirimizle rekabet ederek değil, gelecek için birlikte bir şeyler yaparak başarabiliriz. Ülkemizde üç üniversiteliden biri işsiz, gelecek için birlikte bir şeyler yapmazsak, ‘her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok’ diyenlerin insafına kalırız. Tek başına, kendi mesleğini yapan bununla beraber rahat yaşayanlar olabilir ancak kaçımız olacak bu? Dolar 4 TL, her gün zamlarla karşılaşıyoruz, kendi başına rahat yaşamak gün geçtikçe zorlaşıyor. Değiştirmekten başka çare yok” diye ekliyor. 
Arkadaşlarımızla kampüs içi yaşamdan gelecekteki yaşamımıza kadar uzanan sohbetimizi sonlandırıyoruz.

www.evrensel.net