Fatih Tezcan’ın tehdit ettiği eski eşi konuştu

Fatih Tezcan’ın tehdit ettiği eski eşi konuştu

Fatih Tezcan'ın tehdit ettiği eşi Güzin Bilgi konuştu: Tezcan'ın dokunulmaz olduğunu düşünüyorum. Anneliğimi yandaş olup olmadığım mı belirleyecek?

AKP'ye yakınlığıyla bilinen TV Yorumcusu Fatih Tezcan’ın "Bir baba yine kendisine çocuklarını göstermeyen anneyi öldürürse, devlet bu konuda ne diyecektir?" diyerek öldürmekle tehdit ettiği boşandığı eşi Güzin Bilgi Ekmek ve Gül'den Sevda Karaca'ya konuştu. 

Röportajdan satır başları şöyle: 

'EVLİLİĞİM SÜRESİNCE ŞİDDET GÖRDÜM'

Evliliğinizde şiddet söz konusu muydu?
Hayat kadınların omzuna bazı sorulara nefes almadan yanıt veremeyeceği yükler yüklüyor. Aile içi şiddete konu olan dosyalarımız var, maalesef, evet. Ve bu olaylar adli mercilere de intikal etti, nihayetinde son yaşanan bir olaydan sonra da yaptığım başvuru sonrasında koruma kararı aldım. Deyim yerindeyse “şiddetli” geçimsizlik sebebiyle 2007 yılında ayrılma sürecimiz resmi olarak başladı. Davayı ben açtım. 2008’de boşandık. Velayet dışında hiçbir talebim olmadı.

Biz sizin yaşadığınız bu süreci Fatih Tezcan’ın sosyal medya hesabından hakkınızda paylaşımlar yapmasıyla öğrendik. Çocukları ondan kaçırdığınız, babalarıyla kurduğu ilişkiyi kasıtlı olarak engellediğinize yönelik iddialar bunlar. Ne dersiniz bu iddialara?
Her şeye rağmen çocuklarımın babalarıyla sağlıklı bir ilişki kurmaları için elimden gelen her şeyi yaptım diyerek cevap vermek istiyorum buna.

Sizin “dinsiz ve devlet düşmanı” olduğunuz iddiasıyla çocukların sizde kalmasının uygun olmadığını da ifade ediyor sosyal medya iletilerinde... 
Ben devlet düşmanı değilim, din düşmanı da değilim, ateist de değilim. Ben sadece Fatih Tezcan gibi düşünmüyor, onun gibi yaşamıyorum. Bunun da suç olduğunu sanmıyorum. Evet ben iktidarın politikalarını kişisel olarak, vatandaş olarak beğenmiyorum. Bu benim vatandaş olarak hakkım. Hiçbir partiye üye değilim, ama benim de gündeme ilişkin kendime göre fikirlerim var. Demokratik bir ortamda muhalefetin de iktidarı eleştirmesi ve hatta iktidara karşı gelmesi en doğal siyasi olgudur. İktidara karşı gelen herkesi toptan devlet düşmanı, ülke düşmanı ilan etmek hem demokratik rejime zarar veriyor hem ülkedeki demokratik zemini, ortamı bozuyor diye inanıyorum. Din düşmanı iddiasına gelince; kendime göre inancım var, çocuklarımı da İslam düşmanı yetiştirmiyorum. Fatih Tezcan’ın bu söyledikleri iftira. Örneğin büyük oğlum iki yıldır kendi isteğiyle Ramazan’da oruç tutuyor. Hiç kimsenin zorlamasıyla ya da teşvikiyle olmadı, belki sadece örnek almıştır çevresindeki kişileri, oruç tutanları, ve bir aidiyet duygusuyla buna karar verdi, örnek aldığı kişi de annesi olmuş olabilir... İnancım konusunda kimseye bir açıklama yapmak zorunda değilim, sadece şu kadarını ifade etmek istiyorum, ben Allah’a inanıyorum, ibadetim kimseyi ilgilendirmiyor, tefekkürü bırakmadan şükrederek ve hamdederek yaşıyorum. 

Siyasi görüşüne göre bir kadının annelik yapıp yapamayacağını değerlendirecek bir kriter oluşturuldu da ben mi bilmiyorum? Böyle bir şey olabilir mi? Kimsenin anneliğinin böylesi şeylerle değerlendirilebileceğini düşünmüyorum. Kendi babalık açıklarını kapatmaya çalışırken, kendi haklılığını ortaya koymaya çalışırken, haklılığını destekleyecek bir kitle oluşturmaya çalışmak için böylesi iddialar ortaya koyması hem kitlesini hem de devleti ikna etmek için ortaya atılan argümanlar. Halbuki anne olmak dini, siyasi, ideolojik bir takım olgulardan tamamen bağımsız alakasız bir durum. Daha çok temelinde biyolojik bir durum olmakla birlikte duygusal bağı en kuvvetli insan ilişkisidir. 
Ama bir düşünün, böyle kriterlerin velayet gibi davalarda geçerli olduğunu. Yok anne ateist diye, ya da baba Alevi diye, ya da sosyalist diye vs... çocukların bir ebeveynden koparılıp rejim yanlısı ebeveyne verildiğini. Hayal etmek bile ürkütücü.

Fatih Tezcan Aile Bakanı ile de konuyu görüştüğünü ve bakanın kendisini gözyaşları içinde dinlediğini “İstiyorsanız çocukları hemen alalım” dediğini de yazdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 
Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile görüştüğünü sosyal medyada yazdı evet ve bana da mesajla yazmıştı. Ben bakanla görüştüğüne inanıyorum. Doğrudur, görüşmüştür. Aile Bakanı “Böyle bir görüşme yapılmadı, ben böyle bir şey demedim” diyebilirdi, demedi bu zamana kadar. Onun bana smslerle aktardığına göre bakanla görüşmesinde hikayenin daha yarısını aktardığında bakan hanım ağlamaya başlamış ve “Fatih bey isterseniz hemen çocukları alalım” demiş. Hukuki kısmı da konuşmuşlar, velayet bende olduğu için bakanlık çocukları benden alıp çocuk esirgeme kurumuna yerleştirecekmiş anne paranoyak şizofren, ateist ve devlet düşmanı diye. Hemen acil bir velayet davası açılıp çocukların babası velayeti alacakmış. Bunu planlamış, bunu konuşmuş dediğine göre, ve Aile Bakanı buna olur vermiş. Aile Bakanı ile görüşmesini sosyal medya hesabından paylaştı. Ben de kendi sosyal medya hesabımdan bu iddiayı sordum Aile Bakanına. Henüz “hayır böyle bir görüşme yapılmadı” diye bir yanıt almadım ben.

Peki bütün bu süreç açısından bir değerlendirme yaptığınızda, devletin ve hükümetin pozisyonu konusunda ne düşünüyorsunuz? 
Ben aslında kadın devletin korumasına muhtaç demiyorum ama devletin en temel görevi vatandaşlarını korumaktır. Bu çatı altında düşündüğümüzde kadını korumak evet devletin temel görevidir. Senin bir Aile Bakanlığın varsa bu bakanlığın aileyi, kadını, erkeği de elbette, çocuğu da korumak zorunda. Kadını ve çocuğu korumak konusunda devletin bu konuda yaklaşımı çok önemli. Kadınlar kendilerini yalnız ve güvensiz hissediyorlar mı sorusunu sorarsak, tabii ki hissediyorlardır. Herkes tırnak içinde şanslı olmayabilir, ailesi arkasında durmayabilir ki çoğu zaman da durmuyor zaten aile, desteklemiyor. Hata yaptı, acısını da kendisi çeksin diye düşünülüyor, aile dışarıya rezil olmak istemiyor vesaire. Aile sahip çıkmadığı zaman kadın gerçekten güvende olmuyor ve açık hedef haline geliyor. Şiddeti yaşadığı erkek tarafından her an tekrar şiddete uğramaya hatta bir adım ilerisinde öldürülmeye açık bir hedef haline geliyor. Bu noktada devletin etkinliğine bakarsak, hiçbir şekilde bu kadının son aşamada cinayeti yaşamaya maruz bırakılma noktasına engel olmak için hiçbir etkinliği yok. Koruma yasası var, o yasanın ne kadar işlevsel olduğu tartışılabilir, ben şahsen kaç kere şunu deneyimledim, bu koruma kararı olmasına ve karar ihlal edilmesine rağmen kolluk kuvvetlerinin müdahale etmediğini yaşadım. Kanunun var olması olumlu bir kazanım ama uygulamaya baktığınızda örneğin koruma kararının bir örneği Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne yollanıyor. Ben merak ediyorum bu koruma kararına il müdürlüğüne gönderdikleri zaman, amacı ne, niye gönderiliyor, nereye gönderiliyor, hangi birime gidiyor bu karar, hangi birim bu karar üzerine bir çalışma başlatıyor? Öyle bir mekanizma var mı yoksa bu kararlar rafa mı kaldırılıyor? Bunu Aile Bakanlığına sormak istiyorum ve cevap vermelerini rica ediyorum. 

Aile içi şiddetin, kadın-erkek arasında çocuklara da sirayet eden durumların çözümü var mı diye sorsanız bana ben “var” derim. Bence devlet olarak, bakanlık olarak bu sorunu çözmeye çalışırken ideolojik, politik motiflerden yola çıkarak değil de, pragmatik düşünmek zorundasınız, yaşananların daha da kötüye gitmemesi, bir cinayete gitmemesi için ne yapılabilir diye adım atılmalı.

YANIMDA AİLEM VE ÇEVREM VAR AMA DEVLET YOK

Fatih Tezcan’ın “dokunulmaz” olduğunu mu düşünüyorsunuz? 
Tabii ki öyle düşünüyorum.

Nedir sizi böyle düşünmeye iten? 
Onun bazı ilişkileri, birtakım faaliyetleri... Genel olarak insana, ister çocuk olsun ister kadınlara yönelik olsun genel bir umursamazlık var evet, ama Fatih Tezcan söz konusu olduğu için neden bu kadar etkisiz kaldı Aile Bakanlığı, bunu onun cevaplaması lazım. Hukuki anlamda bir yaptırımla karşılaşmamasını Adalet Bakanlığına, kolluğun hiçbir şey yapmıyor oluşunu da İçişleri Bakanına sormak lazım. 

Bilemiyorum, cevaplar onlarda, ben de çok merak ediyorum, öğrenmek istiyorum.

Siz bütün bu süreçte kendinizi yalnız ve korunaksız hissediyor musunuz? 
Ben kendimi yalnız ve korunaksız hissetmiyorum çünkü yanımda arkadaşlarım, ailem ve çevrem var. Ama şöyle bir gerçek var; devlet yok. Hiçbir şekilde çocuklarımı ve beni koruyan bir mekanizma yok ortada. Sadece benim çocuklarımı ve beni değil, genel anlamda çocukları ve kadınları koruyan bir anlayış, işleyen bir mekanizması yok devletin.

Sizin beklentiniz neydi? 
Sosyal adaletin yaşandığı, bir hukuk devletinde yaşıyorsak, kim olursa olsun, Fatih Tezcandı şu kişiydi bu kişiydi gözetmeden devletin görevini yerine getirmesi gerekiyordu. Kanunlar çerçevesinde ne gerekiyorsa yapması gerekiyordu devletin. Bu bir devlet anlayışı, bakanlığın koruma anlayışı ve isteği ile ilgili bir mesele. Ama herhangi bir müdahalesi girişimi olmadı. 

Röportajın tamamını okumak için tıklayın
 

www.evrensel.net
ETİKETLER Fatih Tezcan