Vedat Bey sizden sonra...

Vedat Bey sizden sonra...

Ayşegül Tözeren aramızdan ayrılışının birinci yılı vesilesiyle Vedat Türkali’ye mektup yazdı.

Ayşegül TÖZEREN

Vedat Bey,

Size bir yıldır, buralarda olmadığınız vakitlerde neler oldu anlatmak istiyorum. Geçen sene 29 Ağustos’ta artık yanımızda olamayacağınızı öğrendiğimizde, bu haber gülle gibi düşmüştü kalbimize. Uğurlamanız için 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde sizi sevenler buluşmuştu. Eksikliğinizi bu bir yıl boyunca her gün daha fazla hissettik.

Uğurlanmanız bana ağır gelmişti, Beyoğlu’ndaki balıkçıdan bozma bir meyhaneye gitmiştik. Bir bakmıştık ki dostlarınız orada… Turhan Günay, bir türkü tutturmuştu sazıyla: “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” Birkaç ay sonra, Turhan abi, tutuklandı, siz bilmiyorsunuz, sonra çok andık sizin uğurlandığınız günü. “Yapmayın Ayşe Hanım, olur mu öyle şey” diyorsunuz ama… Sadece Turhan abi değil, Cumhuriyet gazetesinin birçok çalışanı tutuklandı. Akın Atalay’dan Musa Kart’a, Güray Öz’e, Ahmet Şık’a, Kadri Gürsel’e… Şaşırdınız farkındayım ama sizi kaybettiğimiz günlerde Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay da tutuklanmıştı. “Ayşe Hanım, nasıl olur” diyorsunuz, farkındayım. Ama oldu işte. Aslı ve Necmiye, Özgür Gündem’in danışma kurulunda yer aldıkları için tutuklandılar, 29 Aralık’ta tahliye oldular. Hâlâ gazetenin yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya, tutuklu. Şiir yazmaya başladı. Gönderdiği şiirden bir iki dizeyi sizinle paylaşacağım, n’olur aramızda kalsın:
“gölgesini suda oynatan kadını gören
ağaç kabuklarına sarınmış şeytan çıldırdı.”

Sadece İnan mı, mahpusta şair, yazar olan… Size hepsini anlatacağım, sabredin. Turhan abilerden de tahliye olanlar oldu. Onların da suçu Cumhuriyet gazetesinin künyesinde yer almakmış. “Sen delirdin mi?” diye büyümüş gözlerle bakmayın bana… Öyle. Hâlâ, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Murat Sabuncu hapiste. 11 Eylül’de, Silivri’de ikinci duruşma var. Biliyorum, buralarda olsaydınız muhakkak giderdiniz.

Devam edeyim mi, Vedat Bey?

Özgür Gündem’den IMC TV’ye, Hayatın Sesi’nden Evrensel Basım Yayın’a, Dicle Haber’e, JinHA’ya hepsi KHK ile kapatıldı. Dahası dünya edebiyat tarihinde KHK ile kültür sanat dergilerini kapatmak da bize nasip oldu. Evrensel Kültür ve Kürtçe Türkçe yayın yapan Tiroj dergileri de kapatıldı. “Hayır, sizinle neden dalga geçeyim… Hepsi gerçek söylediklerimin.”

Sonra bir gece… HDP’li milletvekillerin evlerinden gözaltına alınmaya başlandığını duyduk. Aralarından tutuklananlar da oldu… “Tamam, çabuk çabuk anlatıyorum Vedat Bey.” HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş tutuklandı. Birçok milletvekili, belediye eş başkanları tutuklu. Siz de tanırdınız, Gültan Kışanak da aylardır tutuklu. En çok ne aklıma geliyor biliyor musunuz? Gültan Kışanak daha belediye başkanı olmamıştı. Halkın desteği belliydi, olacaktı. Seçimden birkaç zaman önce, hayalindeki kültür kentini konuşmuştuk. Edinburg Festivali gibi bir kültür festivali olmalıydı Diyarbakır’ın. Uzun yıllar aralıksız sürecek. Böyle böyleAmed Kitap Fuarı’nın fikri temelleri atılmıştı. Gültan Hanım, çok önemsiyordu kitap fuarını. Bu yıl belediyeye kayyım atandıktan sonra, fuar da yapılamamış, Sayın Türkali… “Haklısınız, biri ucundan tutsaydı keşke.” Size bir haber daha, Selahattin Demirtaş, mahpusken yazdığı öyküleri kitaplaştırıyormuş. Gülümsediniz farkındayım.
Barış Akademisyenlerini anımsarsınız. Siz, Barış Akademisyenlerine yönelik linç ve hedef göstermeye karşı destek amaçlı bir araya gelen Barış için Edebiyatçıların en üst sıradaki imzacısıydınız. Bunu size nasıl anlatmalı bilmiyorum. Bugünlerdesayısız barış akademisyeninin ihraç edilişinin birinci yılı doldu. Evine ekmek götüremeyen, açlık grevindeki akademisyenler, öğretmenler… İşimi istiyorum deyip, sokak ortasında her gün gözaltına alınan memurlar. Bir romanınızın adıydı, “Yeşilçam Dedikleri Türkiye” Biz Yeşilçam’ın en azından neşeli günlerinden bayağı uzaktayız, Vedat Bey…

Öbür gün okuyacağınız bu mektubu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yazıyorum. Aynı zamanda bayram bugün… Bayram’ın ilk günü. Başucumda kitabınız, “Bir Gün Tek Başına” duruyor. Kenan, Günsel ve açmazları… İnsanın arada kalışları, siz buna “ikirciklilik” derdiniz. Bizlere öğretilenlerle, deneyimlediklerimiz arasındaki kör makası yazardınız hep. Biz o kör makasta yaşamaya devam ediyoruz, Vedat Bey… Son haftalarda olanlardan da biraz söz etmek istiyorum. Birçok kentten, sadece Diyarbakır’dan 264 öğretmen, başka başka kentlere tayin edildiler. “Evet, sürgün Vedat Bey.” Bir öykücü arkadaşım var Diyarbakır’da, Eylem Ata… Her yıl Diyarbakır’ın mayıs güllerini onunla yakalamak gibi bir ritüelimiz vardı. Bu sene dünya hali, gidemedim, yakalayamadık gülleri… O da sürgünmüş. Bugün bayram dedim ama ne kadar bayram bilmiyorum… Pek sevdiğiniz Sur boşaltılıyor. Evini terk etmeyen bir yurttaş, Sur sakini, “Nereye gideceğim ben buradan, evimi başını yıksınlar” diyorlar. Bunu duyunca vicdan denen evin camı çerçevesi iniyor. Böyle işte Vedat Bey, siz de yoksunuz.

Ben mi, o son öğüdünüz aklımda: Ben, “Günsellikte devam…”

www.evrensel.net