NATO’nun küresel açık kapı politikası

NATO’nun küresel açık kapı politikası

Batı egemenliğinin dünya siyasetinde spiral döngüsünü izleyerek amansız bir şekilde inişe geçmesi karşısında, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, geri adım atmaktan daha ziyade, tipik ileriye doğru bir uçuş hamlesi yapıp, ithamlarda bulunarak gelişmelere karşılık verdi. Dünya ağırlık merkezinin batıdan hızla doğuya doğru

Rick Rozoff

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Anders Rasmussen 4 Temmuz 2012 tarihinde, Londra’da, Chatham House’de, “NATO 21. yüzyılda dünya güvenliğini sağlayacaktır” şeklinde bir açıklama yaptı. Batının Uluslararası Askeri Network kurmak üzere, Birleşmiş Milletler Örgütü ve büyük ittifak ortağı devletlerin hakim olacağı planları konusundaki olumsuz şüphelerin sonsuza kadar toprağa gömülmesi gerektiğini ifade etti.  
Askeri Blok Şefi, dünyada Batı üstünlüğünün sürdürülmesi yönündeki yeni zorluklara, özellikle ABD ve Batı Avrupa’nın neredeyse tartışmasız üstünlüğünün Soğuk Savaş sonrası dönemin çeyrek yüzyıllık süresinde düşüşe geçtiği yolundaki yorumcuların yaptığı birçok tespite değinerek, NATO’nun yakından ilgilendiği bölgeler olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da kargaşa ve belirsizliklerin yaşanması sonucunda ekonomik, siyasal ve askeri yeni güçlerin yükselişe geçtiğini dile getirdi.
NATO Genel Sekreteri belirli bir tonda, gelişmekte olan olayların “gittikçe öngörülmez, karmaşık ve iç içe olmalarına rağmen, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın muazzam düzeyde kaynakları, sorunların üstesinden gelme becerileri ve geleceğe yönelik tasarımları olduğunu”, Atlantik Okyanusu’nun her iki yakasında ortaklaşa çalışan NATO üyesi devletler varken, “olumlu yönde gelişmelerin yaşanması için başka güçlere ihtiyaç olmadığını” ifade etti.
Çok kutuplu dünyaya doğru giden trendin yükselen değer olması ve dünyanın Euro-Atlantik olmayan bölgesinde ikinci kuşak anti-kolonyal (veya anti-neokolonyal) mücadele verme potansiyelinin baş göstermesiyle birlikte, NATO üyesi devletlerde yaşam sürdürmeyen insanlığın büyük bir kısmına ilişkin temel güvenlik sorunlarına cevap bulunması gerekmektedir: “Atlantik ötesi topluluk küresel cazibe gücünü ve nüfuz alanını nasıl koruyacaktır? Değişimin kaçınılmaz olmasından dolayı, insanlığın sosyal değişimleri ve değişimlerle başa çıkma yollarının gelişim seyrine nasıl uyum sağlaması gerekir?” Değişimlerin ve başa çıkma yollarına ilişkin Trans-Atlantik topluluk haricindeki dünyadan yayılan çağdaş dinamikleri yönlendirme ve denetleme okumaları yapılmaktadır.
Çözüm yolu kuşkusuz, dünya çapında faaliyet gösteren “güçlü bir NATO’dur.”  Rasmussen’in ifadesiyle “NATO, uluslararası yaygın güvenlik ve istikrar faaliyetlerine katkı sağlamada çok önemli bir oluşumdur. Bunun anlamı, daha güçlü bir dayanak olan NATO’dan destek alarak, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların üstesinden gelebiliriz demektir.”
Genel Sekreter, üç kıtadaki savaşlarda “NATO’nun anlaşmazlıkları giderme çabasına destek olmamız için başka kimselerin yapmadığı ortak operasyonları başlatıp sürdürebilir, etkin çalışmalar yapabiliriz” şeklinde açıklamasına devam etti.
NATO’nun amacı, üye devletlerin sınırları ötesine, Balkanlara, Güney Asya, Umman Denizine ve Güney Afrika’ya yayılan savaş oyunlarında etki alanını çapraz kesişen bölgelere kadar genişletmektir. “NATO, diğer ülkelerde ve yeryüzünde faaliyet gösteren başka organizasyonlarla bağlantılarını güçlendirmek zorundadır.”   
Anılan bu altı kıtada/bölgede egemenlik sahibi devletlerin silahlı güçleri NATO’nun birlikte çalışabilirlik amacı etrafında birleşmeleri, ileriki zamanlarda gerçekleşebilecek misyonları için askeri birlik ve teçhizat sağlamaları gerekmektedir. Rasmussen, hitap ettiği kitleye “dünya üzerindeki askeri oluşumlar bizim standartlarımıza ulaşmayı ve askeri güçlerimizin birlikte çalışma yeteneğine sahip olmayı arzuladığını” hatırlattı. “En önemlisi, NATO’nun başka bir örneği bulunmayan çok uluslu kompleks operasyonlara diğer milletlerin da katkısını sağlayabiliriz.”
İttifak üyesi 28 ülke, dünya milletlerin üçte birinden daha fazla konfora sahip. Bunun için, NATO’nun geçtiğimiz 20 yılda geliştirdiği uluslararası ortaklıklarda, “Afganistan’dan Balkanlara kadar olan coğrafyada ve geçen yıl Libya’da” olduğu gibi, genellikle hava ve karadan yapılan savaşlarda olmak üzere, devletler arasında yaşanan çatışma sonrası süreçte “barışı koruma” çalışmaları kapsamının 40 ülkeyi veya kendini bu savaşlar içerisinde bulan daha fazla milleti ihtiva eden çerçevenin ötesine taşınması ve dünyanın her yerine uzanması gerekiyor. “NATO ortaklığı, evinde oturma ile küresel gelişmelere dâhil olma arasında tercih değildir. NATO faaliyetleri periferisinde bir ülke olmaktan ibaret olmayıp, temel faaliyetlerde yer almak demektir.” Günümüzde sadece Avrupa bakış açısına göre güvenlik sorunlarıyla uğraşamayız. NATO’nun sorunu, güvenliğimiz söz konusu olduğu her yerde, ihtiyaç halinde devreye girebilmektir. Bu durum, aynı zamanda, Avrupa kıtasında, Euro-Atlantik bölgede ve dünyanın her yerinde aynı faaliyeti gösterme anlamına gelmektedir.”
Sivil cephede bu faaliyeti gerçekleştirebilmek için daha güvende olmak ve askeri açıdan daha fazla bütünleşmek gerekmektedir. NATO’nun Açık Kapı Politikası, “Avrupa Birliği genişleme sürecinin yanı sıra, kendi faaliyet alanı kıtasını esaslı ve kalıcı bir şekilde dönüştürmüştür.”
Avrupa Barış Ortaklığı Üyeleri, Bireysel Ortaklık Eylem Programları Üyeleri ve bunlara ilaveten Üyelik Eylem Planlarına Katılan Ülkeler; Ermenistan, Avusturya, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Bosna-Hersek, Finlandiya, Gürcistan, İrlanda, Malta, Makedonya, Moldova, Montenegro, Sırbistan, İsveç, İsviçre ve Ukrayna, kendi silahlı kuvvetlerini NATO ile entegre olma koşullarına göre yeniden yapılandırdı. Bu ülkeler böylece, zorunlu askerlik uygulamalarını feshederek, ülke savunması görevinde, yurt dışına sefer düzenleyebilme yönünde değişiklikler yaparak, genellikle Rus malı yerli silahlar yerine Batı tarzı silahlanmaya geçmek suretiyle ordularını daha profesyonel hale getirdiler.
Rasmussen, bir temenniden ziyade, gerçeklikleri ifade eden açıklamasına şu hususları da ilave etti: “NATO üyeliği beklentisi, üye olacak devlet yatırımcılarına yerine göre ekonomik teşvik, gelişme ve dinamizme yol açan güveni sağladı. Son 30 yılda NATO’ya üye olan ülkelerin, aynı zamanda, Avrupa Birliği’ne üye veya üye olmak için hazırlık yapan ülkeler olması bir tesadüf değildir. 10 yıl önce, Kopenhag ve Prag Zirveleri toplantılarında yeni üyelerin Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya katılmaları davetinde bulunmuştuk.” 1999 yılında Washington’da yapılan NATO’nun 50. Zirve toplantısı sırasında kabul edilen Berlin Artı Anlaşması (Belin Plus Agreement) ve ara dönemde yapılan çeşitli düzenlemelerle NATO ve Avrupa Birliği askeri politikaları arasındaki ayırım akademik bir araştırma konusu haline geldi.
Rusya’nın, NATO’nun Açık Kapı Politikası hakkındaki yanlış algılaması hâlâ devam etmesine rağmen, NATO kadir bilmez bu komşusuna, “Batı sınırlarında istikrar tesis ederek” iyilik yapmıştır. İstikrarın tesis edilmesi faaliyetlerine örnek olarak; askeri üslerin kurulması, tatbikat ve siber savaş merkezleri, patriot füzelerinin gelişmiş kapasitesi, yakın menzilli standart füze alıcı bataryaları, kuzeybatı sınırı yakınında Batı savaş uçaklarıyla devriye faaliyetleri, Baltık Denizinden, Karadeniz ve Güney Kafkasya’ya kadar olan bölgelerde deniz, hava ve kara birlikleriyle gerçekleştirilen savaş oyunları verilebilir.
Ticari yatırım ve ekonomik konularla ilgili yukarıda yer alan yorumlar yetersiz kalmış olacak ki, Rasmussen; “Ekonomimiz ve güvenlik faaliyetlerimiz küresel hale gelmiştir. Üye devletlerin vatandaşlarına aktif güvenlik hizmetlerini verebiliyorsak, güvenlik konularına yaklaşımımız da küresel çaptadır” diyor. Ramussen böylece diğer milletler nerede olursa olsun, isterse Avustralya’da olsun, “NATO’nun siyasal ve askeri açılardan devreye girme kapasitesinde ve arzusunda olması gerektiği” konusuna vurgu yapıyor.
NATO Şefi, geçen ay düzenlediği, Başbakan Julia Guillard ile görüşmeler yaptığı ve Siyasal Ortak Deklarasyonunda bulunduğu Avustralya ziyaretini hatırlattı. Rasmussen “bu tarzda ilk gezi olduğunu, ancak, son olmayacağı konusunda emin olduğunu” ifade etti.
Afganistan’dan konuya bakıldığında, “Avustralya, NATO yönetiminde 50 ülkeden oluşan koalisyonun bir parçasıdır, yakın zamanların en büyük parçası.” (Coğrafik açıdan “beş kıta arasında” en istikrarlı kıta diye ilave etti) NATO üyesi çok sayıda ülke, herhangi bir ülkede veya herhangi bir hareket alanında meydana gelebilecek olası bir savaş karşısında askeri birlik vermektedir.
Rasmussen, “gelecekte de daha yakından mesai yapmak üzere, ortaklarımızla birlikte çalışma deneyimi üzerinde faaliyetlerimizi inşa etmemizin bilincinde olmamızdan dolayı”, NATO, 130 – 150 bin askeri gücünün ekseriyetini Afganistan’dan geri çekmesi halinde bile, tarihin bundan sonraki akış seyrinde “tatil yapmış olmayacağız” şeklinde açıklama yaptı.
NATO, Asya’daki ilk savaşında yaptığı on bir buçuk yıllık mesaisinde, gelecekteki çatışmalar karşısında ittifak oluşturmak amacıyla, 50 ülkeden oluşan bir koalisyon meydana getirme çabası içinde oldu.  NATO’nun Chicago zirvesi sonrası dönemde faaliyetlerindeki yoğunlaşma, kendisine düşen rolünü küresel olarak oynaması yönünde, küresel bir perspektif sunma ve ortaklarıyla birlikteki küresel kapasitesini artırma konularında oldu.” Dünya askeri makamlarının bu durumda, NATO askeri standartlarına, uygulamalarına, politikalarına göre icraatlarda bulunması ve ortaklaşa çalışabilir silahlarla donanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.  “Günümüzde NATO üyesi birçok ülke, NATO’nun sunduğu askeri eğitim, hazırlık çalışması ve tatbikatlarda fayda sağlamaktadır. Ancak, NATO’nun sunduğu bu avantajlar genellikle belirli koşullara bağlıdır. Daha çok yapılandırılmış bir yaklaşım görmek istiyorum. Mümkün olan en geniş milletler yelpazesi bu faaliyetlerde yer almıştır.”
Özel kuvvetler arasında birlikte çalışabilirlik ve entegrasyon faaliyetlerine ayrıca özen gösterilmesi gerekmektedir: “Afganistan’da meydana gelen gelişmelerden hep birlikte aldığımız dersler üzerine yeni bir yapı kurmamız gerekiyor. Bu nedenle, gelecekteki faaliyetlerimizde birlikte hareket etme kapasitemizi artırabiliriz.” Sürekli gelişmesi gereken küresel ortaklıkların “deniz güvenliği, enerji güvenliği ve siber güvenlik” konularında işbirliğine dayanması gerekmektedir. Rasmussen, Çin ve Hindistan ile eşitlik temellerine dayanmayan bir ortaklığın kurulmasına vurgu yapıyor. NATO’nun, Avrupa Yüksek Müttefiklik Komutanı Amiral James Stavridis, Mart ayında, ABD Kongresinde Hindistan ve Brezilya ile ortaklık kurulması konusunda görüşmelerde bulunmuştu. “Yeni yükselen güçlerin” nötralize edilmesi veya mümkünse, işbirliği yapılması gerekir. Rasmussen bundan sonraki süreçle ilgili olarak şunları ifade etti: “Küresel kapasiteye sahip, küresel bağlantıları bulunan, ihtiyaç duyduğumuz her türlü küresel ittifaka girmeliyiz. Yöresel, bölgesel ve küresel boyutları itibariyle bugün veya yarına yönelik güvenlik kaygıların dile getirilmesinde NATO’nun ortaklık konuları kilit rol oynamaktadır. Ortaklığımızın menzili, üzerinde yaşamakta olduğumuz dünyayı yansıtmaktadır. NATO’nun geleceği konusunda benim görüşüm bundan ibarettir.”
Ancak, dünyada kurulan ortaklık ve ittifakların değerlendirmesi yapılması halinde, NATO’nun eşitler arasında kurduğu ittifak ve ortaklık ilk sırada yer almaktadır. Bu ittifakta, ABD her zaman yerini muhafaza eden ülke olacaktır. “Transatlantik bağın varlığı NATO’nun kalbinde yer alacaktır. Bazıları, NATO’nun bu benzersiz ortaklığının Asya-Pasifik sonu bakımında ABD’ye eksen olarak bakmaktadır. Bu bakış açısına sahip olanlar yanılmaktadır. ABD ve Avrupa’nın güvenlik konuları bölünmez bir bütünlük arz etmektedir. Birlikte hareket etmemiz halinde,  daha güçlü ve daha güven içerisinde oluruz. Tam da bu nedenden dolayıdır ki, NATO vazgeçilmez bir ittifak örgütüdür.”
Vazgeçilemez, küresel askeri blok. Rasmussen ifadelerinde küre, küresel, küresel düzeyde, küreselleşmiş, dünya ve uluslararası kavramlarını 27 kez kullanmış. Bundan böyle, hiç kimse NATO’nun geleceğe yönelik planlarının ne olduğunu anlamadığını iddia edemez.

www.voltairenet.org

İngilizceden çeviren: Nizamettin Karabenk

www.evrensel.net