Canlı blog: Cumhuriyet davasında ilk gün

Son Güncelleme: 25 Temmuz 2017 10:34

Bugün ‘24 Temmuz Basından Sansürün Kaldırılış Bayramı.’ Gazeteciler ise ‘bayramını’ adliye kordorlarında karşılıyor.

Cumhuriyet çalışanları 267 günlük tutukluluğun ardından bugün hâkim karşısına çıkıyor. 11’i tutuklu 17 kişinin,“FETÖ/PDY ve PKK/KCK örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”le yargılandığı dava, Çağlayan’da görülüyor.

Duruşmadan dakika dakika gelişmeler bu sayfada...

DAVADA KİMLER YARGILANIYOR?

Cumhuriyet gazetesi davasında, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Okur Temsilcisi Güray Öz, Köşe Yazarı Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Karikatüristi Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Avukat M. Kemal Güngör  ile Muhabiri Ahmet Şık tutuklu yargılanıyor.

Davanın tutuksuz sanıklar ise şu şekilde: Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet yazarları Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya, gazetenin muhasebe çalışanı Gülseli Özaltay, gazetenin eski çalışanı Bülent Yener. Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ise dosyada ‘firari sanık’ olarak bulunuyor. Ayrıca gazetenin Muhasebe Çalışanı Yusuf Emre İper ise 107 gündür tutuklu bulunuyor ve bu davaya dahil edilmedi.

DAKİKA DAKİKA GELİŞMELER

  • 20.12: DURUŞMANIN İLK GÜNÜ SONA ERDİ

    Duruşma bugünlük sona erdi.
  • 20.00: MUSA KART'IN SAVUNMASI

    Karikatürist Musa Kart, “35 yıldır karikatür çiziyorum. Haksız mesnetsiz suçlamaların muhatabıyım ve 29 yıla varan hapis cezası ile karşı karşıyayım. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün çıkarları için hareket etmekle suçlamıyorum. Yanıtım, çok net ve kısa olacak: Bu suçlamayı aynen iade ediyorum” dedi. 23 yıldır Cumhuriyet gazetesinde çizdiğini ve her dönem bütün terör örgütlerini karşı en sert şekilde çizilmiş karikatürlerle eleştirdiğini söyledi. Kart, “Şiddete dayalı örgütlenmeler; tabularla yaşlanırken, mizah ve karikatür ise kelimenin tam anlamıyla tabu yıkıcı olarak işlev görür. O nedenle, ne demokrasi karşıtları mizahçıları sever, ne de mizahçılar şiddete tapan yapılanmaları. Bu gerçekliğe karşın bir karikatüristi, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmakla suçlamak, ağır hapis cezalarına çarptırmak, sadece karikatüriste değil, bu ülkeye kötülüktür” diye konuştu. Suçlamalara dayanak oluşturan Bilirkişi hakkında da konuşan Kart, Bilirkişinin uzman bir ceza hukukçusu ya da iletişim uzmanı olmadığını yalnızca bir bilgisayar uzmanı olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bilirsiniz ergenler, yeni keşfettikleri sözcükleri, yerli yersiz kullanarak akranları üzerinde etki yaratmak isterler. Bizim bilirkişinin keşfettiği büyülü sözcük ise manipülasyon... Neredeyse raporunda yer alan bütün cümleler “Ben bir manipülasyon gördüm” tadında!.. Bilirkişin anlattıklarından, suyun aşağı tarafında bulunan kuzuyu yemek isteyen kurdun gerekçesi anlaşılıyor: ‘Sen benim suyumu Manipüle Ediyorsun!’ Kart savunmasını şöyle sürdürdü: “Bir arkadaşımız daha ByLock’un olmadığı tarihte bir ByLock kullanıcısıyla irtibat kurmuş, kurabilmiş! Evine parke döşeten arkadaşımız ise parkecinin bir diğer müşterisi FETÖ’cü olduğundan FETÖ’cü sayılmış!.. Ben de 3 günlük Bodrum tatili için, gazetelerde tam sayfa ilanları yayınlanan, herkesin bildiği bir seyahat şirketini aramışım. Bu arama, terör örgütüyle irtibat sayılarak, önüme suç kanıtı olarak konulmuş. Bodrum’da deniz manzaralı bir odada 3 gün kalmayı umarken, Silivri’de beton manzaralı hücrede 9 ay kaldım. Yaşadıklarım bir rezervasyon hatası diye geçiştirilebilecek gibi değil!.. “İddia makamı, bizi bazı terör örgütleriyle irtibatlı gösterebilmek için dile kolay tam 5,5 ay çalıştı ve ekleriyle birlikte 30 klasörlük bir soruşturma dosyası hazırladı... Bu durumda birimizin çıkıp suçunu itiraf etmesi bekleniyor olabilir. Ama belki de bu işi bir karikatüristin yapması daha uygun olur! Evet ben karikatür hayatımda sadece bir örgüte yardım ve yataklık ettim. Bu örgütün adı Ü.T.Ç.açılımı: Ülkemin Tüm Çocukları... Üyeleri arasında 2,5 yaşındaki torunum da var. Torunuma, örgütlerinin amacını sordum, anlattı: “Dede biz de batılı akranlarımız gibi yaşamak istiyoruz. Özgür ve mutlu bir hayatımız olsun istiyoruz. Düzgün evler de oturmak, iyi okullarda okumak istiyoruz. Kimse ölsün, mölsün istemiyoruz. Peki, beni de örgütünüze üye yapar mısınız, dedim. Olmaz dede, sen çocuk değilsin... Ama çok istiyorsan, bize yardım ve yataklık yapabilirsin. Bizim için çizebilirsin. İşte, itiraf ettim. Doğrusu bu çocukların örgütüne yardım ve yataklık benim hayatımın anlamı oldu. Ben ceza tehditlerinden ziyade , çocuklarımıza mahcup olmaktan korktum her zaman!..” “Dünyanın da ilgiyle izlediği bu davanın ilk duruşması, hukuka ve adalete olan inancımızı yeşerterek , yeni bir dönemin müjdecisi olsun. Bunu sadece kendim ve arkadaşlarım için değil, ülkem için diliyorum. Didik didik aranan evlerimizde, ne para kasaları bulunabildi ne de dolar tıkıştırılmış ayakkabı kutuları! MASAK ile TMSF, bize ve aile üyelerimize ait banka hesaplarıyla, para hareketlerini inceledi. Ama suç kanıtı sayılabilecek 1 kuruşluk usulsüzlüğe rastlanmadı... Aylarca incelemeye tabi tutulan şahsi elektronik eşyalarımızda, ayrıca gazetemizde yer alan manşet, haber, fotoğraf, köşe yazısı ve karikatürlerde, terör örgütlerine yardım ve yataklık yaptığımızı gösteren somut bir tek kanıt dahi sergilenemedi. Evet bu ülkede insanların kulakları, “EEEY!” diye başlayan cümlelere aşinadır. Ben de savunmamı, “EEEY VİCDAN!..” diyerek noktalamak istiyorum.”
  • 19.53: ATALAY'IN SORGUSU BİTTİ

    Akın Atalay'ın sorgusu bitti. Musa Kart'ın savunmasına geçildi.
  • 19:39: AKIN ATALAY'IN SORGUSU YAPILIYOR​

    Heyet başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “iddianamenin genel ölçüsüne bakınca sanki ortada çok büyük bir devrim olmuş. Siz gelince her şey değişmiş siz her kapının arkasından çıkıyor gibisiniz. Kurtlar Vadisi Pusu’daki gibi karakter. Manşetlerin seçilmesinde, yayın yönetmenin, yayın  seçilmesinde etkinliğiniz nedir” diye sordu. 

    Akın Atalay, “Editoryal etik ilkemiz gereği manşetlerle ilgilenmek haddimiz de değil etkimiz de. Yönetim kurulu idari ve mali işlere bakar. İlhan Selçuk sağken beni avukat dışında idare üyesi yapan da odur. Bu gazetede yayın yönetmenini vakıf yönetimi seçer. Belli oy birliğiyle seçilir. Bana atfedilen suçlar idari ve mali işlere baktığımdan” cevabı verdi. 

    Heyet başkanı, “Can Dündar’ı sizin getirdiğiniz söyleniyor” dedi. 

    Akın Atalay, “Köşe yazarı olarak geldiğinde genel yayın yönetmeni İbrahim Yıldız’dı. Köşe yazarı olarak Yıldız atamıştı. Daha sonra 1,5 sene sonra da yönetim kurulunda oy çokluğuyla seçilmiştir. Bunun dışında özel bir bağımız yoktur. 

    Heyet başkanı, “Vakıf başkanı vasfıyla bir manşet yazılacağı zaman, bir haber öne çıkarılacağı zaman vakıf senedine uymadığı gerekçesiyle geri çekme hakkı var mı?” diye sordu. 

    Akın Atalay, “Öyle bir yöntem yoktur. Yalnızca genel yayın yönetmeni atamasını yapar. Daha sonra yayın politikasına bakar beğenmezse işine son verir. Bunun dışında yayın işlerinin incelenmesi politikası yoktur” dedi. 

    Heyet başkanı, “Gazeteyle özdeşleşmiş bir takım insanların gazete elden gidiyor gibi söylemleri var” dedi. 

    Akın Atalay, “Gazetenin Atatürkçü çizgiden kayıp kaymadığının tartışılacağı yer burası olmamalı bundan hicap duymalı. Size cevap olsun diye söylemiyorum fakat benim Atatürkçü olup olmadığımı sorgulamaya hakkınız yok. İddianamede yöneltilen suçlamalara yönelik tek bir düşünsel ve eylemsel bağımız yoktur” dedi.

  • Heyet üyesi, Akın Atalay'a “FETÖ, PKK, DHKP-C’yi terör örgütü sayıyor musunuz” diye sordu. 

    Akın Atalay, “Buna burada cevap vermeyi düşüklük sayarım. Siz benim Anayasının 15 maddesindeki hakkımı ihlal ediyorsunuz” dedi. Soru üzerine Atalay’ avukatları ifade özgürlüğüne ve kişisel görüşe girdiği için itiraz etti. Savcı ve 2 üye, sorunun sorulabileceğini söyledi. Heyet başkanı ise, “Kişisel kanaatimce bu soruya cevap verilmesi kişinin özeline girer ve yargılama ile illiyet oluşmaz. Cevap verip vermemek size kalmış” dedi. Tekrar söz alan Atalay, “Bu soruyu yöneltenlerin iradesinden bağımsız provokatif bir soru ve yarın havuz medyasında çıkacak haberle algı operasyonuna dönüştürülecek. Bütün hayatım boyunca şiddet ve teröre karşı olmuşumdur. Benim kitabımda yazmaz şiddet ve terör. Bu örgütlere hayatım boyunca karşı oldum bundan sonra da olacağım” dedi. Savcı Hacı Hasan Bölükbaş, “Mustafa Balbay görev süresi dolduğu için mi seçimde olmadı” diye sordu. Atalay, “Görev süresi dolmuştu. CHP Milletvekili olduğu için de Cumhuriyet’in bir parti gazetesi olmaması için yönetimde olmaya ara vermişti. Aktif politikaya girdiği için yazı yazma olanağı da son bulmuştu. Fakat Ergenekon’dan tutuklandığında yazı yazmasına müsaade edilmişti. Fakat cezaevinden çıktığında periyodik bir şekilde yazı yazmasının doğru olmadığını düşündük" dedi

  • 19.01

    Akın Atalay'ın savunması bitti. Duruşmaya ara verildi. Ara sonrası Atalay'ın sorgusu ile devam edilecek.
  • 18.55: GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK NÖBETİ BAŞLIYOR

    Cumhuriyet Davası Komisyonu açıklama yayımladı. Açıklamada mahkeme boyunca her gün saat 12.30’da mahkemeyle ilgili bilgilendirme amaçlı kitlesel basın açıklaması gerçekleştirileceği ve duruşmaların son günü olan 28 Temmuz Cuma günü ise 12.30’dan itibaren mahkeme sonucunun açıklanacağı saate kadar sürecek “Gazetecilere Özgürlük Nöbeti” tutulacağı söylendi. Açıklama şöyle:

    "Kamuoyuna;

    Kabul edilebilir hiç bir hukuki gerekçe olmaksızın özgürlüklerinden mahrum bırakılan Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticileri, aylar sonra mahkemeye çıkarıldılar. Daha ilk savunmalarda iddianamenin ne kadar mesnetsiz, ne kadar içi boş ve asılsız suçlamalar içerdiği görülmüş oldu.

    Davanın dört gün daha sürmesi öngörülmektedir. Bu dört gün boyunca Cumhuriyet gazetesi davasıyla dayanışma içinde olan kurum ve kuruluşlar, her gün saat 12.30’da mahkemeyle ilgili bilgilendirme amaçlı kitlesel basın açıklaması gerçekleştirecektir.

    Beş günlük duruşmaların son günü olan 28 Temmuz Cuma günü ise 12.30’dan itibaren mahkeme sonucunun açıklanacağı saate kadar sürecek “Gazetecilere Özgürlük Nöbeti”ni gerçekleştireceğiz.

    Yüreği özgürlükten, adaletten yana atan herkesi, basın açıklamalarına destek vermeye ve özgürlük nöbetine katılmaya davet ediyoruz.

    Hep birlikte güçlüyüz. Hep birlikte kazanacağız."
  • 18.50

    Savunma yapan Akın Atalay: Cumhuriyet gazetesinin bütün yöneticileri yargı araçsallaştırılarak tutuklanmıştır. Bilinsin ki, burada verilecek nihai karar bizimle ilgili görünse bile gerçekte öyle olmayacaktır. Biz, bugünün muktediri öyle olmasını istediği için aylardır tutukluyuz. Ne kadar daha sürecek bilmiyorum. Ama bildiğim şeyler de var. Esareti kabul etmeyiz, onurumuzdan, haysiyetimizden, insanlığımızdan vazgeçmeyiz. Korkuya teslim olmayız. Gazeteciliğe, halkın bilgi edinme hakkına zarar verecek bir ödün vermeyiz, veremeyiz. Onursuz bir özgürlüğe razı olmayız. Böylesi bir düşüklükten herkesin uzak olmasını dilerim. Sizler vereceğiniz nihai kararla, iktidardakilerden farklı düşünmenin, eleştirinin, muhalefet etmenin, gazeteciliğin suç sayılıp sayılmayacağına da karar vermiş olacaksınız.

    İlhan Selçuk, herkes kendi heykelini yontar demişti. Galiba gazetelerin heykelini de orada çalışanlar yontuyor. Cumhuriyet gazetesinin heykelini İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bayriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Onat Kutlar’lar hayatları pahasına yonttular.

    Bizler burada yargılanan Cumhuriyet’çiler, bu nadide heykelin sıradaki nöbetçileriyiz.

    Nöbetimiz sırasında bu heykele leke sürülmemesi için çabalıyoruz. Bizden öncekiler gibi biz de muktedirlere boyun eğmiyor, korkuya teslim olmuyor, gazeteciliğe ihanet etmiyoruz.

    Bu zorlu dönemde bunun bir diyeti vardı. Onurumuzla ve gururla ödüyoruz.

    Cumhuriyet İK Başkanı Akın Atalay'ın savunmasının tam metni

  • 18.10

    Savunma yapan Akın Atalay: Bu belgeye iddianame yerine ironiname demek daha uygun düşmektedir. Çünkü bu belgeyi hazırlayana, tanıklara, delil olarak gösterilen yazılara, bilirkişilere ve belgenin içeriğine bakınca, bunun bir ironi belgesi olduğu apaçıktır.
  • 17.19

    Savunma yapan Akın Atalay: Cumhuriyet gazetesinde uzun zamandan beri Diyarbakır ve Güneydoğu Bölgesi muhabiri olarak çalışan gazeteci Mahmut Oral’a diğer çalışanlara olduğu gibi her ay düzenli maaş ödemesi yapılmıştır. İşte gazetemiz muhabiri Mahmut Oral, Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği adlı bir dernekte 2006 - 2008 tarihleri arasında bir dönem yönetim kurulu üyeliği yapmış. Peki sonra? Bu dernek tarafından yoksul ailelere gıda yardımı yapılıyormuş. Ne var bunda? Hayırlı ve iyi bir iş yapan bir dernek işte. Yok öyle değil. Gıda yardımı yapılan yoksul ailelerin genellikle Kongra-Gel (PKK) terör örgütünün kırsal kadrolarında olan örgüt mensuplarının aileleri olduğuna dair şüpheler nedeniyle 2010 yılında düzenlenmiş bir değerlendirme raporu varmış. İşte o raporda, bu derneğin yöneticileri hakkında terör örgütüne yardım suçundan suç duyurusunda bulunulan kişiler arasında adı geçiyormuş. On yıl önce bir yardım derneğinin yönetim kurulunda bir dönem görev yaptığı için hakkında yedi yıl önce suç duyurusunda bulunulmuş diye gazete çalışanı bir gazeteciye yapılan maaş ödemesinden terör suçu çıkarmaya çalışan aklın sahibi, terör örgütüne üyelikten yargılanıyor ve savcı olarak her ay devletten maaş alıyor.
  • 16.51

    Duruşma Akın Atalay'ın savunmasıyla devam ediyor. Atalay MASAK raporlarına ilişkin konuşuyor.
  • 15.30

    Duruşmaya 1 saat ara verildi.
  • 13.20

    Akın Atalay savunmasını yapıyor: 31 yıllık avukatım ilk kez bir duruşmaya kravatsız geliyorum, geçen hafta topladılar kravatlarımızı. Kravat takmaya layık olmadığımızı söylediler. Murat Sabuncu’nun savunma evraklarına el koydukları gibi benim de savunmamda kullanacağım kitaplara el konuldu. Bu soruşturma tam bir hukuk cinayetidir. Tüm gazetecilere yönelik bir tehdit ve saldırıdır. Bu yargılamanın 2 amacı var: Cumhuriyet gazetesini susturmak ya da teslim almak, ikincisi siyasi iktidarın istemediği haberleri, hoşuna gitmeyecek yazıları yayınlamayı düşünebilecek, aklının ucundan geçirecek gazetelere ve gazetecilere, maruz kalacakları akıbeti göstermek. Bizleri baskı, tehdit ve hapisle korkutamazlar. Gazetecilik faaliyetini mesleğin etik gereklerine uygun şekilde yerine getirme, olayları çarpıtmadan, nesnel, gerçeğe uygun ve adil olarak kamuoyuna aktarma konusundaki irade, kararlılık ve direncimiz tamdır. Yani Cumhuriyet gazetesi korkmaz, pes etmez ve teslim olmaz. Çünkü illegal yapılarla, terörle, terör örgütleri ile devlet içinde yuvalanmış çetelerle, cemaatlerle işi, ilişkisi, irtibatı, iltisakı olmaz. Bu gazetenin tek faaliyeti meşru ve yasal zeminde yürüttüğü gazeteciliktir.
  • 12.57

    Duruşmaya 10 dakika ara verildi. Aranın ardından duruşmaya Akın Atalay'ın savunmasıyla devam edilecek.
  • 12.40

    Kadri Gürsel'in savunmasının ardından sorulara geçildi. Heyet başkanı Abdurrahman Orkun Dağ Gürsel'e yayın danışmanı ile basın danışmanının farkını sordu. Kadri gürsel, “Medya dışındaki sektörlerde basın danışmanı vardır, örneğin siyasi partilerde olduğu gibi. Cumhuriyet gazetesinde yayın danışmanı vardır” dedi. Heyet başkanı: Aydın Engin’le görüşmeniz oldu mu? Kadri Gürsel: Murat Sabuncu olmadığı zaman büyüğümüz olarak ona danışırdık. Çok eskiden tanırım. Ne yazacağımız hususunda önceden birbirimize danışmak gibi durumdan hiç hazzetmemişimdir dolayısıyla da böyle bir iletişimim hiç olmamıştır Aydın Engin ile. Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı: Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulunda olduğunuz yazıyor iddianamede. Kadri Gürsel: İddianamede öyle bir ifade yok. Ben Yenigün Haber Ajansı’nda imza yetkisi olmakla sıçlanıyorum. Bu iddia da polis fezlekelerine dayanarak yazılmış yanlış bilgilerdir.
  • 12.02

    Kadri Gürsel savunma yapıyor: Bylock kullanıcılarıyla irtibatta olduğum suçlaması ile ve bu konudaki yalan haberle itibarsızlaştırılmaya çalışıldım. İddia makamının HTS kayıtlarını incelemediği açıktır ve bu iddianın asılsızlığını bilerek iddianameye koyduysa görevini kötüye kullanmıştır. Cumhuriyet'te yaşandığı iddia edilen yayın değişikliği ile suçlanıyorum, dayanak da gazetenin yayın danışmanı olmam ve Yenigün Haber Ajansı’nın bir numaralı imzacısı olmam iddiası. Bu suçlamalar mesnetsizdir. Yenigün Haber Ajansı’nda hiçbir zaman imza yetkim olmadı. Bu fahiş hatanın polis fezlekesinde yer alması iyi niyetli değil kötü niyetlidir. 

    Yayın danışmanlığım ile gazetenin iddia edilen yayın politikasının değişmesi konusunda ilişki kurma akla ve mantığa aykırıdır. Yayın danışmanı gazetenin yayın politikası üzerinde söz söyleme yetkisi yoktur. Gerektiğinde fikri alınan fikri sorulan kişidir. 27 Eylül 2016’da başlayıp sadece 34 gün sürdürdüğüm görevimde yayın politikasını değiştirmem mümkün değildir. Kaldı ki iddianamede yayın politikasının 3 yıl önce değiştiği söyleniyor. Karar ve imza yetkim olmaksızın polis fezlekesine uyarak iddianameye koyan savcı görevini ihlal etmiştir. ‘Erdoğan babamız olmak istiyor’ başlıklı yazı sebebiyle de bizzat Cumhurbaşkanını hedef gösterdiğim söylenmiştir. Bildiğim kadarıyla Cumhurbaşkanı’nın bizzat şahsını eleştirmek diye bir suç yok. Türkiye'de otoriterleşme olduğuna ilişkin birçok yazım olmuştu. Öngörüm maalesef gerçekleşti. Yoksa bugün mesnetsiz suçlamalarla burada olmazdım. Tutukluluğum cezaya dönüşmezdi otoriter bir rejim olmasaydı. Medya okur yazarı olan her insan bu yazının yaşanan olay üzerine yazıldığını bilir. Hakkımdaki tüm suçlamalar mesnetsizdir. İddiaya konu Cumhuriyet gazetesinin yönetim kurulu değişikliği yapıldığında da ben Milliyet gazetesinde yazardım. Bugün sanık sıfatıyla ifade vermemin nedeni tasfiye ve siyasi amaçla yapılan Cumhuriyet operasyonuna son anda dahil edilip susturulmak istenmemdir. Beni susturmalarının yolu ise tutuklamalarıydı çünkü referandum öncesiydi ve Cumhuriyet’e müdahale edemiyorlardı. Hakkımdaki gözaltına alma kararı Cumhuriyet’e operasyonun başlatılmasından sonra çıkarıldı. Ve benim de bu operasyona dahil edilerek tutuklanmam sonradan istendi. Gazeteci kalmayı başardığım için uzun süreli tutuklulukla peşinen cezalandırıldım. FETÖ’cü olduğuma dair tek bir kanıt bulamazsınız. AKP ile fiili koalisyon işbirliğini teşhir ettim yazılarımla. Uzun tutuk ile cezalandırılma başlı başına insan hak ihlalidir. Saydığım hususlar dikkate alınarak beraat istiyorum.

     

  • 11.50

    Gazetenin avukatlarından Abbas Yalçın gözaltı, sorgu ve tutukluluk sürecinde yaşanan zorlukları anlattı. Avukatların dahi sorgu aşamasında kısıtlılık kararı nedeniyle dosyaya ulaşamadığını, iddianamenin yazıldığını ve soruşturmaya ilişkin diğer detayları savcılığın servis ettiği medya aracılığıyla öğrenebildiklerini, haftada 1 gün 1 saat avukat görüşü sebebiyle savunmaya zor şartlarda hazırlanıldığına değindi. Yalçın, “Bu hikayede; Vicdan yok. Hak, hukuk, adalet yok. Silahların eşitliği, masumiyet karinesi, adil ve hakkaniyetli bir şekilde yargılanma yok. Bu hikaye; bu salondaki sanıklara, ailelerine ve avukatlarına bizzat yaşatıldı. Adil Yargılanma hakkı kapsamındaki taleplerimiz ise heyetiniz tarafından reddedildi. Savunmaya bize reva gördüğünüz bu şartlar altında hazırlandık. Hatırlatmak boynumuzun borcudur” dedi.
  • 11.45

    Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Murat Sabuncu savunma evraklarına el konulduğunu söyleyerek yarın savunma yapmak istediğini söyledi.
  • 11.31

    Cumhuriyet çalışanlarının kimlik tespitleri bitti. 302 sayfalık iddianamenin 2 sayfalık özeti okunuyor.
  • 11.05

    Duruşmaya getirilen Cumhuriyet çalışanlarının kimlik tespiti yapılıyor.
  • 10.57

    Cumhuriyet gazetesinin tutuklu çalışanlarının salona girmesiyle davayı izlemek için salonu dolduranlar sıraların üzerine çıkarak alkışlamaya başladı.
  • 10.30

    Duruşma salonunda bekleyiş sürüyor. Henüz tutuklu gazeteciler salona getirilmedi.
  • 09.50

    Basın açıklaması sonrası gazetecilere özgürlük talebiyle gökyüzüne balonlar uçuruldu.
  • 09.45

    Cumhuriyet Davası Koordinasyonu adına Beyza Metin yaptığı açıklamada, "Hakikat... Aradığımız şey bu. 150'yi aşkın gazeteci arkadaşımız bu yüzden tutuklu. Tarih boyunca tüm istibdat rejimleri hakikati adalet ve özgürlük arayışıyla buluşturmuş olanlara karşı hep aynı yöntemi uygulamıştır. Bugün ülkemiz en koyu istibdat rejimlerini aratacak bir rejimle yönetiliyor. Halkın haber alma hakkının gasbedildiği, hukukun bir çıkar grubunun emrine amade olduğu, suçun iktidardakilerin ihtiyaçlarına göre tarif edildiği bir rejimle karşı karşıyayız. Cumhuriyet Gazetesi'nin yazarları ve yöneticileri aydınlığın temsilcisidir. İktidar politikaları doğrultusunda aynı başlıkla gazete çıkarmaktan utanmayan onlarca yönetici ve yazar ise karanlığın...Bu ülkenin aydınlık birikimine, karanlığa karşı aydınlığın galebe çalacağına inanıyoruz" dedi. 

     

  • 09.32

    İstanbul Adliyesi önüne Cumhuriyet Gazetesi ile dayanışmaya gelen milletvekili, gazeteci, sendika ve meslek örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri adına ortak açıklama yapıldı. 
  • 09.30

    TGS'nin Cumhuriyet Gazetesi önünden başlayan yürüyüşü İstanbul Adliyesi önünde son buldu

     

  • 09.22

    Dışarıdaki Gazeteciler Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde.

     

  • 09.20

    Aralarında milletvekili, gazeteci, sendikalar ve meslek örgütü temsilcilerinin olduğu çok sayıda kişi Cumhuriyet gazetesi ile dayanışmak için Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önüne geldi

     

    • 09.05

      TGS üyesi gazeteciler, Cumhuriyet binasından adliyeye yaptıkları yürüyüşte "Susma haykır, haber alma haktır" sloganları attı.

       

    • 09.00

    • 08.55

      Gazeteciler Çağlayan'daki İstanbul Adliyesine doğru yürüyor.
  1. 08.45

    Gazeteciler, Şişli'deki Cumhuriyet binası önünde toplandı. Buradan Çağlayan'daki İstanbul Adliyesine yürünecek.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.