Basın özgürlüğü ve Türklerin uzaya çıkışının 109. yılı

Basın özgürlüğü ve Türklerin uzaya çıkışının 109. yılı

'24 Temmuz Basın Özgürlüğü Günü' ve 'Türklerin uzaya çıkmasının' 109. yılının gerçekliğini Mehmet Özer ele aldı.

Mehmet ÖZER
İstanbul

1908 tarihinden bu yana her 24 Temmuz günü, “Türklerin uzaya çıkışının yıl dönümü” olarak kutlanıyor. Bu cümle ne kadar gerçekçi ise, 24 Temmuz’un “Basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü” olarak kutlanması da o kadar gerçekçi.

Tıpkı 24 Temmuz 1908’de Türkler uzaya çıkmadığı gibi, sansür de kalkmadı bu topraklarda. 

Peki ne oldu 109 yıl önce?

Osmanlı İmparatorluğu’nda yayınlanan tüm gazeteler sansür memurlarının kontrol ve denetiminden geçtikten sonra yayınlanıyordu. Ancak 24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet ilan edilince, 25 Temmuz’da çıkan gazeteler sansür memurlarına verilmeden yayımlanmaya başlandı.

Yani, 24 Temmuz’da olan şey, rutin sansür uygulamalarına ek olarak atanan sansür memurlarının işine son verilmesinden yani; uzaya çıkmadan, dünya üzerinde oluşturulmuş yerçekimsiz ortamda yürümekten başka bir şey değildi.

BAŞLAMADAN BİTEN UZAY YÜRÜYÜŞÜ

1908’den hemen sonra yaşananlar, Türklerinin uzay macerasının ne kadar “ayakları yere basan” bir hikaye olduğunu net bir şekilde gösteriyor:

29 Temmuz 1909’da Meclis-i Mebusan kararıyla, “aşırı özgürlükçü” olarak yorumlanan yeni bir basın kanunu çıkarıldı. Hasan Fehmi Bey, Ahmet Samim Bey ve Zeki Bey gibi gazeteciler, İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazıları nedeniyle öldürüldüler.

1912 yılının yaz aylarında İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinin ardından cemiyetin gazetesi Tanin birçok kez kapatıldı. Bâb-ı Âli Baskını ile yeniden iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki’nin üyesi Mahmud Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’te öldürülmesiyle basın üzerindeki kapsamlı yasaklar ve sansürler dönemi yeniden başladı, birçok gazeteci sürgün edildi, hapse atıldı ve meslekten men edildi. Tüm savaşlar gibi, I. Dünya Savaşı döneminde de sansürün dozu iyice arttı. İttihat ve Terakki’nin İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Bey’in gazetesi bile kapatıldı.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE BİR İLERİ İKİ GERİ...

Cumhuriyetin ilk iki yılında görece özgür bir basın ortamı oluştuysa da Şeyh Said İsyanı’nın çıkmasıyla ilan edilen Takrir-i Sükun Kanunu, TBMM’yi devreden çıkararak bakanlar kurulunun yaptırım gücünü elde etmesini sağladı. OHAL KHK’lerine benzeyen bu kanunla bütün muhalif gazeteler kapatıldı. Velid Ebüzziya, Ahmet Emin, Eşref Edip, Suphi Nuri, Fevzi Lütfi, İsmail Müştak gibi dönemin önde gelen gazetecileri İstiklal Mahkemelerinde yargılandı. Atatürk’e çektikleri özür ve af telgrafları sonucunda beraat eden gazetecilerden Ahmet Emin, 1936’da Atatürk’ten aldığı özel izinle mesleğe döndü. Aynı dönemde hükümeti desteklemelerine ve Şeyh Said İsyanı’nın İngiltere teşvikiyle çıkarıldığı yönünde yayın yapmalarına rağmen Türkiye Komünist Partisinin yayınları da yasaklandı, komünist gazeteciler hapis cezalarına çarptırıldı.

Sonrası malum. Bu topraklarda sansürü kaldırma girişimi, uzaya çıkma macerasından daha hızlı bir şekilde geriye gitti.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Temmuz 2017 09:16
www.evrensel.net
ETİKETLER BasınMedya

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.