İvan İvanoviç  Var mıydı,  Yok muydu?

İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?

Vedat Aydemir, Nazım Hikmet Ran’ın yazdığı yazdığı üç perdelik oyunu İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu? oyununu yazdı.

Vedat AYDEMİR
İstanbul

İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu? Nazım Hikmet Ran’ın 1954’de, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dönemi Moskova’sında yazdığı üç perdelik oyunu. İlk olarak 11 Mayıs 1957’de Moskova Satir Tiyatrosu’nda sahnelendi. Dergilerde yayımlandı. Büyük ilgi gördü. Sofya’da Türkçe basılan metin, Türkiye’de ilk kez 1985’te Kaynak Yayınları tarafından yayınlandı. Birçok ülkede farklı isimlerle sahnelendi. Sahnelenmeye de devam ediyor. Son olarak Tiyatroadam tarafından, Emrah Eren rejisiyle oyun başarıyla sahnelendi. Oyunun başrollerinde; Aşkın Şenol, Baransel Gürsoy, Berk Yaygın, Deniz Özmen, Fatih Koyunoğlu, Gökhan Azlağ ve Pınar Tuncegil rol aldı.

OTORİTE NASIL ELDE EDİLİR?

Olay Rusya’da geçiyor. Bir taşra kasabasında... Petrof, “Her şeyden önce yani”, insanlara kağıtlardan çok inanan, kasabanın en sorumlu mevki sahibi amiridir. Dürüst, yardım sever, iyi bir insandır. Bütün kasaba onu seviyor, saygı duyuyordur. Peki ya otorite? Otorite sahibi midir? Erdemleri ve otoritesi arasında sıkışmış bir insanın, her çağda karşılaşılan, çok tanıdık bir öyküsüdür İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?

Petrof, sahip olduğu makamın ayrıcalıklarını çıkarları için kullanmayan, iş ihtiyaçları dışında makam arabasına asla binmeyen, çok çalıştığından dolayı yemeğini odasında ayaküstü, kimse bakmadığından telefonlara koşuşan bir yöneticidir. Peki bir yönetici böyle mi olmalıdır? İş arkadaşları bundan rahatsızdır. Çünkü bir yönetici çalışmaz! Emir yağdırmalı ve azarlamalıdır. Küçük bir sandalyede oturan, bir telefon kadar yakın bir amir, herkesinde şaşkınlığına sebep olur. Ve o sırada İvan İvanoviç çıkar gelir. Petrof’a, nasıl yönetici olunması gerektiğini anlatır.

 KİMDİR BU İVAN İVANOVİÇ?

Evvela bir yöneticinin kapısı daima kapalı olmalıdır. Yemeğini, büyük yemekhanede fakat herkesten ayrı ve yüksek bir masada tek başına yemelidir. Telefonlara bakmamalı, evrak imzalamamalı, iltifat etmemelidir... İyi de kimdir bu İvan İvanoviç?  Petrof’un bir büstünü dikmeli. Kıyafetlerini yenilemeli ve kasabanın amiri, açılışlarda ve törenlerde boy göstermelidir. Kahvaltısı önüne gelir. Petrof’un egosu beslendikçe katılaşır, böylece halkın saygısını kazanır. Peki ya erdem? Kasabanın yüzme yarışması kapanış konuşmasında nutuk atar ağzından tükürükler saçarak öfkeli bir ses tonuyla “Sporcu olmak önemlidir. İki tür su vardır. Tuzlu su ve tatlı su. Herkes bilir ki bunlarda yüzülebilir. Bunu inkar eden spor ahlakından yoksun kişilerdir.” Ne diyor? Alkışlar yükselir. Artık korkulan, saygı duyulan biri olmuştur. Kendini o kadar önemli, o kadar önemli birisi sanıyordur ki başkentte çağrılınca istasyonda bir tören mangasının kendisini karşılayacağını düşünerek bir konuşma metni daha hazırlar. Ama ne tören mangası ne de elinde bayraklarla kendisini karşılayan bir halk vardır. Çok öfkelenir. Gittiği hiçbir yerde saygı görmez ve öfkeden deliye dönerek aklı dengesini kaybedip görevinden alınır. Peki yerine gelecek kişi otorite sahibi midir? “İyi de kimdir bu İvan İvanoviç” demiştik ya. Bize nasıl olmamız gerektiğini söyleyendir. Kimisi “hırs” der, kimi “ego”, kimi “danışman” der. Kimi de “mahalle baskısı.”

www.evrensel.net