Sorunlara çözüm üreten bir mücadele elzemdir

Sorunlara çözüm üreten bir mücadele elzemdir

Tüm Bel-Sen Antalya Şube Yöneticisi Ahmet Oku, 10. Olağan Genel Kurul hakkındaki izlenimlerini ve eleştirilerini yazdı.

Ahmet OKU 
Tüm Bel-Sen Antalya Şube Yöneticisi

Memur olarak göreve başladığım yıldan bu yana Tüm Bel-Sen üyesiyim, gelişen süreç içerisinde sendikam için elimden geldiğince çalışmayı görev bilip bu mücadeleye ortak olma gayretindeydim. Son şube kongresi ile Hukuk ve TİS’ten Sorumlu Yürütme Kurulu üyesi olarak görev yapmaktayım. Daha önce hiçbir sendikal alanda çalışmamış olmamın da etkisiyle, yepyeni bir mevzide her şeyin dikkatimi çekmekte olduğu bir zaman diliminde 10. Olağan Genel Kurul hakkındaki izlenimlerimi paylaşmanın ve eleştirilerimi sunmanın, tecrübeli sendikacı öncülerimize fikir oluşturacağını düşünüyorum. 

Antalya’dan yola çıktığımız andan itibaren delege arkadaşlarla birlikte temenni anlamı taşıyan konuşmalarımız başladı. Mevcut politik şartların bizleri nasıl zorladığı, üye arkadaşlarımızın aileleri, sağlıkları ve yaşam standartlarının hedef alındığı sürgün ve baskı politikaları, KHK’ler, işten atma tehditleri ve sendikamızın bunlarla mücadelesi, sohbet ve tartışmalarımızın ana eksenini oluşturmakta idi. Akşam saatlerine Ankara’ya vardık. Maalesef Ankara bizi ilk gün kötü bir haberle karşıladı. Muğla Şube Yöneticimiz Necla Göktaş arkadaşımızı trafik kazasında kaybettiğimizi öğrendik. Ertesi sabah bu üzücü haber kulaktan kulağa yayılırken insanların yüzünden ne kadar üzüldükleri belli oluyordu. Böyle bir ortamda başlayan kongremizden birliktelik mesajları ve ortak mücadele alanı yaratılmasına yönelik beklentilerim de giderek artmaktaydı. 

Kongrenin ilk dakikalarından itibaren karşılaştığım manzara ise bu beklentilerimin karşılanmayacağını destekler nitelikteydi. Küçük grupların kıyıda köşede sessiz pazarlıkları, matematik profesörlerini kıskandırırcasına yapılan delegasyon hesapları, ilk dikkatimi çeken görüntülerdi. İlerleyen birkaç saat içinde, kongre salonunda olanlar kadar kongre salonu dışında olup malum sohbetleri sürdürenler daha çok göze batar hale gelmişti. Necla yoldaşımızın cenazesinin gelmesi ile tüm hava bir anda değişmiş ve sendikal alanda olmanın bilinci herkese tesir etmişti. Arkadaşımızı sonsuzluğa gideceği bu yolda uğurladıktan sonra kitlenin kongreye olan ilgisi daha da düşmüştü. İlk günün sonunda Emek Hareketi olarak bir toplantı yaptık, toplantıya katılanların büyük bir çoğunluğu genç ve farklı yapılardan arkadaşlardı. Toplantı sırasında hepimizin ortak noktası mevcut sıkıntılarımızdı, hiç kimse ne yönetim, ne delege, ne de sayı hesabı yapmadı. Aksine, güncel sorunlarımızı nasıl aşmamız gerektiği tartışıldı. Bu tavrın, tüm kongreye yayılmasını çok istedim o an, gerçek bir kongre böyle olmalıydı, tabanıyla beraber somut sorunların tartışıldığı geniş katılımlı ve farklı seslerin dillendirildiği bir kürsüyle…

İkinci gün ise bir gün önce yapılamayan konuşmaların da birikmesiyle, uzun bir konuşmacı listesi ortaya çıkmıştı. Bu nedenle olacak ki, salonda yapılan kürsü konuşmaları da dışarıda yapılan kulis konuşmaları kadar etkili değildi maalesef. Sırayla kürsüye çıkan her arkadaş kendince dertlerimizi anlatmaya çalışsa da, mesaj kaygısı taşıyan konuşmalar olmaktan kendini kurtaramıyordu. Büyük bir merakla beklediğim iş güvencesi, KHK’ler, emeklilik ikramiyesinin gaspı, kadına yönelik şiddet, kayyım gibi hayati konular, birkaç kişi haricinde dillendirilmemekteydi. İlerleyen saatlerde özellikle genç arkadaşların eksikliklerimizi ve yapmamız gerekenleri anlatan konuşmaları çok güzel ve yerindeydi. Kürsü kullanımının bu kadar önem taşıdığını, o süreçte daha iyi kavradım. Tüm ülke genelinde bizlerin uğradığı sıkıntıları gündeme taşıyanlar, emek eksenli bir mücadele alanı yaratılması konusunda söz edenler umut oldular bana. Bir gün önce akşam yapılan toplantının benzerini bekledim ama daha farklı bir tablo vardı. 6 Mayıs günü olmasının da özeliyle, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan birçok kez kürsüden anıldı. Onların yaptıkları ile örnek olduğu sınıfsal mücadele temelli sendikanın önemi tekrar gözler önüne geldi. Yine dışarıdaki kulis konuşmalarının ve delege avının gölgesinde kalan bir günü biraz daha geç bir saatte tamamladık.

Ertesi gün oy verme işlemleri, sabah erken saatlerde başlayıp akşam beşe kadar devam etti. Sonuçları Antalya Şube olarak yolda öğrendik, birlik ve beraberlik içerisinde tek liste girme taleplerimize rağmen, ayrı ayrı beş listenin yarıştığı kongrede yeni yönetimimiz belli oldu. 

Geldiğimiz sürecin ve kongre zamanı yapılan yanlışlara rağmen tüm üyelerimizin taleplerini dikkate alan, mücadele esaslı, temel sorunlarımıza karşılık çözüm üreten, iş güvencesi, sürgün, bezdirme, kadına şiddet ve KHK zulmüne karşılık dayanışmayı büyüten yeni bir anlayışla emek mücadelesi sürdürülmesi elzemdir. Sarı sendikaların, işbirlikçi patron sendikacılarının saldırılarına rağmen irademizi teslim etmeyeceğiz. Onurumuzla, işimize, ekmeğimize ve yoldaşlarımıza sahip çıkacak, baskılara boyun eğmeyeceğiz. Ülkenin dört bir yanındaki tüm yoldaşlara selam olsun!, bu mücadelede düşen Elmas Yalçın, İkram Mihyaz, Şemsettin Kaymak, Cemal Çam ve Necla Göktaş’a sözümüz var; “MÜCADELENİZE YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ. HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ, YAŞASIN İŞ EKMEK ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZ!..”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.