İşçi çıkarlarını savunmak sendikal çalışmanın temeli olmalı

İşçi çıkarlarını savunmak sendikal çalışmanın temeli olmalı

‘Volkswagen ve iş birlikçi BR ile kitlesel işten atma’ yazı dizisinin ikinci bölümünü de Diethard Möler kaleme aldı.

Diethard MÖLER

İşverenle anlaşma, onun planlarına onun istediği yönde ortak olma davranışı işçi ve sendika hareketine büyük zarar verir. Kiralık işçilerin istenilen zaman işten atılmasına kayıtsız kalan işyeri temsilcilikleri işçi hareketini bölerler. Eğer herkes kendisi için ve diğerine karşı mücadele ederse herkes birbirine karşı mücadele etmiş olur ve işçi hareketinin zayıflamasıyla sonuçlanır.

“Ben kendi işyerimi ya da kendi ülkemdeki işyerlerini korurum” anlayışıyla hareket etmek, ben kendi kapitalistimi savunurum demektir. Bu şekilde davrananların kiralık işçilik ve düşük ücretli işlerin bir kanser uru gibi yayılmasına şaşırmamaları gerekir. Çok sayıdaki işletmede işçiler, canlı ve mücadeleci bir şekilde işçilerin haklarını savunmak yerine patronun kararlarını sosyal planla destekleyen işyeri işçi temsilciliklerine güven duymuyor. İşçiler karşılıklı güvene dayalı ortak çalışma politikası yüzünden pasifleştirilip kendilerine güvenmez hale getiriliyor.

YERLERİNE MÜCADELECİ İŞÇİLER KONULMALI

Sendikaların içinde böyle bir politikaya karşı mücadele edilmeli. Volkswagen’de (VW) de diğer işletmelerde de işçi ve büro emekçilerinin çıkarlarını savunmak sendikal çalışmanın temeli olmalı.

Sermaye ile ortak çalışmak isteyen insanlar sorumluluk taşıyan pozisyonlardan alınmalı ve yerlerine mücadeleci işçiler konulmalı. Sendikaların içinde bu mücadele sürdürülmezse işçi hareketinin en önemli araçlarından biri olan sendikalar içten çürütülmüş olur.

Bu çatışma ortaya yeni çıkan bir çatışma değil, ta işçi hareketinin başlangıcından bu yana sürdürülüyor. Bir tarafta kapitalizmi olduğu gibi kabul edip birazcık pay almak isteyenler, diğer tarafta ufku burnunun ucunda sınırlanmayıp toplumun devrimci değişiminden yana olup çoğunluğun çıkarlarının dikkate alındığı, karın olmadığı topluma kadar uzananlar. Bu mücadele öyle kendiliğinden yok olup gitmeyecektir. Doğal olarak sermaye ile birlikte yüzmek ve suyun üstünde kalmak işçi ve müstahdemlerin gerçek çıkarları, yeni ve daha iyi bir toplum için mücadele etmekten çok kolaydır.

BU POLİTİKADAN SADECE VW ETKİLENMİYOR

VW’de 30 bin işçi, yerlerine yeni işçi alınmadan işten atılıyor. Ama iş bununla bitmiyor.  Gerçekte, otomobil sektöründeki diğer tekellerde ve yedek parça üreten firmalarda yüz binlerce işçinin işinden olacağı korkunç bir değişimle karşı karşıyayız.

Sermaye doğayı tamamen mahvetmemek, yaşanılmaz hale getirmemek için kâr sistemine tasma takmaya çabalıyor. Çoktan beri işlerin böyle iyi devam edemeyeceğini biliyorlar. Yine de kurtarılabilecek olanı kurtarmaya, özellikle de kârlarını kurtarmaya çaba harcıyorlar. Bu nedenle şimdi birdenbire elektro otomobil üretimi gündeme getirildi. Bu otomobillerin bateri ve baterilerin içindeki zehirli ve ender rastlanan maddelerle gerçekten doğa dostu olup olmadığı tartışmalı. Yine de büyük şehirlerde bu sayede havanın biraz daha iyileşeceği söylenebilir.

Bireysel otomobil kullanımının yerini kamu taşımacılığının alması toplumsal açıdan çok daha iyi bir alternatiftir. Ancak sermayenin kârını azaltacağından kapitalizmde söz konusu olabilecek bir yol değildir.

Bu nedenle bireysel otomobil satışını arttırıp kârı yükseltecek bir yol aranır ve elektronik otomobiller piyasaya sürülür. Gelecek nesiller artan elektronik çöple uğraşsın dursunlar artık.

Üretimin bu şekilde değişimi, toplumsal açıdan pek fazla bir şey getirmese de dünya çapında yüz binlerce iş alanının yok edilmesine yol açacaktır. Örneğin Almanya’da sadece VW’i değil Ford, Opel, Daimler, BMW’yi de etkileyecektir.  Bu tekellerin Köln, Rüsselsheim, Stuttgart, Neckarsulm, Sindelfingen ve Münih’teki büyük fabrikalarında önümüzdeki yıllarda, şimdilerde VW’de gerçekleşen yapısal değişiklik ve buna bağlı işten atmalarla karşı karşıya kalınacağı kesin.  

Ortaya çıkan problem tabii ki tipik kapitalist yöntemle çözülecek. İşçi ve büro emekçileri gibi değer üretenler kapitalizmin yol açtığı felaketin yükünü sırtlanırken yöneticiler ikramiye alacaklar, hissedarlara kâr payı akacak ve bankalar da hiçbir aksama olmadan kazanmaya devam edecekler.

‘MÜCADELE EDEN DE KAYBEDİLİR MÜCADELE ETMEYEN BAŞTAN KAYBETMİŞTİR’

Volkswagen’daki gelişmeler yukarıdaki sözün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösteriyor. İşyeri işçi temsilciliğinin çoğunluğu mücadele etmek yerine işverenin işten atma planına‚ sosyal tahammül edilebilecek şekilde destek vermeyi tercih etti. 30 bin işçi işten atılacak ve haftalık çalışma süresi 40 saate çıkarılacak. VW’de 1994 yılında haftalık çalışma süresinin 28.8 saat olarak belirlendiği dikkate alındığında korkunç bir geri gidiş söz konusu. Ve açık ki üretimin verimlileştirilmesinden işçi sınıfına kalan bir şey yok, hepsi sermayeye gidiyor.

Tavsiye edildiği üzere herkes kendi için mücadele ederse, işçiler birbirine düşürüldüğü için kaybeden hepsi oluyor. Sendikaların ve işyeri işçi temsilciliklerinin fabrikadaki tüm işçilerin temsilcisi olarak, onların çıkarları için mücadele etmesi böylesi zamanlarda çok daha önemli. İşverenle ortak çalışmaya karşı çıkmayan, işverenin partneri olarak felakete doğru ilerlemekten kendini kurtaramayacaktır.

GELECEĞE DEĞİL FELAKETE GÖTÜRÜR

Bu nedenle sendikaların içinde ve işletmelerde tekrar kararlı şekilde kapitalizmin alternatifi olan sosyalizm üzerine tartışma sürdürmek ve onu savunmak zorunludur. Zaman buna uygundur. Hepimiz sosyalizmin eksik ve hatalarının olduğunu biliyoruz. Hayalperest değiliz. Hatalardan ders çıkarılabilir. Hatasız ve hatalar üzerine özeleştiri yapmadan gelişme olamaz. Sermaye plan ekonomisinin iflas ettiğini iddia ediyor. Ama VW ve diğer büyük tekeller ne yapıyor? Tabii ki plan ekonomisi! Yoksa oralarda her şey planlanmadan ve karman çorman mı devam ediyor sanıyorsunuz? Üretim hiçbir zaman plansız yapılmadı. Teknik ve bilimin gelişimiyle ise planlamanın zorunluluğu ve mümkünatı korkunç şekilde arttı. Ham madde, iş gücü, üretim binası, araştırma ve ilerlemeye yönelik yatırımlar, her şey planlı bir şekilde yürüyor. Modern enformasyon tekniği sayesinde üretimin yönlendirilmesi ve planlanması giderek daha da incelikli yapılır hale geldi. Gördüğünüz gibi planlı ekonomiye karşı en yüksek sesi çıkaranlar fabrikalarında bunu en kararlı şekilde hayata geçiriyorlar.

SOSYALİZM SADECE MÜMKÜN DEĞİL; ZORUNLUDUR!

Ama bu plan ekonomisi sadece tek tek kişilerin kârlarına hizmet ediyor. Örneğin atom sanayini düşünelim; Hangi atom santrali plansız inşa edildi ve işletildi? Kâr getirdiği sürece topluma kâr ettik hadi paylaşalım diyen yoktu, bu özel bir sorundu ama şimdilerde kâr getirmediği anlaşıldığında santral sahipleri devletle bir pazarlık yaptılar: Bir kereliğine 23 milyar avro ödeyecekler, bunun karşılığında toplum atıkların depolanmasını üstlenecek. On binlerce yıl boyunca... Enerji tekelleri açısından da çok iyi bir ticaret. On yıllarca kaymağını yediler şimdi çöpünü topluma bırakıyorlar. Kâr, özel ve kutsal. Zararlar ise toplumsallaştırılıyor. Ve işte gördünüz; yüklerinin ortaklaştırılmasında sermaye de büyük bir hayranlıkla sosyalist fikirlerin taraftarı olabiliyor: Madem öyle yükü toplum taşısın!

Plan ekonomisi dev tekellerde çok iyi işlediğine göre neden toplumda da uygulamaya sokulmasın? Kârın özelleştirilip zararın emekçilerin sırtına yüklendiği bir toplum yerine ekonominin tümüyle topluma ait olduğu ve onun çıkarına geliştirildiği bir toplum düşünemez miyiz? İşletmeler, bilgi ve beceriyle donanmış olan işçi ve büro emekçileri tarafından kâr hırsından başka bir özellikleri olmayan yöneticilerden daha iyi yönetilemez, teknik ve toplumsal gelişim ilerletilemez mi?

Evet, sosyalizm sadece mümkün değil VW’daki gibi felaketlere karşı da doğanın tahribi ve savaşların engellenmesi için de zorunludur. -BİTTİ-

Çeviren: Semra Çelik

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.