Telli Kadın

Telli Kadın

Telli Kadın, çaresizliğinin ortasında cesurca yüzleşmiş gerçekliğiyle. Hayatında ilk kez hiç kimseye hesap vermeden ayağa kalkmış.

Meltem TEKER

Acı ama gerçek... Hepimizin hayatında kim bilir kaç kez duyduğu, söylediği, hissettiği bu cümleyi hatırladınız mı?

Tam da böyle, hemen her gerçekliğini acıyla yoğrularak yaşamış bir kadının hikayesinden, “Telli Kadın’ın Hikayesi”nden herkese merhaba...

Doğduğu topraklarda önce yoksullukla, sonra da onun getirdikleriyle kah boğuşarak kah sarılarak büyümüş, “genç kız” olmuş Telli. Ailede söz sahibi erkekler, maalesef ona okul yüzü göstermemişler, ileride başına geleceklerin de en büyük günahkarı olmuşlar böylece.

Mütevazı evinin kapısını şenlendiren gülüşü, ince uzun gövdesinin telaşlı kıpırdanışı ve o gövdeyi örten buğday sarısı teninin sıcaklığı, sanki çoook eskiden bildiğim, özlediğim çocukluk günlerimin kadınlarıyla karşılaştırdı beni.

“Hoş gelmişsiniz. Buyurun ister eve isterseniz bahçeye geçelim. Geleceğini haber etmişti yeğenim. Sen neyi gelirsin Sevinç’in?”

Ağzından bir çırpıda döktüğü birbiri ile alakasız cümleleri, önde kendisi, arkasında biz, salona geçip oturana dek tekrarlayıp durdu. Daracık salonun duvarlarını, içeri coşkuyla dolan bahar rüzgarı yalamakta, taze demlenmiş tomurcuk çayının davetkar kokusu tanışma faslımızı iyice ısıtmaktaydı. Renkli motiflerin cıvıldaştığı yerdeki eski yün kilim, tanıklık ettiği ne varsa anlatmak için evin sahibine “Sen dur ben anlatayım” der gibiydi adeta.

Ellili yaşlarda, evde küçük el işçiliği yapıyordu Telli. Hani şu yok parasına, parça başı çalıştırılan, sendikasız, sigortasız işçilerden. Evin demirbaşı gibi bekleyen, ilk fırsatta ortaya dökülen içi renkli iplerle dolu çuvalların kıyısına oturdu telaşla.

“Hep böyle tez canlı mısın?’’ Hiç beklemediği bu soruyla irkildi Telli. “Tez canlı mıyım bilmem. Hep iki arada bir derede kalmaktan benimki.” Hayatı boyunca, erkek şiddetine maruz kalmış, çareyi karşılıksız fedakarlıkta bulmaya çalışmış bu kadın, durumunu makul bir kılıfa sokmaya çalışıyordu elbette. “Küçük yaşta gelin ettiler beni. Ne okul yüzü gösterdiler ne de kocamın yüzünü. Evvelden sevdiğim varıdı aslında…”

Kısa bir sessizlik oluyor. Farklı bahanelerle konuyu değiştiriyor. İnce uzun parmaklarını  örgüsünün ritmiyle dans ettirmeye başlıyor sonra. “Evet duymuştum. Şu sizin berdel işi. Sevdiğin adam da berdele kurban gitmiş değil mi? Ablası sevdiğine kaçınca kan davası çıkmasın diye o tarafın kızını da senin sevdiğine almışlar diye biliyorum.”

KÖLESİ OLDUM DA NE OLDU?

Bu kadar ayrıntıyı bilmeme şaşarak parlak gözlerini çevirdi üstüme. İçimde beliren pişmanlıkla, bana yönelteceği sorulara hazırlanırken, tatlı bir gülümsemeyle yüreğime su serpmişti bile... O bir damlacık su, saatler içinde gözyaşlarına, sonra da öfkeyle akan bir isyan nehrine dönmüştü.

Evet, sevdiğine varamamış Telli... Buna rağmen, evlendirildiği adama da hiç asi gelmemiş. O yılların lise mezunu devlet memuruymuş kendisi. “Karısı değil, kölesi oldum da ne oldu?” diye devam ediyor ince bir sitemle. “Kendi çevresinin adamlarıynan oturup kalkmak ister. Ele güne karşı daha üstte olmak ister, çeşit çeşit yemek ister, bakım ister, rahatlık ister. Hep ister hep ister. Soluksuz koştum Hoca Hanım. Her dediğine yetecem diye soluksuz koştum. Yetmedi işte. Ne etsem battı gözüne. İstemedi beni. Bir kızımız oldu. Onu da evladım deyip basmadı bağrına.”

Evlat deyince sesi değişiyor Telli’nin. Çayımızı tazeliyoruz. Ev sahibi misafir değil, kız kardeşiz artık. Zaman geçtikçe olgunlaşmak yerine daha da yozlaşmaya başlamış evlilikleri. Kadına el kaldırmak girmiş işin içine. Çaresiz hissedip kendisini, bunu da çekmiş sineye Telli.

İLK KEZ KİMSEYE HESAP VERMEDEN...

“Bir gün, karşıma boş bir kağıtla geldi. Dedi ki imzala şurayı, paranı ödeyip emekli edecem seni. İmzayı ne bilem? Parmak bastım gittim tatile babam gile.” Gidiş, o gidiş olmuş. Sonradan gelen haberle artık evine dönemeyeceğini öğrenmiş Telli. Meğerse, bir parmak izi, iki yalancı şahitle kocasının oynadığı sinsi bir oyunla boşanma sağlanmış. İkinci hamileliğine denk gelen o kara günlerde, ne babasının ne de kocasının evinde yeri olmadığı vurulmuş yüzüne. Telli Kadın, çaresizliğinin ortasında cesurca yüzleşmiş gerçekliğiyle. Kendisine giydirilmiş değersizlik kılıfıyla yüzleşmiş. Yok sayılan iradesiyle, heba edilen emeğiyle yüzleşmiş, altında ezdikleri etiket, kariyer, güç gösterisi ne varsa yüzleşmiş. Hayatında ilk kez hiç kimseye hesap vermeden ayağa kalkıp, kızının elinden tutup çıkmış yola.

İstanbul’da, akrabası olan bir kadın karşılamış onu. Telli’nin ne yaşadığından çok ne hissettiğiyle ilgilenen, maddi manevi tüm varlığını onunla paylaşan, dayanışan kadın... Zaman içinde birlikten kuvvet doğurmayı başarırlar. Ekonomik bağımsızlığın verdiği huzurla, direnmenin, üretmenin tadıyla tuzuyla büyütür, okutur çocuklarını Telli Kadın.

Haksızlığa maruz kalan tüm kadınlarımıza örnek olması dileği ile...

 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Aralık 2016 00:57
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.