Mısır’da işçi sınıfı ve örgütlenme sorunu

Mısır’da işçi sınıfı ve örgütlenme sorunu

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde emekçilerin adayı kim?” Bu soru son günlerde çok soruldu. Benim cevabımsa, “Hiç kimse”.Seçimlerde, meslektaşları arasında örgütlenme konusunda deneyimli olmasıyla tanınan emekçi Avukat Khaled Ali gibi sol görüşlü adayların da olmasına karşın, ki 

Hossam El-Hamalawy

Seçimlerde, meslektaşları arasında örgütlenme konusunda deneyimli olmasıyla tanınan emekçi Avukat Khaled Ali gibi sol görüşlü adayların da olmasına karşın, ki  kendisi de “sosyalist” olduğunu üstüne basa basa reddederek devlet destekli güçlü bir özel sektörü desteklediğini ifade eder, ne Ali ne de diğer adayların Mısır’ın emekçi sınıfını temsil ettiği söylenebilir. Zira Mısır’da emekçi sınıfın resmi bir temsilcisi konumunda bir yapı, örgütlenme, parti ve sendikalaşma olmadığı ortada.
Sanayileşmiş batı ve gelişmekte olan diğer ülkelerde sendikalar ve partiler kökenlerini işyerlerinden alarak varlığını sürdürür ve milyonlarca işçi ve memur üyeleri bulunur. Hükümetle doğrudan pazarlık etme yoluyla ya da anlaşmalar, grevler aracılığıyla çalışma koşullarını iyileştirmeye çalışarak bu sendikaların üyeleri örgütlerinin mücadelesine an be an katılır. Desteklerinin kökenlerini ve büyüklüğünü, üyesi oldukları sendika ya da partilerin grev çağrılarında gösterdikleri katılımla ölçülebilir. Eğer İngiltere’deyseniz örneğin, ve İşçi Sendikaları Kongresi (TUC) belirli bir günde genel grev çağrısı yaptıysa, o gün kesinlikle sanayide bir eylem olacağını bilirsiniz. Eğer TUC seçimlerde bir adayı, bir partiyi ya da bir hareketi desteklerse, rahatlıkla bu adaylığın “İşçiler tarafından onaylandığını” iddia edebilirsiniz.
Yukarıda bahsi geçen örnek, TUC ya da İngiliz İşçi Partisini yüceltmek için değildi. Burada altını çizmek istediğim nokta, işçi sınıfının topluca harekete geçmesini ve temsil edilme haklarını savunarak taleplerini ifade etmelerini sağlayan bir yapı, bir mekanizma olması.
Burada, Mısır’da henüz böyle bir yapı yok. 2006’dan beri milyonlarca Mısırlının eylemlerde ve grevlerde tanık olduğu, sanayinin tersyüz olmasını sağlayan hareket hâlâ ulus çapında grevleri koordine edecek, bir sınıfın temsilciliğini iddia edecek ve siyasi arenada işçilerin taleplerini savunacak bir liderlikten yoksun. Devrimin patlak vermesinden itibaren bir çok kazanımı olan sosyalist hareket, işçi sınıfına önderlik edecek sosyalist ya da sol bir bütünlüğe sahip değil.
Bağımsız Sendikalar Birliği Federasyonu, on sekiz gün süren ayaklanmanın ortasında, Tahrir Meydanı’nda ilan edildiğinde iki milyon işçiyi ve iki yüz bağımsız sendikayı kapsayan bir yapıya sahipti. Buna rağmen federasyon, dengesiz destek yüzünden hâlâ acemi çalışıyor. Federasyon, “müdahil olma” ve grevlerde “dayanışmayı güçlendirme” konularında aktif olsa da, federasyonun grevlerde ve iş yavaşlatma eylemlerinde kitleleri “kışkırtıcı” bir niteliği olduğunu söylemek komik olur. Kasım 2011’deki küçük ayaklanmada federasyon desteğini verdi fakat Tahrir’deki duruşu, kurdukları tek bir çadır ve ona ekledikleri bayrakla oldukça sembolikti.
Federasyonun gücünü test etmek açısından 11 Şubat 2012’deki genel grev çağrısı da bir başka örnek, kaldı ki federasyon burada da ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. Federasyon, SCAF’a (Mısır ordusu – çev.) karşı genel grev yapma çağrısında bulunduğunda, tek bir grev bile olmadı. Grevler yalnızca grev liderlerinin belirlediği günlerde görüldü, ve bu yüzden bu eylemlerde federasyonun etkisi olduğunu söyleyemeyiz. Federasyonun liderliğindeki solcu duruşa rağmen, politik arenada federasyona ekonomizm hakim, bu da siyasi propagandayı ve ajitasyonu ekonomiden ayrıştırıyor, işçi hareketini yalnızca politik bir program talebine çeviriyor.
Grevciler ve askeri inzibat arasındaki yükselen ihtilaf, grevcilere karşı askeri baskı ve hatta askeri mahkemelerde yargılanmalara kadar uzanıyor ve bu da, yalnızca geçim sıkıntısı derdiyle eylemlere başlasalar da, işçilerin giderek askere karşı bir duruş sergilemelerine neden oluyor. Limanlarda ve havaalanlarında grevciler yönetimin askerden arındırılması ve iş dünyasını yöneten danışman ve generallerin işten atılması için güçlü bir talepte bulundu. Süveyş’teki grevciler yine aynı şekilde, kendine ait bir seramik fabrikası bulunan ve “Deve Güreşi”nde parmağı bulunduğu iddialarıyla suçlanan vekili nedeniyle Ulusal Demokratik Partinin (NDP) kapatılması için mücadele etti. Geçtiğimiz hafta petrol işçileri Kahire’de NDP’nin billboard’larını indirerek, NDP’nin yasa dışı bir şekilde Mübarek öncülüğünde ele geçirdiği şirketlerinin tekrar onlara verilmesini talep ettiler. Öte yandan, toplu ulaşım grevcileri, polis memurlarının yönetimdeki baskın konumuna karşı eylem yaptı.
Bunlar, grev dalgasındaki şiddetli taleplerin “siyasi” boyutunu gösteren küçük örnekler, ancak federasyon halen bunları politik arenada iddia etme ve bunlarla ilişkilenme konusunda başarısızlık sergiliyor. Federasyon kurulalı aşağı yukarı bir yıl oldu, ancak bünyesine aldığı sendikaların henüz işçilerin temsilcisi olma niteliği yok ve mevcut eylemlerde aynı politik doğrultuda tek ses sağlanamıyor. Ancak bu, federasyonun geleceğine dair karamsar olmamız gerektiği anlamına gelmez. Sendikaların yaygın bir destek sağlaması ve farklı sektörlerde koordinasyon işlevi görevini yerine getirmek için bağlantılar kurması yıllar alabilir, fakat devrimci güçlerin boyutu konusunda sınırlar her zaman olacaktır. Sendikalar, son tahlilde, sömürgenin koşullarını “iyileştirmek” için kurulur, bu sömürünün tamamen “ortadan kaldırılması” için değil. Bu, daha çok, bir siyasi partinin görevidir. Mevcut grevin en militan kanadı -orduyla doğrudan mücadele eden ve kitlesel grevlere önderlik edenler- bir siyasi parti çatısı altında örgütlenmiyor, bu nedenle mevcut siyasi süreçte işçilerin seslerini duymamaya devam edeceğiz.

Çeviren: Alev Yıldırım

www.evrensel.net