Merkel’in tarih cehaleti ve ahlak seçiciliği

Merkel’in tarih cehaleti ve ahlak seçiciliği

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Yunanistan’a dayattığı kemer sıkma politikalarını karakterize eden nedenlerden biri, bu ülkeyi, sorumsuz olarak görülen davranışlarından dolayı cezalandırmak.Yunanistan, hasta ve ahlaki olmayan bir toplum özelliği gösterip harcamalarında savurgan davranmıştır. Alman mali, ekonomik ve politik kurumuna g&

Vicenç Navarro

Yunanistan, hasta ve ahlaki olmayan bir toplum özelliği gösterip harcamalarında savurgan davranmıştır. Alman mali, ekonomik ve politik kurumuna göre “Yunanistan’ı cezalandırmak” zorunluluğunun temel mantığı budur. Yaygın Alman medyasında, Yunanistan halk tabakalarının geneli için kalıplaşmış aşağılayıcı söylemler kullanılmış, makaleler, haberler, röportajlar, görüş sayfaları ve baş yazılar aracılığıyla bu ülkeye karşı bu mantık, yeniden üretilip açık bir şekilde yaygınlaştırılmıştır. Alman halkı arasında önemli ikna kapasitesine sahip Alman medyasınca Yunan halkı için ortak bir imaj yaratılmıştır. Alman kamu fonları aracılığıyla Alman yardımıyla finanse edilen “tembel”, “devlete bağımlı” Yunanlı imajı. Bu söylediklerime inanmayan okura, yüksek tirajlı Alman gazetelerine bir göz atmalarını ve Yunanistan ile ilgili makaleleri okumalarını öneriyorum. Anlatım ve imajların nadiren nesnellik ve denge içerdiğini göreceklerdir. O da minimum düzeyde. Makalelerin genelinde, Yunan devleti ve halkı suçlanıyor.
Hem Alman ve hem de Avrupa tarihi konusunda Angela Merkel’in ve Alman kurumunun derin cehaleti sonucu Yunanistan’a karşı yaratılan bu tavır, içinde ciddi sorunlar taşıyor. Bunun için geçmişe bir göz atalım.
Cehaletin ilki, sözde ahlaki bulunmayan bir tavır için bir ülkenin bütününü cezalandırmanın ciddi sonuçlarını öngörememektir. Almanya, bu duruma bir örnektir. Birinci Dünya Savaşının bitiminde 28 Haziran 1919 tarihinde Versay Anlaşması imzalandı. Savaşın galipleri olan Fransa, Büyük Britanya ve ABD, mağlup Almanya’yı cezalandırmayı dayattılar. Bu cezanın hedefinde, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasındaki sorumluluğundan dolayı Alman halkı vardı. Bu cezalandırmayla Almanya’nın gelecekte bir başka savaşa neden olmasını önlemeye çalışıyorlardı. Fransa Başbakanı Georges Clemeceau, Alman halkına dayatılan bu ciddi yaptırımların temel hedefinin bir dünya savaşının daha çıkmasının engellenmesi olduğunu söylemişti. Öte yandan tarih, bir ülkenin sözde ahlaki olmayan davranışı üzerinden gerçekleştirilen bu yaptırım politikasının büyük bir hata olduğunu da gösterdi.
Birinci Dünya Savaşı’nı, İkinci Dünya Savaşı izledi. İkinci Dünya Savaşı, 1919 yılında Versay’da imzalanan yaptırım politikalarına bir yanıttı. Aslında, sözde barış anlaşmasının cezalandırma politikalarına katılmadığı için İngiliz delegasyonundaki görevinden çekilen ekonomist Keynes, bu yaptırımların, nazizm tarafından “kanalize” edilen bir protesto hareketi koşulları yaratarak durumu daha da kötüye götüreceği konusunda uyarıda bulunmuştu ki böyle de oldu. Keynes’in İngiliz Başbakanı Lloyd George’a önerdiği şey; İkinci Dünya Savaşı sonunda gerçekleşen şeydi (Bu Birinci Dünya Savaşı sonunda da yapılmalıydı). Yani, ülkenin yeniden inşa edilebilmesi amacıyla Almanya’nın kamu borçlarının yarısından çoğunun affedilmesiydi. Bu politikanın arkasında yatan düşünce, ekonomik, politik kurumların kötü politika ve uygulamalarından dolayı bütün bir halkı suçlamanın doğru olmadığıydı.
Bu kaygı, İkinci Dünya Savaşı bitiminden bu yana genelde aşırı sağ kanatça yönetilen Yunanistan için de duyulabilir. Yozlaşma politikaları (Oldukça baskıcı ve toplumsal duyarlılığı düşük yönetimlerin sorumluluğu altında), Alman egemen sınıflarınca desteklenen Yunanistan’ın egemen sınıflarınca hayata geçirildi. Yunan devletinin, kısmen kaynak kısıtlığından (Egemen sınıfların anormal düzeyde vergi kaçırmasının sonucu), son derece gerici mali politikalardan ve bütünüyle abartılı olan askeri harcamalardan (kamu bütçesinin yaklaşık yüzde 30’u) kaynaklanan muazzam “borç” yükü, Alman ve ABD mali sermayesinin desteğiyle oluşturulmuştur. Dahası var;  Goldman Sachs Bankası önce onu gizleyerek daha sonra da speküle ederek bu borcun oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Alman devleti, Yunanistan’ı “Yunan kamu borcu sorunu” şeklinde telaffuz edilen (Ki bu yanlış bir isimlendirmedir) duruma taşıyan ve Yunanistan’da gerçekleştirilen politikaların içinde yer almıştır. Yunanistan’daki askeri harcamaların genişletilmesini finanse eden Alman bankalarıdır. Yunan egemen sınıfının ahlaksız ve sorumsuz davranışlarından anormal düzeyde nemalanan Almanya’daki bankerlerin sözüm ona ahlaklı Angela Merkel’i bunu neden eleştirmemektedir?
Alman medyası, Alman mali sermayesi dahil mali sermayenin “Yunan kamu borcu krizinde” oynadığı merkezi rol konusunda neden bu kadar sessiz kalmaktadır? Bu politikalardan nemalanan Yunan halkı değil, Alman mali burjuvazisidir.
O halde şu anki temel sorun, Yunanistan ile Almanya arasında olan bir sorun değildir. Ne Almanya Yunanistan’a yardım etmekte ne de Yunanistan yoz ve ahlak dışı davranmaktadır.
Şunu kabul etmek gerekir ki her ülkede farklı çıkarlara sahip ve çıkarları çatışan toplumsal sınıflar söz konusudur. Yunan kamu borcu sorununun yaratılmasında, Alman halk tabakalarının yanı sıra Yunan halk tabakalarına da zarar vererek yoz, gerici ve baskıcı Yunan burjuvazisi ile fiili iş birliği yapmış olan Alman mali burjuvazisi kilit rol oynamıştır. Düşük maaş ve düşük talep politikalarının sorumlusu, Alman devletini kontrolü altında tutan mali sermayedir. Bu mali sermaye, kendi ülkesinde, Almanya’da yatırım yaparak iç talebi artırmak ve böylece hem Alman hem de Avrupa ekonomisini canlandırmak yerine sermaye ihracına başvurmuştur. Bu durum ise ne Alman ve ne de İspanyol medyasında hemen hemen hiç konuşulmamaktadır.

www.vnavarro.org
İspanyolcadan çeviren: Hilal Ünlü

www.evrensel.net