Sıfır zammı alkışlayan işçiden direnişe geçen işçiye dönüştü

Sıfır zammı alkışlayan işçiden direnişe geçen işçiye dönüştü

ORS işçileri, ile metal direnişindeki grevin öncesini, sonrasını, kazanımlarını ve şimdiki durumlarını konuştuk.

Ayhan AYDOĞAN
Ankara

Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunan ORS’de işçiler geçen seneki metal direnişine, ilki 1 gün ikincisi 17 gün süren grevlerle imzasını attı. ORS işçileri, grevin öncesini, sonrasını, kazanımlarını ve şimdiki durumlarını konuştuk. “Hayattan öğrendik, birbirimizden öğrendik” diyen işçiler, mücadelelerinde edindikleri deneyimleri diğer işçilerle paylaştılar. 

Grev öncesi fabrikada durum nasıldı?
Bizim fabrika Koç’un Sabancı’nın fabrikaları gibi, hiç görmediğimiz bir patron tarafından yönetilen bir fabrika değil. Büyük patron her geldiğinde işçiyle selamlaşan, halini hatırını soran, düğün dernek cenaze gibi şeylerde, hiç boş geçmeyen bir adamdı. O yüzden televizyonda işçi eylemlerini gördükçe ‘Ulan ekmek veren adama yaptıklarına bak, patron neyinizi eksik ediyor da bu işlere giriyorsunuz’ derdim. Sadece patronla olan ilişkimiz değil sendikayla olan ilişkimiz de bir tuhaftı. Bir önceki toplusözleşme sonrası bir düğün salonunda toplandık. Sendikacılar sıfır zamma imza attıklarını söylediler. Bunu duyan normal bir insan ‘nasıl yani’ der ama biz bin tane adam ayakta alkışladık. Neden? Çünkü sendikamız vatan millet aşkıyla yanıp tutuştuğunu iddia eden, bizim de sinir uçlarımızı milliyetçilikle törpüleyen bir sendikaydı. Zam almasak da olurdu. Vatan millet sağ olsun, yeter ki fabrikamız işlesin, patronumuz bize ekmek verecek durumda kalabilsin. Hepimizin fabrikasının! Ayakta kalabilmesi için zam almamamız gerekiyorsa, almayıverirdik. Sıfır zammı ayakta alkışlayan işçilerden, 17 gün fabrika önünde direnişe geçen işçilere dönüşmüştük. Vahiy mi geldi sihirli değnek mi dokundu, tabii ki hayır. Hayattan öğrendik, birbirimizden öğrendik, bunların hepsi bir sene içinde oldu o yüzden sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ne kendimizden ne diğer işçilerden ne de hayattan umudu kesmem artık.

HAYATIMIN İKİ DÖNÜM NOKTASI: YANGIN VE RENAULT

Sizi greve götüren şey neydi?
Benim fabrikayla olan bağımın değişmesinde iki dönüm noktası var bir tanesi fabrikada çıkan yangın ikincisi Renault’da başlayan direniş. Bundan iki sene önce fabrikada büyük bir yangın çıktı. İtfaiye bile müdahale edemezken ‘Ulan gidiyor ekmek teknemiz’ diyerek atladık söndürdük yangını. Bir sürü arkadaşımız yaralandı. Ben de hastanelik oldum. Hastaneden fabrikaya giderken hayaller kuruyordum, diyordum ki ‘Herhalde plaket verirler, şunları şunları söyleyeyim, patron beni överken çok böbürlenmeyeyim, mütevazı olayım.’ Bir gittim, ustabaşı verdi elime önlüğü, dedi ki ‘Kaç gündür yoksun işler aksadı, iki hafta mesai yazacağız sana’ O gün dedim ki bu fabrika patronun, sen de burada çalışansın, ‘Bu fabrika hepimizin kıymetini bilelim’ cümlesi tamamen bir masaldan ibaretmiş. İşte o gün işçi olduğumuzu anladım. Metal direnişi Bursa’da başlayınca da ‘Haklarımızı istemenin başka yolları da varmış ve bunlar teröristlik değilmiş’ dedim. Yani işçi olduğumu anlamam yangına, bilinçli işçi olmam Renault’ya denk düşüyor. 

Greve çıkmanızdaki somut istek neydi?
En net talebimiz Türk Metal’in gitmesiydi. Çünkü iyi kötü patronu anlıyordum. Ortada bir kazanç var bundan sen çok alırsan patron az alıyor, sen az alırsan patron çok alıyor. Adam kendi pozisyonunun gerektirdiğini yapıyor. Ama bizim sendikamızın, kriz var patronu da anlayalım, memleket karışık patronu anlayalım hikayeleri bizi çok bunalttı. Mesela ben Türk Metal zamanında hiç temsilci olmadım ama hiç dışarı da itilmedim, hep seçimlerde delege olarak oy kullanmaya götürüldüm. Yanlış olmasın seçimde tek başkan adayı vardı. Yani eğer biraz başkaldırmaya müsait bir yapın varsa sendika seni ne kendi bünyesine alıyordu ne de tamamen dışarıda bırakıp insanları örgütlemene müsaade ediyordu. Yani tamamen arafta bırakıyordu seni. Allah sizi inandırsın patronun bile bu kadar stratejik hamleleri yoktu. Yani kısacası bizim ilk ve en önemli hedefimiz sendikayı dışarı çıkartıp, kendi kurduğumuz komiteler aracılığıyla aldığımız kararları patrona uygulatmaktı.

‘ÖNCEDEN KURDUĞUMUZ KOMİTELERİ İŞLETEMEDİK’

Direniş sırasında şunu yapmasaydık dediğiniz şeyler neler?
Şu an komitedeki işçilerin gördüğü en büyük eksiklik grev sırasında karar verme mekanizmasının birkaç kişiyle idare edilmesi. Grevden önce bantlarda bölümlerde tüm vardiyalara denk düşecek komiteler belirledik. Ama grev zamanı bu tartışma zeminini oluşturamadık. Hızlı karar vermemiz gerek diye diye, istemeden de olsa işçilerin büyük bir bölümünü direnişin karar verme işinden çıkardık. Hal böyle olunca direniş, bazılarının bazıları adına yaptığı bir şeye döndü. Eğer daha çok tartışabilseydik, kararları daha çok ortaklaştırabilseydik, grev yine bu şekilde bitse bile şu anda fabrika içinin o tecrübeyle bambaşka bir yer olacağını düşünüyorum.

FABRİKA DIŞINI DA ÖRGÜTLEMEK GEREKİYOR

Bence en büyük ikinci hatamız ise, kendimizi dışarıdaki insanlara anlatmak gibi bir dert edinmedik. Buna ihtiyaç duymadık. Ama en çok baskıyı da dışarıdaki dünyadan yedik. Bizim bıraktığımız boşluğu patron çok iyi doldurdu. Yerel gazetelere ilan verdi, esnafı kendi tarafına çekti. Halk nazarında bizi ‘Polatlı’nın ekmeğiyle oynayan marjinaller’ şekline soktu. Diğer sendikalardan, kitle örgütlerinden, diğer işçilerden hiçbir destek istemedik, biz bize yeteriz dedik ama çok öyle olmadı. Aslında, Renault’nun  bize desteğe gelmesi, direniş için oluşturduğumuz bütçeye katkı sağlaması, hem dışarıda hem içeride büyük etki yarattı, ama biz onu çözdüğümüzde direniş dağılmaya yüz tutmuştu. Oradan da geri döndüremedik. Greve dair son bir şey daha belirtmek gerekirse sonsuz direniş diye bir şey yok. Her direniş iyi ya da kötü elbet bir gün bitecek o yüzden sanki ömür boyu işleri kilitleriz, fabrika önünde kalırız düşüncesinden ziyade, en güçlü olduğumuz an patronla masayı kurmamız gerekirdi. Biz güçlü olduğumuzda masayı kurmadık, patronun güçlü olduğu zaman anlaşmaya oturduk. Hal böyle olunca da ne koparsak kârdır mantığına döndü iş.

Şu anda fabrika içinde durumlar nasıl?
Fabrikada tekrardan bir işçi komitesi kurduk. Bir önceki komitenin çoğu dışarıda kaldı. Komite daha çok gençlerden oluşuyor fakat gençler daha yeni oldukları için fabrikada istedikleri etkiyi yaratamıyorlar. Dışarıdaki tartışmaları fabrika içine getiremiyorlar. Ama fabrikanın gündemini iyi tutuyorlar ve içeriden bir direniş mevzisi örüyorlar. Mesela Türk Metal’den istifa edildi fakat hâlâ Türk Metal fabrikaya geri dönemedi. İşçiler hayatın boşluk bırakmayacağını da biliyorlar bu yüzden Birleşik Metal-İş ile de görüşmeye gittiler fakat arkadaşlarımızın anlattığına göre bir ayda iki grev örgütleyen iki bin kişilik fabrika onlarda da  bir korku yaratmış. ‘Biz bunları zor kontrol ederiz’ cümlesini açıkça ifade etmeseler bile görüşmeye giden arkadaşlarımız bu intiba ile döndüler. Patron kendi sendika kurmayı teklif etti onu da iyi püskürttük. Şimdi patron ısrarla Toyota modelini tartıştırmaya çalışıyor, ona karşı da iyi duruyoruz ama bir alternatif sunmakta sıkıntı çekiyoruz. Yeni bir sendika düşündük onda da sendikal baraj çıktı önümüze gerçi sağlam durursak sendikal barajın altında olsak bile patronla toplusözleşme imzalarız diye düşünüyorum ben. Özetle şimdiki durumumuz bu.

www.evrensel.net