17 Nisan 2016 09:07

Ünaldı’dan Başpınar’a dokuma işçileri

Antep'te aralarında Ünaldı direnişini yaşayan işçilerin de olduğu dokuma işçileriyle 1 Mayıs'ı, taleplerini ve ülke gündemini konuştuk.

Ünaldı’dan Başpınar’a dokuma işçileri

Paylaş

Fatma KESKİNTİMUR
Antep

Ünaldı’da henüz “tek mekik” halı tezgahlarıyla çalışıldığı yıllarda, “zam ve sigorta” talebiyle başlayan ve 20 bin işçinin bir ay süren grevi sonunda, günümüze kadar gelen kazanımların elde edildiği direnişin üzerinden 20 yıl geçti. Aralarında, Ünaldı Direnişi’ni yaşayan işçilerin de olduğu bir grup dokuma işçisiyle bu süre içindeki deneyimlerini ve bugünkü taleplerini konuştuk. 
Ünaldı Direnişi’nin özellikle dokuma sektöründeki işçiler açısından önemi büyük. Başpınar’da tüm diğer sektörlerdeki işçilerden daha yüksek ücret alıyor olmalarını ve kısa süre öncesine kadar, kendi deyimleriyle “araya adam koyarak” girilen bu fabrikalardaki ayrıcalıklarını, o günlerdeki işçilerin kararlı direnişlerine borçlu olduklarını söylüyorlar. 
20 yılda Ünaldı Sanayi Sitesi’nden Başpınar OSB’ye uzanan sürecin hep patronları büyüttüğünü belirten işçiler, durumu şu sözlerle özetliyor: “10 makinenin işini 1 makine, 40 işçinin işini 5 işçiye yaptırarak çok daha fazla üretim yapar oldular. Bu fark, bize verilmediğine göre nereye gitti? Patronları büyüttü.”
“İşçiler açısından değişen ne oldu?” sorumuza verilen yanıt ise, bugün ne yapılması gerektiğine işaret ediyor: “Yan yana iki fabrikanın birbirinden haberi yok. O kadar birbirimizden habersiziz ki nerede, ne zam verildi onu bile bilmiyoruz. Yıllardır tüm kazanımlarımız eriyip gitmiş, yeni farkına varıyoruz. Oysa birlik olabilsek, patronları daha fazla zorlayabiliriz.”

SENDİKAYA GİDEN İŞİNDEN OLUYOR
Dokuma işçileri arasında, tüm Başpınar’da olduğu gibi, sendikal örgütlenme yok denecek oranlarda. “Bizim sektörü toparlayacak bir sendika lazım” diyen işçiler, patronların bundan nasıl korktuğunu “Kim sendikaya üye olsa, çıkışı veriliyor” diyerek anlatıyor. Antep’te mevcut sendikalar açısından bir “güven” sorunu yaşanıyor. Sendikaların “işçinin arkasında durmadığını” söyleyen bir işçi, “İşçilerle birlikte mücadele edecek bir sendika lazım bize. Ancak o zaman patron neyle tehdit ederse etsin, işçiler birlik olup alt edebilir onu.”   
TAKSİTLİ MAAŞ DÖNEMİ!
Başpınar’da, ek zam talebi de en çok dokuma işçilerinin gündemiydi. Asgari ücret zammı bahane edilerek neredeyse hiç zam alamayan fabrikalar var. Alanlarınki de yüzde 5-6 civarında kalmış. Sorun sadece ücret zammı değil üstelik. “Zammı geçtik, maaşlarımızı gününde alamaz olduk” diyor bir işçi ve kendi fabrikasındaki durumu şöyle anlatıyor: “Patron öyle bir ağladı ki, cebimdeki 10 liranın 5’ini veresim geldi. ‘Aman iflas etmesin’ dedik, birer maaşımızın içeride kalmasını da kabul ettik. Baktık yine olmuyor. Şubat ayından alacağım var, şimdiki maaşı da üç parçada yatırıyor. Öyle olunca çalışmanın anlamı kalmıyor. Sen bana taksitle maaş veriyorsun da, ev sahibi, faturalar, çocukların ihtiyacı taksitle olmuyor işte.”
Diğer bir dokuma işçisi, 2006’da işe girdiği ve 10 yıldır çalıştığı fabrikada ücretlerinin nasıl eridiğini anlatırken, “O zaman maaşım 1700’ü geçiyordu. Yıl oldu 2016, şimdi yine aynı parayı alıyorum” diyor. Aynı fabrikadan başka bir işçi ekliyor: “Üç yıl öncesine kadar benim makinede maaş 3 binden düşmüyordu. Şimdi 2 bin civarında, onu da alamıyoruz düzenli.”  

İŞÇİNİN ENFLASYONU YÜZDE 60
Asgari ücrete gelen zam oranının kendilerine yansıtılmadığı gibi, tüketim maddelerine gelen zamla birlikte “ücretlerin iyice eridiğini” belirten işçiler, “Elektriğe, gıdaya öyle zamlar geldi ki sene başında, maaşlara verilen en yüksek zam bile gerisinde kaldı” diyorlar. “Baştakiler öyle demiyor ama işçinin enflasyonu yüzde altmışları buldu” diye söze giren bir işçinin anlattıkları da işçinin ekonomisindeki gerçekleri ortaya seriyor: “Zorunlu harcamalar sürekli arttı. Buna karşın maaşlarımız eridi, borçlandık. Şimdi alacağımızı da düzgün alamıyoruz ya, borcumuz artıyor. Aldığımız para cebe girmeden borca gidiyor ve biz yeniden borçlanıyoruz.” Bu durumun, işsizlik baskısını da üzerlerinde daha fazla hissetmelerine neden olduğunu anlatan işçiler, “Bu dönemde bir işçi, iki ay işsiz kalmayı göze alamaz” diyorlar. 

‘BUGÜNKÜ HAKLAR MÜCADELEYLE KAZANILDI’
Konu 1 Mayıs’a geldiğinde hemen nasıl mücadeleler sonunda bu günün işçilerin “birlik ve mücadele günü” olduğuna dair bilinenler aktarılıyor. Konuştuğumuz işçilerden bazıları, daha önce 1 Mayıs’a da katılmış işçiler ve ne anlama geldiğini biliyorlar. Ama işçilerin çoğunun bundan bihaber olduğunu aktarıyorlar ve bir de çağrı yapıyorlar: “8 saatlik işgünümüz bile binlerce işçinin bedel ödemesiyle, 4 işçinin idam edilmesiyle kazanılmış hak. 125 yıl önceyi bilmiyorsak bile Antep’te 20 yıl önceki dokuma işçilerini hatırlayalım. Bugün sigortamızın, nispeten iyi ücretlerimizin olması da onların direnişiyle alınmış haklardı. Biz, birlik olup mücadele etmedikçe, bu haklarımızı da kaybediyoruz. Bugün ücretlerimiz düştü, yarın iş güvencemiz gidecek. 1 Mayıs, bunlar için de mücadele günü olmalı.” 

SAVAŞIN FATURASI DA İŞÇİYE ÇIKIYOR
Dokuma sektöründe “kriz var” söylemlerini sorduğumuz işçilerden biri, “Kriz deniyor ama çalışan yerlerde üretimde düşüş yok, biz tam kapasite çalışıyoruz” diyor. Söze giren diğer dokuma işçisi de sektörün genelindeki durumu şu sözlerle anlatıyor: “Özellikle son bir yıldır krizden bahsediliyor. Savaştan kaynaklı deniyor. Küçük firmalar için bu doğru. Onların çoğu başta Arap ülkeleri olmak üzere yakın bölgeye halı satıyordu çünkü. Ama büyük firmalar için durum böyle değil, onlar savaş olmayan uzak ülkelere fiyat kırarak satış yapabiliyorlar. Zaten bu yüzden üretimleri de aynen devam ediyor.” Söz gelmişken, savaş üzerine konuşuyoruz biraz da, “Yine faturanın işçiye çıktığını” söylüyorlar. Yalnızca ekonomik krize bahane edilerek değil, “işçilerin kendi gündemlerinden uzaklaşması” bakımından da savaşın faturasını ödediklerini belirtiyorlar. 
Patronların kriz bahanesinin her dönem hazır olduğunu hatırlatan eski bir dokuma işçisi durumu özetliyor: “Bir fabrika çalışıyorsa, kâr da ediyordur. Mesele, sıkıntıyı nereden aştığı! Şimdi, bankaya ödemese makinesine, malına el koyarlar. Yeni mal almasa, sipariş alamaz. İşçinin cebindekini almak kolay! İşçiye parasını vermedi diye malı gitmez, dışarıda iş bekleyen işçi de çok. Buna güveniyorlar hep.”

ÖNCEKİ HABER

'Birliğimiz bozulunca kazandıklarımız da gidiyor'

SONRAKİ HABER

Aşırı sağcı İtalya İçişleri Bakanı Salvini polisleri savundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa