‘Bilim, türler arası evrimi kabul etmiyor’

‘Bilim, türler arası evrimi kabul etmiyor’

Merhabalar,Belki duymuşsunuzdur. 16-17 Mayıs 2012 tarihinde Marmara Genç Vizyon Topluluğu isimli öğrenci topluluğu tarafından, Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü'nde "Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?" başlıklı bir sempozyum düzenlenecekmiş. Bu yazımda, bu bilim düşmanı cüreti gösterebilen M

Çağrı Mert Bakırcı

Belki duymuşsunuzdur. 16-17 Mayıs 2012 tarihinde Marmara Genç Vizyon Topluluğu isimli öğrenci topluluğu tarafından, Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü'nde "Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?" başlıklı bir sempozyum düzenlenecekmiş. Bu yazımda, bu bilim düşmanı cüreti gösterebilen Marmara Genç Vizyon Topluluğu'nun başlığına taşıdığı hayal ürünü argümanı bilimsel açıdan değerlendirmek istiyorum. Yer yer de etkinliğe bazı göndermeler yaparak etkinlik organizatörlerine ve oraya "profesör" ünvanlarıyla, hiç çekinmeden ve muhtemelen utanmadan çıkan akademisyenlere bazı sorular yönelteceğim. Eğer ki bu bilim karşıtı ve bilimsel alandan uzak insanların şahsi düşüncelerini etkileyerek bir yerlere varmayı hedefleyen bu etkinlik, bilim çevreleri ve aklı başında üniversite öğrencileri tarafından engellenemeyecek olursa, umuyorum ki çok saygıdeğer (!) profesörlerimiz, bu yazımda yönelteceğim soruları cevaplama ve sempozyum konuları arasına taşıma büyüklüğünü göstereceklerdir.

İlk olarak, rahatlıkla söyleyebiliriz ki günümüzde türleşmenin sayısız mekanizması bütün detaylarıyla bilinmekte ve hatta deneysel olarak kullanılmaktadır. Öyle ki yaratılışçı düşünceleriyle bilinen ve uzun yıllardır yaratılışçıların argümanlarının temelini oluşturan "İndirgenemez Karmaşıklık" safsatasını (göz, beyin gibi organların evrim ve doğal süreçler ile açıklanamayacak kadar karmaşık oldukları iddiası) ileri süren Lehigh Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Michael Behe, Aralık 2010 yılında "Deneysel Evrim, Fonksiyon Kaybettirici Mutasyonlar ve Adaptif Evrim'in İlk Kuralı" isimli başlığıyla The Quaterly Review of Biology dergisinde yayınladığı makalesinde Evrim Kuramı'nın deneysel olarak ispatlandığını ve dolasıyla evrimin bir doğa gerçeği olduğunu, belli sınırlar dahilinde de olsa kabul etmişti.
İlk olarak, zamanında Charles Darwin'in de üyesi olduğu ve hatta Türlerin Kökeni isimli kitabının özetinin ilk defa bilim camiasına duyurulduğu Linnean Cemiyeti'nin çok geniş çapta kabul görmekte olan Biological Journal of the Linnean Society dergisinde çıkmış bir makaleye bakalım. Makalede Türkiye'de yaşamakta olan Spalax (bir cins köstebek faresi) cinsine ait 2 türün evrimsel süreçte birbirinden nasıl farklılaştığı ve eskiden tek bir türken, iki ayrı türe evrimleştikleri incelenmektedir. Bunu yapmak için genlerdeki farklılaşmalar ve çokbiçimlilikler takip edilmiştir. Bu analizler, bu iki türün tek bir türden farklılaşarak evrimleştiğini ortaya koymaktadır. Tabii, bu çok saygıdeğer hocalarımız evrimi bir farenin bir kuşa dönüşüp uçması, bir yılanın bir ayıya dönüşüp balık avlaması, bir atın bir denizatına dönüşüp sulara girmesi gibi hayal ettikleri için, bilimde evrimleşmenin ne demek olduğunu anlayamamaktadırlar. Sanıyoruz ki bu tip bilim dışı sempozyumlara katılmayı kabul etme sebepleri de, bu hayallerindeki evrim tanımından kaynaklanmaktadır.

Bir başka makaleye bakalım. Bu defa, geçtiğimiz günlerde Beyaz TV'deki Evrim Tartışması'na çıkarak biyoloji bilgisiyle ve Evrim Kuramı'na hakimiyeti ile bizleri büyülemiş (!) olan Prof. Dr. Turan Güven'in "pek de matah" bulmadığı Nature gibi meşhur olan Evolution isimli dergide, 1971 yılında çıkmış bir makale bu. Makale, "Evrimin ışığı olmaksızın Biyoloji'de hiçbir şeyin anlamı yoktur." sözüyle Evrimsel Biyoloji'nin önemini vurgulayan, bilime yaptığı katkılardan ötürü Ulusal Bilim Ödülü, Franklin Madalyası gibi ödüllere layık görülmüş Prof. Dr. Theodosius Dobzhansky tarafından yazılmıştır. İnceledikleriDrosophila paulistorum isimli bir canlıdır ve bu canlı grubunun altında, günümüzde türleşmeye devam eden, gözlerimizin önünde evrimleşmekte olan 6 alt türdür. Alt tür tanımını bir önceki yazımda yapmıştım.Bu canlılar üzerinde yapılan araştırmalar, birbirlerinden morfolojik, davranışsal, genetik olarak tamamen farklı olan 6 alt türün, tek bir türden türleştiğini ortaya koymakta ve türleşme nedenlerini anlatmaktadır. Yine, zaten modern bilimin açıkladığı gibi, bu türler bir sinekken bir anda insana dönüşüp uzaya mekikler yollamamışlardır. Zaten Evrimsel Biyoloji'nin hiçbir zaman böyle iddiası olmamıştır.

Yeri gelmişken izah edelim: Türleşme, çok yavaş gerçekleşen ve evrimleşen yeni türlerin atalarına oldukça benzedikleri bir süreçtir. Ancak bu süreç, giderek uzun vadede izlenecek olursa, her seferinde oluşan yeni türlerin atalarından bir miktar farklılaşmaları sonucunda, en nihayetinde, yepyeni ve en eski atalarına hiç benzemeyen bireylerin oluştuğu görülecektir. Dolayısıyla insanın evriminden bahsederken, maymunsu bir ortak ata, asla bir anda modern insana dönüşüp kuantum mekaniğinin sırlarını çözmeye başlamamıştır. Maymunsu ortak atamızdan, insanlara giden ve şempanzelere giden kolların ayrılması 6 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Sonrasında, bu 6 milyon yıl içerisinde şempanzeler ve insanlar evrimleşmiştir. Örneğin bu uzun süreçte, insana ait 26 farklı türü net bir şekilde tanımlayabilmekteyiz. Yani 6 milyon yıl önceki ortak atamızdan, günümüzdeki insana kadar her basamakta kendi atasından biraz daha farklı 26 farklı tür yaşamıştır. Ancak bunların farklarının üst üste binmesi sonucunda, nesiller sonra, yani günümüzden 200.000 yıl kadar önce, bildiğimiz insan, yani Homo sapiens evrimleşmiştir. Evrim halen sürmektedir.

Bir diğer makaleye bakacak olursak... Yine Evolution isimli dergide 1967 yılında yayınlanan bir makalede Dr. Doskuin, Epilobium angustifolium isimli tür üzerindeki genetik mutasyonlardan kaynaklanan türleşmeyi incelemiştir. Yaptığı araştırmada, kromozomların sayıca çiftlenmesi ve ayrılamamasından kaynaklanan bir sorundan ötürü popülasyon içinde türleşmenin meydana geldiğini ve bu şekilde çok kromozomlu olan bireylerle, normal sayıda kromozoma sahip bireylerin birbiriyle çiftleşemeyerek farklılaştığını keşfetmiştir. Zaten bu izolasyondan sonra türler morfolojik (yapısal) olarak da birbirlerinden farklılaşmıştır. İşte bu, çok net bir türleşme örneğidir. Bu canlılar, aynı ortamda yaşamalarına rağmen genetik uyumsuzluktan ötürü birbirleriyle çiftleşemeyerek evrimleşmişlerdir. Fakat bu canlıların atası ortaktır ve aynı türdür. Evrimleşmeyi görmek ve kabul etmek için başka ne gerekir?

Örnekleri bu şekilde sayıca sonsuza kadar arttırmak mümkündür. Ne yazık ki bana ayrılan kısım bu kadar olduğu için, daha fazla örneği buradan veremiyorum; ancak size bu konuda onlarca örneğin yer aldığı, Evrim Ağacı isimli sayfamızın konuyla ilgili makalesinin bağlantısını vermek istiyorum:

http://goo.gl/PPNWN

Görüldüğü gibi, aslında sempozyum sadece bu ve bunun gibi bilimsel makalelerle, başlamadan bitmiştir. Burada önemli olan, doğru ve tarafsız kaynaklara ulaşmak, araştırmak ve şahsi inançlar ve düşüncelerden ötürü bilimin önüne set çekmeyecek kadar büyük olabilmektir. Acaba bu sempozyuma katılacak hocalarımız, bu makaleleri okuyup anlayabilecek olmalarına rağmen (acaba okudular mı?), bu gibi bir sempozyuma çıkıp da "Evet, türleşme yoktur. Evrim gerçek değildir. Bu makaleler hayal ürünüdür." diyebilecek kadar cüretkarlar mıdır?

Bekleyip göreceğiz.

www.evrensel.net