Hükümetin sıgınmaevi ile imtihanı

Hükümetin sıgınmaevi ile imtihanı

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadınının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından kadın sığınmaevlerinin işleyişini düzenleyen yönetmelik değiştirilerek “Kadın Konukevleri Yönetmeliği Taslağı” hazırlandı ve ilgili kamu kurumları ile beraber kadın örgütlerinin de görüşüne sunuldu.Kadı

Aylin Okutan

Kadın sığınmaevleri, şiddete maruz kalan kadınların korunması, kadınların yeni bir yaşam kurmak için güçlenmeleri, aynı zamanda kadına yönelik şiddetin önlenmesinin en önemli araçlarından biri. Bu nedenle, sığınmaevlerinin işleyişini düzenleyen yönetmelik de son derece önemli. Bu konuda yapılacak çalışmaların sonuçları milyonlarca kadını ve çocuğu olduğu kadar, bütün bir toplumu da ilgilendiriyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanun Tasarısı” çalışmalarında çok iyi bir sınav vermediğini biliyoruz. Sığınmaevleri yönetmeliği çalışmalarının da oldukça sorunlu geçeceğinin sinyalleri şimdiden görülüyor.

TASLAK BİRLİKTE HAZIRLANMADI

Yönetmelik taslağının içeriğinden önce en problemli kısmını, taslağın hazırlanma süreci oluşturuyor. Taslağın kadın örgütlerinin önüne nasıl geldiği, bu hazırlık sürecinin nasıl işlediğini de gösteriyor aslında. Bakanlık tarafından hazırlanan bir taslak, diğer kamu kurumlarına olduğu gibi, kadın örgütlerine de gönderildi ve bu taslak üzerinden görüş istendi, ayrıca Bakanlık tarafından bu taslak üzerinden değerlendirmelerin yapılacağı bir toplantı çağrısı yapılmıştı.

Oysa yönetmelik, en başından itibaren yıllardır bu alanda çalışan, deneyim biriktiren, uygulamada hangi sorunlarla karşılaşıldığını birebir yaşayarak bilen, dünyadaki diğer örnekleri de yakından takip eden kadın örgütleri ile birlikte hazırlanmalıydı. Ancak, süreçten anlaşılan odur ki, bu yönetmeliğin çıkarılmasında da acele ediliyor, dahası kadın örgütlerinin katılımı sağlanmıyor. Nitekim 242 kadın örgütünün oluşturduğu Şiddete Son Kadın Platformu bileşenleri Bakanlığın yönetmelikte yapılacak değişiklikler için yaptığı toplantı çağrısına karşılık Fatma Şahin’e gönderdikleri mektupta “Bakanlığınızca katılımcı bir yöntem olmaksızın, tek taraflı gelişen, sınırlı zamanlara sıkıştırılmış ve gerçekten muhatap alınmadığımız bu sürecin sorunlu olduğunu düşünüyor, bu yönteme itiraz ediyoruz. Şiddetle mücadele için etkin ve verimli mekanizmalar geliştirilmek isteniyorsa kadın örgütlerinin deneyim, görüş ve önerileri dikkate alınmalı. Süreç birlikte yapılandırılmak isteniyorsa, konunun tüm taraflarının ve kadın örgütlerinin davet edildiği, zaman kıskacıyla sınırlandırılmayan çalışmalar için iş birliğine hazırız. Tüm bu sebeplerle kadına yönelik şiddet alanında çalışan çok sayıda kadın örgütünün davet edildiği ve sürecin birlikte oluşturulacağı bir çalıştay ihtiyacı bulunuyor” demişlerdir.

YİNE İSİM DAYATMASI: ‘SIĞINMAEVİ’ DEĞİL, ‘KONUKEVİ’

Bakanlığın adı “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı” idi, kadın ısrarla atıldı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı oldu. Yasanın adı “Kadın ve aile bireylerinin şiddetten korunmasına dair kanun tasarısı” olsun dendi, ısrarla “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi” dendi. Şimdi bu yönetmelikle birlikte yine bir isim krizi yaşanıyor. Kadın örgütleri, sığınmaevi kelimesinin bile yeterli olmadığını, “sığınak” kavramını kullanmanın daha doğru olacağını vurgulamalarına rağmen, Bakanlık taslağında  “Kadın konukevi”nde diretiliyor. Hatırlayacak olursak, Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi yasasında da imtina ile sığınmaevlerinin adı bile geçirilmemişti. Bu alanda çalışanların neden ‘konukevi’ nin kullanılmasını istemediklerini hatırlarsak, en temel neden, kadınların bu mekanlara konuk olmak için değil, çoğu zaman can tehlikesiyle ve şiddetin her türlü olumsuz etkilerini taşıyarak geliyor olmaları. Bu nedenle konukevi, şiddetin dehşetini de gizleyen ve sığınmaevlerinin amacını da doğru ifade etmeyen bir kavram.

İşte bu nedenle de, hangi kavramın kullanıldığı salt ve basit bir ‘isim’ tartışmasından ziyade, şiddetin kaynağına ve çözümüne ilişkin politik bir bakış açısını yansıtıyor. Bakanlığın konukevinde ısrar etmesinin altında da şiddete yönelik bakış açısı yatıyor. Başbakan Erdoğan, bu yıl 8 Mart vesilesi ile yaptığı konuşmalarda bizzat bu isim meselesine değinmiş ve “Kadın sığıntı değildir. Sığınmaevi ismi yakışmıyor” diyerek kurumların isimlerinin konukevi olacağı yönündeki tercihlerini ifade etmişti. 

SONUÇ YERİNE

Hem ülkemizde hem de dünyada sığınmaevleri üzerine kadın örgütleri çokça deneyim biriktirmiştir. Bu deneyimler sonucunda da, sığınmaevleri için, üzerinde anlaşmaya varılmış temel ilkeler belirlenmiştir. Dolayısıyla hazırlanacak yeni yönetmeliğin bu temel ilkelerle uyumlu olması gerekmektedir. Ancak yönetmeliğin tamamına bakıldığında, bu konuda çokça soru işareti bulunmaktadır. Yönetmelikte sığınmaevlerinde hangi bakış açısı ile çalışılacağından, çalışacak personelin özlük haklarına, yönetmelikte sıkça vurgulanan ama açıklanmayan “Kadınların uyması gereken kurallar”dan ne kastedildiğine, sığınmaevi ve kadınlarla ilgili kararların nasıl ve hangi mekanizmalar yolu ile verileceğinden (Madde 27 ile düzenlenen disiplin kurulu ciddi problemler içermektedir) sığınmaevlerinin “denetlenmesi” konusuna çokça tartışılacak yönler mevcuttur. Bir yandan da hükümet cephesinden allanıp pullanarak önümüze konan, 7 gün 24 saat açık olacağı, şiddet gören kadınların “tek kapı”yı çalarak bütün ihtiyaçlarını karşılayacağı söylenen Şiddet İzleme ve Önleme Merkezlerine ilişkin bir düzenleme ortada yokken, bu merkezlerin bir parçası olarak işlemesi gereken sığınmaevlerine ilişkin, adını da “konukevi” diyerek düzenleme yapmaya çalışmak, baştan yanlış adım atmak anlamına geliyor. 

Yönetmelik taslağı, içeriği, kapsamı, eksikleri, yanlışları hakkında söylenecek çok söz var aslında. Ancak,  daha önce bahsedilen, kadın örgütlerinin sürece gerçekten dahil olduğu bir yöntem izlenmediği sürece, çıkarılacak bir yönetmeliğin ihtiyacı karşılayacak ve kaygıları giderecek bir yönetmelik olmayacağı çok açık. O nedenle bir an önce, işleyen sürecin değiştirilmesi, kadın örgütlerinin de yer aldığı çalıştaylar düzenlenmesi gerekiyor.


BÜTÇE NEREDE?

Yönetmelik taslağında önemli olan maddelerden biri bütçe meselesi. Kadına yönelik şiddetle ilgili bir çok çalışma bütçe yokluğuna takıldığından ve bu nedenle rafta kaldığından, kadınlara yönelik hizmetler için özel bütçeler ayrılması çok önemli bir gereklilik. Yönetmelik taslağı burada iki problem taşıyor. Taslağın 2. Maddesinde “Yönetmelik, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı kadın sığınmaevleri ile sivil toplum kuruluşları ve kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sığınmaevlerini kapsar” deniyor. Madde 50-1’de de “Kuruluşlarının işleyişiyle ilgili her türlü giderler bağlı bulunduğu kurumun bütçesinden karşılanır” deniyor. Yönetmeliğin diğer maddelerinde, sağlık giderlerinin Bakanlık bütçesinden, meslek edinme eğitimleri için giderlerin ise Bakanlık tarafından kuruluşlara aktarılacak ödenekten karşılanacağı belirtiliyor. Belediyelerin çok büyük kısmında kadın bütçelerinin bulunmadığı, dolayısıyla kadın sığınmaevi çalışmaları için özel bütçeler bulunmadığı biliniyor. Bu bütçelerin oluşturulması için özel önlemler alınmadığı sürece, bu hizmetlerin hangi bütçe ile ve ne kadar gerçekleştirileceği bir muamma olarak kalmaktadır. Ayrıca, yönetmelik, sivil toplum kuruluşlarına bağlı sığınmaevlerini de kapsadığına göre, bu sığınmaevlerinin yine kendi bütçelerini kendilerinin bulmaya çalışmaya devam edeceği anlaşılmaktadır. Oysa, kadın örgütleri tarafından kurulan sığınmaevlerinin maddi kaynakları devlet tarafından karşılanmalı, kadın örgütleri maddi kaynak aramak zorunda bırakılmamalıdır.

Basın, Bakanlığın kadına yönelik şiddetle ilgili diğer çalışmalarında olduğu gibi, sığınmaevi yönetmelik taslağı hazırlanmasına da alkışlar eşliğinde yer verdi. Basında en sık gördüğümüz başlıklar “Şiddet mağdurlarına sıkı koruma geliyor”, “Şiddet görene mobilyalı ev”, “Şiddet mağduru kadına koruma geliyor”, “Kadın Konukevinde kadın güven içinde”, “Kadın Konukevi gizli olacak”… Haberlerin içeriğine şöyle bir göz attığımızda ise, sığınmaevleri ile ilgili yıllardır vurgulanan en temel konular, sanki çok büyük ve önemli gelişmelermiş gibi sunuluyor.
Örneğin, kadın sığınmaevlerinin adreslerinin gizli olacağı çok yeni ve ileri bir adım gibi gösteriliyor. Benzer şekilde, nüfusu 50 bini geçen belediyelerin sığınmaevi açma zorunluluğunun yönetmelikte yer alması, sanki bu sorumluluk belediyelere yeni verilmiş gibi bir edayla veriliyor. Oysa 2005 yılından itibaren belediyelerin böyle bir yükümlülüğü zaten var. Ancak buna rağmen, bu sorumluluğun yerine getirilmesine yönelik herhangi bir yaptırım olmadığından çok az sayıda belediye bunu yerine getirmiş bulunuyor. Yönetmelik taslağında da, ya da başka herhangi bir kanunda belediyelere bir yaptırımda bulunulacağı yer almıyor. Hal böyle olunca, yönetmelikte bu zorunluluğun vurgulanmış olması tek başına bir anlam ifade etmiyor. Taslakta ek olarak, “Belediyeler sığınmaevi açma zorunluluğunu iki yıl içerisinde yerine getirir” deniliyor. Ama bunun nasıl denetleneceği ve nasıl bir yaptırım uygulanacağı hakkında herhangi bir ifade bulunmuyor.

www.evrensel.net