Anadolu’yla tanışmak Anadolu’yla barışmak

Anadolu’yla tanışmak Anadolu’yla barışmak

Kendilerini Anadolu Pop/Rock’ın devamcısı olarak nitelendiren Replikas’ın son albümü ‘Biz Burada Yok İken’ bu ay itibariyle raflardaki yerini aldı. Ada Müzik’ten çıkan albümde 1960-1970 arası yayınlanan Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Ersen ve Dadaşlar gibi Anadolu pop müziğinin öncü isi

Muzaffer Özkurt - Devrim Büyükacaroğlu

Çıkardıkları albümle kendi öncüleri ve ustaları olarak gördükleri bu isimlere bir ‘saygı duruşu’nda bulunan Replikas, sadece bir aktarım yapmıyor. Bu parçaları kendi dillerinde yorumlayıp, ‘Replikasça’ dinleyiciye sunuyor.

Sürekli yeniyi bulma yolunda ilerleyen Replikas, bu yolculuğunu Anadolu’yla tanışmak ve Anadolu’yla barışmak olarak nitelendiriyor. Müziklerini baskıcı ve piyasacı müziğe başkaldırı olarak da gören grup, bu topraklara ait tüm tınıları müziklerini içine alırken, günlük yaşamın kaosu ve gürültüsünü de dışarıda bırakmıyor.

‘Biz Burada Yok İken’ isimli son albümlerinin tanıtım konseriyle Replikas, bu gece saat 22.30’da İKSV Salon’da olacak.

Ustalara saygı düşüncesiyle yola çıkmış bir albüm var elimizde. Anadolu popu yaratanların müziğinize etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tavır olarak Anadolu pop, yurtdışındaki poplardan, Anglasakson ya da Amerika Rock’ından farklı. Bizim de başından beri kendi müziğimizi oluşturma ve ana akıma karşı böyle bir kişilikle durma derdimiz var. Anadolu Rock bize bu tavır anlamında; kendi kültürümüzdeki türkülerin nasıl yorumlanacağı ve nasıl daha çağdaş düzenlemeler yapılabileceğine ilişkin ciddi ipuçları verdi. Ayrıca halk edebiyatıyla, deyişlerle ilgilenmeye başladık. Bütün bu otantik kaynaklara inmemize imkan tanıdı, köprü oldu...

Bu dönem tam darbe öncesi kültürel zenginliği de yansıtıyor. Ondan önce gelen ve biraz zoraki koşullarla batılılaşma ekolüne de bir yanıt olduğu için; protest tavrıyla da hoşumuza giden bir dönem.

Özgünlüğü ile öne çıkan bir grupsunuz. Eski şarkıları yeniden söylediğiniz bu albümde Replikasça olan nedir?

Şarkıların seçimleri öncelikle… Bir şey katamayacağımız şarkıları seçmedik. Hem biraz geri planda kalmış ama müzik olarak çok değerli şeyleri ortaya çıkarmak, hem de bizden de bir şey eklemek istedik. Aslında bunu onlardan aldığımızı geri vermek gibi düşünüyoruz.

DARBE OLMASAYDI O DÖNEMİN KALİTESİ BUGÜNLERE TAŞINIRDI

Anadolu Pop’un ‘60’ların sonunda başlayıp kısa süre sonra bitmesi moda olarak yorumlanabilir mi?

O müziği sonlandıran, kültürel yozlaşmayı sağlayan darbe süreci söz konusu. O döneme dair her şeye çizilmiş çizgi var. Bir çok müzisyen ülkeyi terk etti, gruplar dağıldı. Darbe olmasaydı bu devinim devam eder, o dönemin kalitesi bugünlere taşınırdı. O kuşak için de her halde yetiştiği doğduğu yerden kopup sonra da onunla barışma gibi bir şey aslında Anadolu Pop hikayesi. Bunlar hep yabancı Avrupa, Amerika kaynaklı müziklerle beslenmiş ve aslında böyle hayatlar yaşamış insanlar. Sonra aslında bu ülkenin kültürüne dahil olduklarını anlayıp buna göre davranmaya karar vermiş bir kuşak.

Biz de tamamen Avrupa kaynaklı müzikler dinlemiş bir grubuz. Bizim için de böyle bir noktaya gelmek söz konusu oldu. Bir şekilde doğduğu yerle barışma, aslında neredeyse geç de olsa bir tanışmaydı.

TÜRKÜYÜ BAŞKA BİR KÜLTÜRE TERCÜME ETME DERDİMİZ YOK

Halkın kendisi zaten bu türküleri dinliyor. Alıyor bağlamayı çalıyor. Biz bunu çağdaşlaştırmak, batılı enstrümanlarla düzenlemekten bahsediyoruz. Bu ‘orası’ için ne ifade eder. Yoksa kentlerde yaşayan insanların duygularına seslenen bir türden mi bahsediyoruz?
Çok içgüdüsel bir şey aslında. Eğer siz kendinizi bir takım kalıplar içinde düşünecek olursanız yapacağınız müzik belirli kalıplar içine hapsoluyor. Bir de biz bunun ruhuyla iletişim kurma, daha doğrusu esinlenmek gibi bir durum içindeyiz. Bizim bunu başka bir kültüre tercüme etmek gibi bir niyetimiz yok. Ya da Anadolu popun yaptığı buysa bu çok önemli ve anlamlı değil. Türk müziğini batı armonisiyle birleştirmeliyiz, gibi gayet gereksiz bir ideal peşinde değiliz.

Böyle düşünenler var ama değil mi?

Ama bu yanlış bir şey. Modern Folk Üçlüsü’nün bir plağı var, bayağı ciddi manifesto var. “Atamızın gösterdiği yolda yürüyoruz” gibi... 19. Yüzyılda Avrupa’da da çok yapılmış bir şey bu.
Zorunluluk ya da bir tercüme olayına gerek olduğunu sanmıyoruz. Yanlış çünkü... O başka bir ruh hali, başka bir gelenek. Teknik bir meseleyle ruhunu taşımak mümkün değil. Ama ruhundan bir şekilde ilham almak mümkün. Bir de o dönemin amatör heyecanı var; dolayısıyla yaratıcı ve üretken bir dönem. O dönem bu açıdan da bizi etkiliyor.

BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI ÇİZEN BİR GRUP DEĞİLİZ

Kendi müziğinizi tarif ederken beğendiğiniz her sesi içine alabilecek bir rahatlıkta ve öz güvenle yaklaşıyorsunuz...

Her seferinde bütün bildiklerimize format atıp yeniden başlamak gibi... Klişe bir laf gibi ama; bir takım formüllere başvurmamaya çalışıyoruz. Stratejik beş yıllık kalkınma planı çizen bir grup değiliz. Sürekli değişim ihtiyacı duyan sürekli gelişim arzusunu barındıran bir karakteri var yaptığımız müziğin.

Hep çevresel seslere duyarlı olmaktan, farkında olmaktan bahsedilir. İstanbul’daki o kaotik yapı, o sesler hayatımızın her tarafından var. Gürültünün örneğin bir form dahilinde ya da formsuz olarak ses olarak kullanılması mümkün oluyor. Diğer disiplinlerle de ilgisi olan bir topluluk Replikas. Sinemadan resme, her sanattan beslenen bir grup. O açıklığı getiren biraz da bu oluyor.

İstanbul müziği olarak tanımlayan da çok müziğinizi. İstanbul’un kendi değişimine kapılan bir tarafı var mı müziğinizin?

Yani İstanbul’un etkisi hem iyi hem kötü olabiliyor. Olumluluk olarak sürekli sürprizler ve değişim içindesin. Bizim müziğimize de böyle tetikte olma duygusunu getiriyor.
Müziğimiz tek düze huzurlu bir şehirde ortaya çıkabilecek bir müzik değil. Arızalar, huzursuzluklar var. Pavyonun yanından geçtiğimizde duyduğumuz elektro saz sesi, o çiğlik çok hoşumuza gidiyordu mesela. O çiğliği müziğimizin içinde kullanmaya başlıyorduk.

Anadolu Pop’un bir tür ‘halkla buluşma’ niyetini de taşıdığını konuştuk ya… Sizin açınızdan fiziksel olarak da böylesi bir niyet var mı?

O dönemle kıyaslıyoruz ya o dönemden çok geri olduğumuz bir başka konu İstanbul dışında çok konser verme meselesi bizim gibi bir ekip için. Mesela Erkin Koray’ın Nazilli’deki konserini dinleyip “neler oluyormuş” diyoruz. Bugün olsa bayıla bayıla gideriz.
Böyle olsa toplumun bir yere gittiğini, bu müziğe sahip çıktığını görürüz. Şu anda büyük sponsorlar adı altında, bir takım organizasyonlarla oluyor. Bu müziğin İstanbul dışında da dinleyicisine ulaşması gerektiğini düşünüyoruz. Bu olursa belki yine kültürel bir devrime dönüşebilir yeniden. (İstanbul/EVRENSEL)


İNSANLAR KAPAKTA BİZİ GÖRÜP NE YAPACAK!

Kapakta isimlerinizi yazma ihtiyacı duymuyorsunuz, müziği öne çıkarmak istiyorsunuz… Ama kapak meselesi var, onlar hep afili oluyor.

Biz yarattığımız dünyanın görsel karşılığını da çok önemsiyoruz. Hep boşluk vardır. Sana keşfedecek bir alan bırakır. Müziğimizde buna dikkat ediyoruz. Aynı ögenin kapakta da çağrıştırılmasına dikkat ediyoruz. Kapaklarda hiç bizim resmimiz yok mesela. İnsanlar bizi görüp ne yapacak? Eline CD ulaşanların da kendilerini kıymetli hissedecekleri bir şey olması bizim için önemli. Albüm o insan elindeyken, belki onunla el eleyiz.

FOTOĞRAF ÇEKİLİRKEN KİM ÖNDE DİYE BAKMIYORUZ

Ticari bir kaygı gütmeme hali ve grupta bir hiyerarşi olmaması hali arasında nasıl bir ilişki var?

Popüler müziğin de rock müziğin de kendi içinde bir organize oluşu var. Bir rock star ve etrafındakiler gibi. Seyirciyle ilişkileri de böyle. Ticari ilişki de buna göre kuruluyor. Biz bunun dışındayız. Müzikal olarak nasıl dışındaysak sahnede duruş olarak kendi içimizde bir hiyerarşi olmamasıyla da bunun dışında duruyoruz. Fotoğraf çekilirken bile öyle geçiyoruz; kim önde kim arkada diye bakmıyoruz. Müziği sunmayı tercih ediyoruz.

BİLİNÇLİ OLMASA DA MİLLİYETÇİYDİLER

Anadolu popçular sadece Türkçe söyledi bildiğimiz kadarıyla… Oysa Anadolu’da pek çok dil, lehçe, ağız var… Bu durumu bir problem olarak görüyor musunuz?

O zaman yapılmamış. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine bağlı bir kuşak ve son derece milliyetçi. Bilinçli olmasa da milliyetçi. Aslında grupların çoğu solcu olarak adlandırılıyor ama öyle bir idealle büyüdükleri için böyle bir durum var. Şimdi türkülerin yeniden yorumlaması yapılsa her halde daha doğrusu bunları da katmak olurdu. Kürtçe olan bir türküyü Türkçeye çevirmek yerine öyle söylemek gerekir.

www.evrensel.net