Geçmişten bugüne İslamcı, Demokrat ve Nazi uluslararası birlikleri

Geçmişten bugüne İslamcı, Demokrat ve Nazi uluslararası birlikleri

James PETRAS

5 kıta ve 86 ülkeden 30 bini aşkın savaşçıyı, Irak ve Suriye’de bünyesinde toplayan IŞİD, uluslararası birlikler içerisinde bir cazibe merkezine dönüştü.

Uluslararası birlikler, küresel bir hareketin parçası olsa da gönüllülerin çoğu Ortadoğu, Mağripler, Batı Avrupa, Rusya ve Orta Asya’daki  2 düzine ülkeden geliyor.

İslamcı uluslararası savaşçıların çoğu maaşlı ve IŞİD’in hakimiyetindeki bölgelerde güvenlik gücü görevi görüyorlar.

Bu makalede İslamcı uluslararası savaşçıların örgütlere katılımındaki ana kaynakları ve bağlılıklarının altında yatan nedenleri saptayacağız. Ayrıca IŞİD’in uluslararası savaşçılarıyla, 1930’larda faşistlere karşı İspanya Cumhuriyeti saflarında savaşan uluslararası tugayları, 1940’larda SSCB’ye karşı savaşan uluslararası faşist/Nazi birlikleri ve 1970’lerde Somoza diktatörlüğüne karşı Sandinist devrime katılan demokratik uluslararası savaşçıları kıyaslayacağız ve farklarını ortaya koyacağız.

IŞİD’İ GEÇMİŞTEKİ ULUSLARARASI BİRLİKLERLE KARŞILAŞTIRMAK

Siyasi öz ve tarz bakımından IŞİD ‘gönüllüleri’ en çok Nazi savaşçılarla benzeşiyor. Her ikisi de, Nazilerin SSCB’yi işgali sırasında, işgalciyle işbirliği yapan Ukraynalı gönüllülerin örneğinde olduğu gibi “Allahsız ateizm ve komünizm”e karşı bağnaz milliyetçilik ve dini birleştirerek kullanıyor. IŞİD, laik Suriye ve batılılaşan Irak’a karşı saldırılarında benzer sloganlardan yararlanıyor. Geçmişte Hitler Almanya’sı bugünse Suudi Arabistan, ABD ve Türkiye örneklerinde görüldüğü üzere, Nazi gönüllüleri de IŞİD savaşçıları da yerleşik sağcı rejimler tarafından finanse ediliyor.

Bunun aksine, İspanya Cumhuriyeti’nin yanında savaşan uluslararası tugayların çoğu seküler demokratlar, sosyalistler ve komünistlerden oluşuyordu. Bunlar, SSCB’den bir miktar silah yardımı ve kapitalist Batı demokrasileri içerisindeki solcu şahıs ya da örgütlerden sınırlı bir mali destek almıştı.

Somoza diktatörlüğüne karşı Sandinist mücadeleye katılmak üzere Nikaragua’ya gelen enternasyonalistler ise az sayıdaki Avrupalı ve Kuzey Amerikalıları saymazsak çoğunlukla Latin Amerikalılardı. Gönüllülerin çoğu Orta Amerikalılar (El Salvador, Panama ve Kosta Rika) ve Şili, Arjantin, Uruguay’daki acımasız askeri darbelerden kaçan siyasi mültecilerdi. Nikaragua’daki durum, antiemperyalist, demokrat, sosyalist ve kurtuluş teolojisi taraftarlarını, toprağa, zenginliğe ve iktidara tek başına el koyan, ABD destekli oligarşik diktatörlüğe karşı bir araya getirmişti.

IŞİD gibi Sandinistler de ABD hakimiyetine karşı çıkıyordu ancak taktikleri, müttefikleri ve stratejik hedefleri bakımından onlardan açık bir şekilde ayrılıyordu. Nikaragua’daki uluslararası gönüllüler sosyalist Küba’yla yakın bağları olan seküler, demokratik sosyalist bir hükümet kurulması için çalışıyordu. IŞİD ise Suudi Arabistan’daki teokratik mutlak monarşi ve Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter İslamcı rejimiyle ideolojik ve ekonomik ilişki içerisinde.

IŞİD’in uluslararası savaşçıları, hakimiyetlerini güçlendirmek için yaygın terör, kitlesel katliam ve ele geçirilen bölgelerde tarihi ve sembolik alanların yıkımına başvuruyor. Ukrayna ve Baltık devletlerindeki Nazi destekçileri de benzer şekilde bir terör rejimi uyguladı ve sendika, kooperatif, Yahudi ve solcu örgütlerin üyelerini öldürdü.

Nazi işbirlikçileriyle İslamcı gönüllüler arasındaki en büyük fark eylem bölgelerinde. Nazi savaşçıların çoğu cumhuriyetçi, demokrat, komünist düşmanlarına karşı ülke dışında terörist aktivitelere katılırken IŞİD’li gönüllüler kendi ülkeleriyle Irak ve Suriye arasında yer değiştirebiliyor. Bir çalışmaya göre Avrupalı cihatçıların yüzde 39’u ülkelerine geri döndü. Çoğu, İslamcı silahlı savaşı desteklemeye ve uygulamaya devam ediyor. Bunun aksine  İspanya ve Nikaragua’daki enternasyonalistler, kendi ülkelerine döndüklerinde eğer mümkünse seçimler ya da halk hareketleri yoluyla, El Salvador’daki gibi zorunda kalındığında ise silahlı mücadeleyle, demokratik ve sosyalist siyasette yer almayı sürdürdüler.

Özetle, 20. yüzyılın ilk dönemlerinde uluslararası savaşçılar, sol ve sağın; Hitlerci faşizmle, sosyalist hareketlerin arasındaki ayrımı yansıtırken, bugünse sol enternasyonalizm düşüşte ve sağcı İslamcı uluslararası savaşçılık yükselişte.

Son çalışmalara göre 2014’le 2015 arasında IŞİD savaşçılarının sayısı iki katına çıktı. Ocak-Haziran 2015 arasında 30 bini aşkın kişi, IŞİD’e katıldı. Bir yıl önce bu rakam 12 bindi. (Independent 8 Aralık 2015)

IŞİD’İN BÜYÜME MERKEZLERİ

Geçtiğimiz yıldan bu yana Batı Avrupa’dan gelen IŞİD savaşçılarının sayısı 2 katına çıktı ve 5 bin rakamına ulaştı. (Kuzey Amerika’dan gelenlerin sayısı ise 280) Rusya ve Orta Asya’dan gelen IŞİD’lilerin sayısı yüzde 300 artarak 4 bin 700’e çıktı. Bunların 2 bin 500’ü Rusya kökenli(çoğunlukla Çeçen ve Dağıstanlılar), 2100’ü ise Türk ve Kazak.

IŞİD’in ana büyüme merkezleri Ortadoğu’da. 8 bin 240 savaşçı Suriye ve Irak’taki terörist orduya katıldı. Diğer “sıcak nokta”lar ise 2 bin 500 Suudi katılımıyla Körfez ülkeleri ve Mağripler. Buradan çoğunluğu Tunuslu 6 bin cihatçı geldi.

IŞİD’in uluslararası savaşçıları ABD, AB ve Rusya’nın askeri müdahalesiyle doğru orantıda yükseliyor. Din, etnisite, sınıf, emperyalizm ya da para kazanma arzusu... IŞİD’e katılım gerekçesi her ülkeye göre farklılık gösteriyor ve tek bir sebebe indirgenemez.

IŞİD, gittikçe kötüleşen dünyada öfke sahipleri için bir mıknatısa dönüşmüş durumda. Baskın Batılı ülkelerin şiddeti, geniş bir kesimde tepkiyi provoke ediyor. Batıya karşı IŞİD savaşı, bir yönüyle Suudi milyarderlerin vekalet ettiği cihatla, Avrupa gettolarının az eğitimli, yeraltı savaşçılarının birlikteliği durumunda.

IŞİD, tek bir emirin altında, katı bir hiyerarşik yapı ve ileri teknoloji sosyal medyanın sofistike kullanımı aracılığıyla iletişime geçen, köktendinci bir ideoloji sayesinde birbirine bağlanan ulusal ve çok uluslu bir ordu. Çeşitli ve belli ki birbirine karşıt güçlerden ekonomik destek sağlıyor. Türkiye ve İsrail’e petrol satışından elde edilen gelir, Şii ve seküler rejim ve hareketlerle savaş halindeki Suudi rejiminden gelen milyarlar; Beşar Esad’ı düşürerek Suriye’de rejim değişikliği arayan ABD ve AB’den gelen silahlar...

IŞİD VE WASHINGTON’UN ‘60 KOALİSYONU’

Washington’un IŞİD’e karşı 60 hükümetlik bir koalisyona öncülük ettiği iddiası epey sorunlu çünkü pratikte IŞİD’le çalışan rejimlerin sözlü taahhütlerine dayanıyor. Dahası, ABD’nin önemli “müttefik”lerinin birçoğu için IŞİD’e karşı savaş, başka askeri-siyasi öncelikler için bir bahaneden ibaret.

Bunun en önemli örneği, IŞİD’e karşı savaş adı altında Suriye ve Kuzey Irak’ta seküler Kürtleri bombalayan Türkiye. Ankara, IŞİD’e savaşçı, silah, eğitim, mali yardım ve barınak sağlıyor. Erdoğan’ın Suriye’deki Türkmen vekilleri Esad hükümetine karşı olduğu kadar Kürtlere karşı da savaşıyor.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, IŞİD’e karşı ABD koalisyonunun üyesi olduklarını iddia ederken aynı zamanda IŞİD ve diğer cihatçı gruplara Irak’ta Şii rejimi, Suriye’de laik hükümeti, Yemen’de Husi hareketini devirmesi için ‘gönüllü asker’, para, dini ideoloji ve silah sağlıyor.

IŞİD’e ve İslamcı terörizme karşı olduğunu iddia eden İsrail, Suriye’deki güney sınır hattında IŞİD savaşçılarına tıbbi yardım sağlıyor ve IŞİD’e karşı mücadele eden Suriye ordusu askerlerini bombalıyor.

Hepsinden kötüsü, IŞİD silahlarının çoğunluğu, ister kaçan Irak ordusundan ele geçirilmiş olsun, ister sözde “Ilımlı muhaliflerden” direkt olarak alınsın, ABD’den geliyor. Bu gruplar ABD silahlarını ya satıyor ya da IŞİD’e teslim ediyor.

Nazilerin uluslararası savaşçıları gibi, IŞİD’lilerin de, karşılıklı manipülasyon oyunu dahilinde sahte savaşlar yürüten güçlü destekçi devletleri var. Suudiler, kendi krallıklarını muhafaza edebilmek için yerli cihatçılarını Suriye ve Irak’a ihraç etti. ABD ve AB, IŞİD’lilerin Beşar Esad hükümetini devirmesi için Suriye’ye gitmesine izin verdi ve sonrasında da dönenlerin terörizm bağlantılarını kullanarak kendi polis devletlerini güçlendirdi. Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde özerk bir Kürt devletinin oluşmasını engellemek ve güney sınırını Suriye topraklarını ilhak ederek genişletmek için IŞİD’i destekledi.

Şam hükümeti tarafından IŞİD’e karşı savaşmak üzere Suriye’ye davet edilen Rusya, İran ve Hizbullah, IŞİD’le savaş konusunda ciddi. IŞİD’in Suriye’yi fethi halinde, ülkenin, teröristler için kendi ülkelerine yönelik bir atış rampasına dönüşmesinden korkuyorlar.  IŞİD içerisindeki Çeçen ve Dağıstanlı savaşçılar, silah, eğitim ve mali desteğe sahipler, aynı zamanda ülkelerine dönüp Suriye ve Irak’ta öğrendiklerini uygulama konusunda da kararlılar.

Türkiye’nin Rusya’ya karşı agresif tutumu ve saldırısı –Türkiye’ye giden IŞİD petrol konvoylarını ve Türkmen savaşçıları vuran Rus jetinin düşürülmesi dahil- IŞİD’le olan güçlü bağlarının bir göstergesidir.

SONUÇ

IŞİD’den ilham alan, onun öncülüğündeki resmi ve gayri resmi uluslararası İslamcı aşırılıkçı örgütler, 5 kıtadan, onlarca ülkeden binlerce gönüllüyü etkilemiş durumda. Bu uluslararası birlikler sadece dine değil bireysel, siyasi ve mali gerekçelere de dayanıyor. ‘Gönüllü asker’lerden pek çoğu ülkelerine geri dönüp savaşmak amacıyla Suriye ve Irak’a giderek güvenli bir şekilde eğitim alıyor. Güçleri ne kadar kalabalık olduklarına ya da bağlılıklarına değil bölgedeki ve dünyadaki büyük güçlerden aldıkları desteğe dayanıyor. Türkiye olmasaydı, Suriye’ye giremezlerdi, Erdoğan bağlantısıyla petrol satmasalardı maaş ödeyemezlerdi, silah alamazlardı. ‘Gönüllü asker’ler, Irak’taki silah depolarından ya da Suriye’deki ‘ılımlı muhalif’lerden ABD silahlarını ele geçirmese savaş sahasında ilerleyemezdi. Yaralı IŞİD’liler, İsrail tarafından tedavi edilmeseydi, savaşa geri dönemezdi.

Pek çok IŞİD’li, eğer Suudiler maaşlarını ödemese ve silahlarını almasa Vahhabi aşırılıkçılığının bayrağı altında savaşmazdı. Başka bir deyişle IŞİD’in uluslararası savaşı büyük oranda devlet destekli ve küresel&bölgesel güçlerin çıkar ve stratejik ihtiyaçlarına bağımlı.

Buna karşın İspanya Cumhuriyeti saflarında faşist Franco ve İtalya ile Almanya gibi bölgesel güçlere karşı savaşan enternasyonalistler, ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin desteğine sahip değildi.

Benzer şekilde Somoza diktatörlüğüne karşı Nikaragualı Sandinistlerle birlikte savaşan enternasyonalistler de aynı zamanda ABD başta olmak üzere büyük güçlere karşı mücadele vermişti ve Küba ile Panama’dan aldıkları  destek çok sınırlıydı.

Enternasyonalizm ve mücadelenin haklılığı büyük oranda sınıf bileşiminin karakteri, ideolojisi ve mücadelenin destekçileri tarafından belirlenir.

Halihazırdaki IŞİD öncülüğündeki hareket, bölgesel ve küresel emperyal güçlerin, bağımsız hükümetleri devirmek, bağımlı rejimler yaratmak, ekonomik kaynaklara el koymak ve topraklarını genişleterek Rusya, İran, Çin gibi rakiplerini kuşatacak askeri üsler kurmak dahil kendi emperyal hedefleri için desteklenmektedir ve uluslararası gönüllüler de bu amacın kurşun askeri olarak kullanılmaktadır.

Globalresearch.ca’dan kısaltarak çeviren Mithat Fabian SÖZMEN

www.evrensel.net
ETİKETLER James PetrasIŞİD