Türkçe: Pekiyi

Türkçe: Pekiyi

İstanbul Film Festivali kapsamında bugün gösterimi yapılacak olan ‘Türkçe: Pekiyi’, Kürt dilinin yasaklanışının yarattığı kuşaklar arası sıkıntıya ilişkin bir film. Birbirlerinin dilini anlamadıkları için konuşamayan nine ile torun arasındaki iletişimsizliği konu ederek, anadil yasağının somut bir sonucunu tüm yalınlı

Bekir Kaytan

Nurcan’ın yolculuğu nasıl başladı?

Nurcan anadiliyle olan uzaklığını tarif etmek için ninesiyle olan ilişkisini anlattı bana. Nurcan uzunca bir zamandır tanıdığım, arkadaş olduğum biri. Ninesiyle yaşadığı iletişim sorununun ona özgü, kişisel bir sorun olmadığının ayırdına vardığından beri, Kürtçe’nin önündeki engellerin kaldırılması için çaba harcıyor. Kendi dünyasını, ailesini bir filme açması da anadilinden kopuşun kendisi gibi pek çok insanın hayatından neler çaldığını gösterme, anlatma çabasının bir parçası.

Sizin kamerayla katılışınız nasıl oldu?

Birbirleriyle aynı dili konuşamayan nine ile torununun filmini çekmeye karar verdikten sonra, bu filmi kim için çekeceğiz tartışması yürüttük. Filmi kim için çekeceğiz sorusu nasıl bir film olacak sorusunun da yanıtını içinde barındırdığı için önemliydi. Bu soruya yanıt bulduktan sonra küçük bir ekiple Diyarbakır’a çekimlere gittik. Riskli bir yapımdı benim için. Bir ailenin yaşamına pencereden kafasını sokan bir yabancı gibi girip; istediğim, umduğum şeyleri derleyip toparlamam gerekiyordu. Etrafta neler olup bittiğini bilmeyen ninenin katkısıyla sanırım elim boş dönmedim. Bundan önceki belgesel filmim ‘Hasret’te olduğu gibi filmin yapımcılığını Sevda Bayramoğlu, kurgusunu Tunç Erenkuş üstlendi. Birbirimizin dilinden anlıyoruz, böyle olunca film yapım ve kurgu aşamaları da sorunsuz geçti.

Filmin bir yerinde Nurcan ‘Kürt olduğunu biliyorsun, fakat olmak istemiyorsun’ diyor. Bu nasıl bir duygunun ifadesi?

10 yaşındaki Nurcan adına konuşacaksak şöyle bir ruh halinden söz ediyoruz sanırım: “Kürt olduğumu biliyorum, bunun hayatımı olumsuz etkileyeceğini seziyorum. O halde Kürtçeden uzak durmalıyım”. Bunu ailesi de, çevresi de, devlet de destekliyor. Aynı soruyu bugünkü Nurcan’a sorarsanız sizi, kurucusu olduğu Diyarbakır Sosyal Araştırmalar Vakfı (DİSA)’nın anadilinde eğitim üzerine yaptığı çalışmaları paylaşarak yanıtlar. 10 yaşındaki Nurcan’ın yanıtı nasıl sadece Ona özgü bir durum değildiyse, yetişkin Nurcan’ın geldiği nokta da Ona özel değil. Yıllar geçiyor ve hepimiz öğreniyoruz.

Nineyle torunun birbirlerini hiç anlamamalarına rağmen konuşmaya çalışmalarını görünce, siz neler hissettiniz?

Bir başarı hikayesi mi, yoksa bir trajedi mi çekiyorum diye düşündüm. Etle tırnak gibi olabilecek iki insanı birbirinden bu kadar uzaklaştırdığı ve yabancılaştırdığı için Kürt dili üzerindeki baskıcı ve yasakçı politikanın başarıya ulaştığı şeklinde de okuyanlar çıkabilir bu filmi. Ama ben şöyle hissettim: nine ile torun yıkık bir köprünün iki ayağından birbirlerine seslerini duyurmaya çabalıyorlar her şeye rağmen. Bu trajedi bitsin diye... (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net