Likya yolunda Şaman tapınakları

Likya yolunda Şaman tapınakları

Ayşe TAŞKIRAN

Geçen haftadan devam

Elmalı’da üçüncü günüm. Dantel perdeden süzülen günün ilk ışığıyla uyanıp, kendimi tahta sandalyeli meydan kahvesine atıyorum. Temmuz sıcağını mavi çam ağacının gölgesinde geçirerek, yola çıkmak için akşam serinini bekliyoruz. Ünsal Amca (Özçakır) “Bugün sana gerçek bir Likya yolu göstereceğim” diyor. Doyumsuz sohbetlerden sonra güneş yorulup ufuğa çekilince bir taksiye atlayıp Elmalı’nın sırtını dayadığı tepeye çıkıyoruz.  

NALDÖKEN YOLU ADINI HAK EDİYOR

Yürüyerek devam ettiğimiz toprak yolda birkaç yüz metre sonra akşam güneşi uzun gölgelerimizi muhteşem Likya yolunun üzerine düşürüyor. İki sıra taşla topraktan yükselen, yaklaşık 2,5 metre genişliğinde bir sanat eseri. Özgün halinde taşların üzerleri moloz ve toprakla kaplıymış. Yüz yıllardır aşına aşına toprak gitmiş ve geriye kalan sivri taşların at nallarını tahrip etmeleri nedeniyle yolun bu kısmına Naldöken adı verilmiş. Yapımının Persler tarafından desteklendiğini, inşasında Likya’lıların, göçmen Türk kavimlerinin, ve diğer ulusların çalışmış olabileceğini söylüyor Ünsal Amca. 

Yol bir bıçakla kesilmiş gibi aniden başlıyor. Yakınlarda yaşayan bir çobandan, yol taşlarının civardaki mezar ve duvar yapımlarında kullanmak için söküldüğünü üzülerek öğreniyoruz. Kültürel mirası korumanın kolluk kuvvetleriyle değil bizzat halkın bilgilendirilmesi ve sahip çıkmasıyla gerçekleşebileceğini hatırlatan güzel bir örnek. 

Bu yolun birçok köye uğrayarak sahile kadar uzanan yol ağının bir parcası olduğunu öğreniyorum. Bu taşların üzerinde bir gün sahile kadar yürüme fikrini zihnimin bir köşesine yerleştiriyorum ve kendimizi Pıynar (Meşe) ormanının ellerine bırakıyoruz.

PIYNAR ORMANINDA ‘GÖZEK’LER

Orman, 2500 metreden bize bakan bir tepenin eteğindeki taşlı arazide kimbilir kaç yüz yıllık pıynar ağaçları ile süslenmiş. Çevredeki keçi çobanlarının en gözde otlağı. Gözlerimizi Ünsal Amca’nın yıllar önce rastladığı taş yığınlarını görmeye ayarlayıp, üç kişi üç ayrı yöne yürüyoruz. Çok geçmeden ilk müjde geliyor; “Bir tanesi burada!” Daha güzel bir noktaya yapılamazdı diye geçiyor içimden. Bir yüzünü sivri kayaya, diğerini yeşil ovaya çevirmiş. 

Yaklaşık 50 cm çapında doğal taşların, hiçbir bağlayıcı madde olmadan üst üste konulmasıyla yapılmış 1.5-2.0 m yüksekliğinde, 1.5 m çapında bir taş yığını, bir abide. Taş aralarına, yumruk büyüklüğünde, kolayca alınıp geri konulabilen ve yapısal işlevi olmayan küçük taşlar da yerleştirilmiş. Ünsal Amca küçük taşların ayin sırasında büyük taşlara vurarak ses çıkarmak için kullanılmış olabileceğini söylüyor.  
Günümüz çobanları Gözek diyor bu taş yığınlarına. Bu ormanın eski bir avlanma alanı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu kelime takip etmek ve gözetlemek anlamına gelebilir. 

Ağaçlarla dolu kayalık bir ortamda taş yığınının etrafında düzlük olması ilginç. İnsanların ibadet etmeleri için düzgün bir zemin yaratılmış, ya da özellikle düz bir alan seçilmiş olmalı. Bu sihirli coğrafyanın sessisliğini içimize çekip birkaç dakika hiç konuşmadan burada kim bilir nasıl ayinler, sunular, törenler yapılmış olabileceğini hayal ediyoruz. 

YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN BİR UZANTISI

Ünsal Amca bu tapınakların Likya yolu ile yaşıt olduğunu, yol yapımında çalışan ve gök tanrıya inanan Asyalı göçmenler tarafından ibadet amacıyla yapıldıklarını düşünüyor. Elmalı, Yörük kültürünün yakın zamanlara kadar süren önemli göç ve konaklama noktalarından biri. Bugünkü yerleşik yaşamlarına rağmen, kışları sahil bölgelerine, yazları Elmalı yaylasına göç ederek bu geleneği sınırlı da olsa sürdürüren bir çok aile var. 

Persler’in hakimiyet altına aldıkları halkların inançlarına çok saygılı olduklarından söz ediyor Ünsal Amca. “Bu ormanlar bu tapınaklarla dolu” diye ekliyor. Ormanda yürüdükçe başka benzer taş yığınlarına da rastlıyoruz. Kimi aynı boyutta, kimi daha küçük. Bu tapınakların kullanıldıkça her gelenin bir taş eklemesiyle büyüdüklerini Moğolistan’da Şamanlarla ilgili araştırma yapan dostum Ebrar Akıncı’dan* öğreniyorum. Küçük olanlar daha kısa süreli kullanılmış ya da sonradan tahrip edilmiş olabilirler. Asya’nın birçok bölgesinde tapınak olarak kullanılan taş yığınları çok yaygınmış. Çoban kültürü ile ilişkili bu tapınaklar daha çok geçitlerde ve av bölgelerinde yapılırmış. 

YİNE YIKIM, YİNE TAHRİBAT

Etnografik örneklerden yola çıkarak bunların Şaman tapınakları (sunakları) olabileceği ve eğer sunular yapılmışsa etraflarında organik madde kalıntılarına rastlanabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu da detaylı bir arkeolojik araştırma gerektiriyor. Umudumuz, daha çok yıpranmadan bu eşsiz yapıların koruma altına alınması ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde de yer alma olasılıkları nedeniyle Türkiye çapında farkındalık oluşturulması.

Elmalı sakinleri bize bu taş yığınlarını bölgenin birçok yerinde gördüklerini söylüyorlar. Bazılarının bölgedeki bazı kutsal alan sınırları içinde koruma altında olduklarını öğreniyoruz. Görme şansımız olmasa bile korunduklarını bilmek bizi mutlu ediyor. Her eklenen taşla yerden yükseldikçe gizemleri de artan bu eserlerin sırrını çözmek, Asya kültürleri ile bağlantılarını araştırmak ve Likya kültüründeki konumlarına ışık tutmak amacıyla geniş çaplı bir araştırmaya davet ediyoruz müzeleri ve yüksek öğretim kurumlarını.
Birkaç fotoğraf çekmek için birkaç saatliğine geldiğim Elmalı’dan günler sonra ayrılıyorum. Kulaklarımda nal sesleri, dilimde leblebili sahlep tadı, gönlümde dostların sıcaklığıyla... Bir büyülü coğrafyaya, içindeki kültürlere ve insanlarına mayalanmak neymiş, şimdi anlıyorum.
 
* R. E. Akıncı, Batı Moğolistan Tsengel Tuvaları’nda Şamanizm, şaman olma ve kozmoloji ilişkisi, Doktora Tezi, Yeditepe Üniversitesi, Antropoloji Bilim Dalı, 2009.

www.evrensel.net