Demokratik Özerklik Ve İki Dilli Yaşam Üzerine

Demokratik Özerklik Ve İki Dilli Yaşam Üzerine

Son zamanlarda ülke gündemine yerleşen en önemli konular demokratik özerklik ve bölgede her gün git gide büyüyen iki dilli yaşam. Geçtiğimiz süreçte Türkiye’deki burjuva medyasının ve ülkenin egemenlerinin etkisiyle herkes önce “Kürtlerin ne istediği belli değil” dedi. Daha sonra Kürt ha

Umut Yeğin

Son zamanlarda ülke gündemine yerleşen en önemli konular demokratik özerklik ve bölgede her gün git gide büyüyen iki dilli yaşam. Geçtiğimiz süreçte Türkiye’deki burjuva medyasının ve ülkenin egemenlerinin etkisiyle herkes önce “Kürtlerin ne istediği belli değil” dedi. Daha sonra Kürt halkının “demokratik özerklik” talebini her fırsatta öne çıkarmasının ardından ise demokratik özerkliği “ülkenin bölünmesi” olarak nitelendirmeye başladılar. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bugün Kürt halkının “demokratik özerklik” olarak tanımladığı çözüm önerisinin aslında Marksizm’in “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH)”nın bir biçimi olan “yerel-bölgesel özerklik” ile önümüzde durduğunu görmekteyiz. Sovyetler Birliği’nde bu durum 1936 Sovyetler Birliği Anayasası’nda devletin yapısı bölümünde şöyle denilmektedir. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği aşağıdaki eşit Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin gönüllü birlik temelinde kurulmuş federal bir devlettir.” Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Estonya, Gürcistan, Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Rusya, Letonya, Litvanya, Moldova, Ukrayna, Özbekistan, cumhuriyetlerinden oluşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini anayasanın aynı bölümünün 17. maddesi ise “Her Birlik Cumhuriyetinin SSCB’den özgürce ayrılma hakkına sahip” olduğunu belirtmektedir. Bu birliği oluşturan federal cumhuriyetlerin altında yer alan daha az nüfusa sahip olan ve iç bölgelerde yaşadıkları için ayrılma koşuluna sahip olmayan milliyetler “özerk cumhuriyet” biçiminde yapılandırılmış, özerk cumhuriyetlerin altında kalan küçük etnik yapılar ise “özerk bölge” statüsünde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Sovyetlerde bu anayasa çerçevesinde her federatif ve özerk cumhuriyet devlet işlerinde kendi dilini kullanabiliyor, en küçük ulusal topluluklar bile kendi dilinde eğitim hakkına sahip bulunuyordu. Bugün Kürt halkının eşit haklar temelinde Türk halkıyla birlikte yaşamasının yolu da “yerel-bölgesel özerklik” yani Kürt halkının değimiyle “demokratik özerklik” tir. Buradan hareketle Kürt halkının çözüm önerisi olarak sunduğu “demokratik özerklik” ile “ülke bölünür” mü? Buna bakalım. Demokratik özerklik ile özerk olacak bölgenin, ekonomik ve toplumsal şartları, nüfusun ulusal yapısı kıstas olarak alınarak bölgede yaşayan insanların kendi öz-yönetim mekanizmalarını kurması mümkün olacaktır. Yani bu durum aslında bölünme değil, gönüllü bir birliktelik olarak yıllardır süren savaş atmosferinin son bulması demektir. Çünkü Kürt halkının bugün talep ettiği özerklik talebi üniter devletle çelişen bir talep değildir. Bu durumun İspanya ve Fransa’da örnekleri mevcuttur. Fransa, 22 bölgeden oluşan ve bu bölgelerin her birinin kendi yerel meclisi tarafından yönetildiği, İspanya ise yine Bask, Katalan, Galiçya ve Navara olmak üzere 4 özerk bölgeden oluşan devlettir. İspanya’da 1978’de kabul edilen İspanya Anayasası’nın 2. Maddesinde: “Anayasa, İspanyol ulusunun parçalanmaz birliğine, bütün İspanyolların ortak yurdunun bölünmezliğine dayanır; ulusları oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve kendi aralarında dayanışmasını tanır ve güvence altına alır” denilmektedir. Bu da bize, özerkliğin iddia edildiği gibi üniter devleti parçalayacak bir proje olamadığını göstermektedir. Özerklik, aksine yıllardır süren çözümsüzlük politikalarının sona ermesi, Türk- Kürt düşmanlığının tavan yaptığı dönemde kardeşçe yaşamayı temin edecek bir taleptir. Yaşanan tüm acılara rağmen Kürt halkının geçmişten beri süren birlikte yaşamak fikrinin bugün hala değişmemiş olması çok önemlidir. Bununla birlikte bölgede zaten var olan ve son günlerde gittikçe yayılan iki dilli hayat ise Kürt halkının yaşayış biçiminin doğalında gerçekleşen bir durumdur. İki dilli yaşam, burjuva medyası ve gerici güçlerin “iki dil ülkeyi böler” söylemlerinin aksine, Kürt halkının kendisini bu ülkeye ait hissetmesine yol açacaktır. Bugün hükümetin dilinden düşürmediği açılım, 12 Eylül anayasası ile hesaplaşma, sivil ve demokratik bir anayasa hazırlamak söylemlerinin gerçeğin yanından bile geçmediği açıkça ortadadır. Bugün ülkeyi asıl bölünmeye götüren şey AKP hükümetinin demokrasi güçleri ve Kürt halkının taleplerini yok sayıyor olmasıdır. Sonuç olarak bugün bölgede görülen tablo, yıllardır eşit haklara dayalı birlikte yaşam mücadelesi veren Kürt halkının talepleri karşılanmadığı takdirde mücadeleye devam edileceği ve Kürtlerin önümüzdeki seçimde AKP hükümetine gereken dersi verecek oluşudur.

www.evrensel.net