GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Yerel seçimler yaklaştıkça siyaset erbabının sinirleri de geriliyor anlaşılan.


    “ İlgimizi anlattığı şeylere değil, kendisine çeken söz ustalığından nefret !-Montaıgne-”
    Yerel seçimler yaklaştıkça siyaset erbabının sinirleri de geriliyor anlaşılan. Tayyip Erdoğan öfkesini medyaya yönlendirdikçe rahatlıyor. Baykal ve Bahçeli ise gergin yüz profilleri ile iktidara yüklenmenin kendilerine oy getireceğini düşünüyor olmalılar ki parti politikalarından içte ve dışta hiçbir somut öneri getirmeksizin demeçler verip duruyorlar. Ekonomik kriz, işsizlik, Ortadoğunun giderek ısınan politik ortamı, adalet mekanizmasındaki tıkanıklık henüz ilgilendirmiyor onları.
    Başbakan, aslında bir siyasi partinin genel başkanı olarak her gittiği il ve ilçede, takıntı haline getirdiği medyayı halka şikayet ediyor. Kendisini eleştiren gazeteleri okumasınlar istiyor. ”Evlerinize sokmayın “diyor. ”Yalan yazıyorlar “diyor. Oysa daha önce de yazdık, söyledik. Yalan haber için hukukumuzda yasal başvuru yolları var. Hukuk yolları işletilir. Böylelikle kamuoyu da, varsa, yalan haber yazan gazeteleri öğrenmiş olur. Yalan yazıyor iddiası ile gazete okumamayı önermeyi bir politikacıya, hele de ülke halkını kucaklama iddiasındaki bir başbakana yakışan tavır olarak görmek mümkün değil. 12 Eylül’ün mirası olarak oluşan okuma özürlü toplumumuza yapılacak büyük bir kötülüktür de bu. Başbakanın kullandığı “yandaş basın” deyimini de demokrasi içinde ayrımcılığı körükleyen, vatan cephelerini anımsatan tehlikeli bir gidişin sinyali olarak değerlendirmek olası. Ancak biz yine de böyle ürkütücü bir sonuca varmaktan kaçınmak istiyoruz. Üstelik sıkça yinelediğimiz gibi medyada bir yandaşlık söz konusu ise bunu hükümete destek veren çok sayıdaki gazete ve televizyon kuruluşlarının sermaye yapısı zaten açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Sermaye, medya, siyaset ilişkilerinin giriftliği neoliberal politikalar çerçevesinde ne yazık ki ülkenin yadsınamayacak bir olgusudur artık. Başbakan Erdoğan medya sorununu salt patronlarla ilişkileri eksenine oturtuyor. Kendisine ya da partisine yöneltilen eleştirilerden hoşlanmıyor. Medya çalışanlarının sendikal hak, sosyal güvence türünden sorunlarına eğilmekten de kaçıyor. Demokrasinin eleştiriye tahammül rejimi olduğunu unutuyor hep. Özgür basının yaşatılmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceğini de...
    Genelkurmay Başkanlığı halkla ilişkiler birimi yeni bir uygulama başlattı. Meslek etiğine uymayan yazı ve haberleri Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne ve Basın Konseyi’ne şikayet ediyor. Bizce olumlu bir adım. Ancak bu tür yazı ve haberleri cezalandırma aracı o gazetelerin akreditasyonlarının iptali olmamalı. Bu halkın bilgilenme hakkı demek olan basın özgürlüğüne aykırı bir tutumdur. Demokratik rejimlerde de kullanılan bir yöntem değildir. Şimdilerde Doğan gurubunun bir gazetesinde köşe yazarlığına soyunan Atıf Beki’nin Başbakan Erdoğan’ın sözcülüğü sırasında da gazeteler arasında ayrım yaptığına,beğenmediği gazetecilerin akreditasyonlarını iptal ettiğine tanık olmuştuk. Unutulmamalı ki basın, askeri kesimin de,siyasetçilerin de halkla arasındaki en önemli bağdır. Ve arada kimi yanlış yapanlar çıksa da gerçeği anlatmak gazeteciliğin var olma nedenlerinden başlıcasıdır. Yoksa halkımız Susurluk’tan başlayarak Ergenekon’a dek uzanan süreçteki olayları, ucu bankalara,devlet kuruluşlarına dek uzanan yolsuzlukları nasıl öğrenebilirdi.Ya siz siyasetçiler! medya olmasa kime anlatırdınız ki derdinizi. Hem, siz siyaset erbabını saatlerce ekrana taşıyarak konuşmalarına yer ayıran, sıklıkla gazetelerin ön sayfalarında görünmelerini sağlayan,dünyada başka bir medya düzeni biliyor musunuz? Ben bilmiyorum.Yanılıyorsam cahilliğime verin!
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net