MİNERVANIN BAYKUŞU

  • Herhalde insanların bir şeyleri biriktirip biriktirip patladıkları bir dem var. Adalet Ağaoğlu’nun, Taraf gazetesiyle röportajında Elif Şafak için söyledikleri bunu düşündürüyor.


    Herhalde insanların bir şeyleri biriktirip biriktirip patladıkları bir dem var.
    Adalet Ağaoğlu’nun, Taraf gazetesiyle röportajında Elif Şafak için söyledikleri bunu düşündürüyor. Fikrimin İnce Gülü, Bir Düğün Gecesi, Ölmeye Yatmak’ın yazarının, ortalıkta görünmeyi pek sevmediğini, yazın polemiklerinde adının öyle uluorta geçmediğini biliriz. Saygın bir yeri vardır Adalet Ağaoğlu’nun. Elif Şafak’ın kendisini kullandığını söylüyorsa, aynı röportajda Pınar Kür’e de “baş öğretmen tavırlı” filan gibi yakıştırmalarda bulunuyorsa, bu doğal olarak olay olur. Oldu da. Çünkü Adalet Hanım’ın laf attıkları da yazın camiasında az buz isimler değil. Bu üçlünün fotoğrafına “beni de bu kareye dahil edin” edasında başını uzatan Buket Uzuner’i de sayarsak, dört kadın yazarın birbirlerinden alıp veremedikleri ne, diye soruluyor ister istemez. Adalet Ağaoğlu neden “Bizde akşam üstü çayı demlenmez, akşam içkisi vardır; Elif Şafak bana geldiğinde ona ıhlamur ikram ettim, çay değil. Kurabiyeleri tabağa simetrik dizmedim” mealinde, incir çekirdeğini doldurmayan konuları, Şafak’ın yalancılığını ima ederek mesele yapar; neden yazarını ahlaken temiz bulmadığı için Siyah Süt romanını uzun süre okumadığını anlatır ve neden yazın dışı mevzularla bir yazarı küçük düşürmeye çalışır; şimdiye kadarki çizgisine bakıldığında sebep pek anlaşılmıyor.
    Evet, biriktirip biriktirip patlayacak deme geldiğinden olmalı.
    Daha önce de Levent Kırca’yı yeni yetme mizahçılara, en çok da “mesaj kaygısız espri”nin bu topraklardaki mucidi Cem Yılmaz’a sataşırken izlemiştik. Kırca, Yılmaz’ın mizahından çok, Ferrarisine takmış gibi gözüküyordu ama asıl sorunun o olmadığı o kadar belliydi ki. Kırca, uzunca bir dönem “Olacak O kadar” programını sürdüren, oyunları kapalı gişe oynayan bir mizah ustasıydı. Sonrasını hepimiz biliyoruz; devran değişti, toplum başka bir şeye evrildi. İçlerinde CMYLMZ’ın da olduğu birkaç stand up’çının mizah anlayışı, Kırca’nın mizahının pabucunu dama attı. Ustanın patladığı nokta, artık toplumsal bir yaraya merhem olamayan “Olacak O Kadar” kıvamındaki mizahı silip süpüren ve Kırca’nın haklı olarak sonuçlarından kaygı duyduğu yeni bir mizahın popüler kültüre yerleşmeye başladığı demdi. Mesajları insanlara artık çok kaba gelen bir mizah türünün ustasıyla, mesaj kaygısız mizahın bir numaralı ismi Cem Yılmaz arasındaki alacak verecek davası buradan çıkmıştı işte.
    Adalet Ağaoğlu’nun; doğumuyla, depresyonuyla, çocuklarıyla, Boston’daki beyin ağacı saçmalığıyla Fethullah Hocası ve kocasıyla; yazın dışı her şeyiyle gündemde olan Elif Şafak’tan hazzetmemesini, bir yazarın kıskançlığı ile açıklamak kolaycılığına ve saçmalığına düşmeyeceksek eğer, devranın nasıl değiştiğiyle ilgilenmemiz gerekiyor. Eleştirinin çoktan unutulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Elif Şafak da kitabının satışını eleştiriye değil, alanındaki en iyi ve popüler reklamcıya (Serdar Erener) bıraktı. O yüzden yazarların çekişmelerinin kökenini yazınsal gerekçelerle açıklayabilecek bir tarafsız merci yok. Bu boşlukta gemisini yüzdüren genç yazarların kendi kendilerinin basın ve halkla ilişkiler uzmanı olarak çalıştığı; kitaplarını, okumayı gereksizleştirecek kadar bir ekrandan ötekine zıplayarak satır satır anlattıkları ve özel hayatlarının gözümüze gözümüze sokulduğu bir dönemdeyiz edebiyat adına. Orhan Pamuk, Nobel ödülünü aldıktan sonra o yazarlardan biri ve önde gideni olan Şafak’ın adı telaffuz edilmişti veliaht olarak. Yıllarını edebiyata vermiş isimler değil; Leyla Erbil değil, Adalet Ağaoğlu değil. Edebiyatın Gülben Ergen’lerinin prim yaptığı günlerde yaşadığımız için kimse de bunu pek sorgulamadı.
    Eee ama bu da patlatıyor işte insanı sonuçta; ister okur olsun, ister Ağaoğlu.
    Elif Şafak akıllı kadın; Adalet Ağaoğlu’nun söylediklerine yanıt vermedi. İyi de yaptı. Ama Adalet Ağaoğlu gibi bir yazardan da biraz “bu alemin anası benim, hepiniz de çocuklarım” edasında bir Sezen Aksu tavrı beklemek fazla olmazdı gibi geliyor bana. Onun, kurabiyeleri, ıhlamurları mevzu ederken aslında edebiyatı konuşmak istediğini anlamak zor olmuyor elbette ama, eleştirmen yokluğunda edebiyatı böyle konuşmak, yaraya sadece tuz basıyor. Yanlış anlaşılıyor!
    NURAY SANCAR
    www.evrensel.net