22 Mart 2009 00:00

Murat Ünalmış: Topla tüfekle bu dava bitmez

Ben orda sadece Mamo’yu değil, bir sürü kadını ve adamı oynadım. Birinin hakkına tecavüz etmek, birinin hakkında dedikodu yapmak, birinin hayatına son vermek, birinin elinden sahip olduğu bir şeyi çalmak… Vuran Mamo değildi o pis düşüncelerdi.

Paylaş

Murat Ünalmış’la buluşmadan evvel bin bir kaygı geçiyordu aklımdan. Açıkçası, Güneşi Gördüm’ün işlediği memleket meselelerini, bugüne kadar neredeyse sadece malum “jön sorunları” ile medyanın ilgisine nazır olmuş bir aktörle konuşmak bayağı riskli gözüküyordu. Gördüm ki o da jön olarak değerlendirilmekten yakınıyor, bir ferahladım sormayın. Murat, Güneşi Gördüm’de canlandırdığı Mamo karakterine hem fizik hem ifade olarak öylesine güzel oturmuştu ki kendisinin Kürt olduğuna yemin edebilirdim, ama değilmiş. Oyunculuğuna yormalı o zaman bu canlandırma başarısını, değil mi? Güneşi Gördüm’le ilgili yapılan “cesaretli” yorumuna yakışacak bir söyleşi yapmaya çalıştık, günahı boynuma…

Güneşi Gördüm’e gelmeden bize biraz kendinden bahsetsen…
Kayserili bir anne babanın çocuğuyum, orada doğdum, orada büyüdüm. 14–15 yaşına kadar oradaydım. Ailem hala orada. İstanbul’a basketbolcu olarak geldim. 20 yaşında aktör olmak istediğime karar verdim. Aslında çocukluğumdan beri ilgim vardı oyunculuğa ama doğduğum yerde sinemayla ilgili bir şey yoktu. Bir tane sinema vardı şehirde. Hayran hayran seyrediyorduk, Cüneyt Arkın’ı, Kadir İnanır’ı, Yılmaz Güney’i… Bütün hayatını okudum Yılmaz Güney’in, hayranıyım. Babamın da desteğiyle sinema oyunculuğu okumaya başladım.

Nerede eğitim almıştın?
Akademi İstanbul’da. Eğitimimi tamamlamadan işler bana gelmeye başlamıştı. Okurken TGRT’ye Bedel diye bir dizi yapmaya başladım. Daha sonra Osman Sınav’la çalışmaya başladım. Hayat Bağları dizisinde yer aldım. Sınırlı Aşk diye bir film çektim Show TV’ye. Kurşun Yarası’nda yeraldım 30. bölümden sonra. Sinan Çetin’le çalıştım, Deli Duran dizisinde. Rahmetli Atıf Yılmaz’ın Üç Kadın dizisinde beni çok istedi, sağolsun, onunla tanışma fırsatım oldu. Sonrasında iki buçuk sene Şöhret dizisinde oynadım, bayağı tuttu o dizi.

Hep “jön kadrosunda” yer aldın, değil mi?
Bu durumdan çok rahatsızım. Bugüne kadar beni hep, yakışıklı, uzun boylu, esmer… o kadar yani. Beni bu kefeye koyan insanlara içten içe hasta oldum. Türkiye’de maalesef boyun uzun, kaşın gözün güzel mi, tamam… Kusura bakmasınlar. Hemen dizi yapalım tadında yapımcılar, yönetmenler olduğu için, taşıyamayacak insanların üzerine de o egoyu yükledikleri için, insanlar da kendini vasıf sahibi zannediyor. Biz de haliyle bu insanların yanına konuluyoruz. Bir sürü yakışıklı, eli ayağı düzgün adam var Türkiye’de, o zaman hepsinin oyuncu olması lazım. İki yıldır bu yüzden dizi kabul etmiyorum. Neden, çünkü hep Şöhret tadında diziler geliyor; zengin erkek fakir kız, fakir oğlan zengin kız…

‘Yakışıklı mısın derdin var’ diyorsun?
Bu jön kavramına da sinir oluyorum, bunun da sadece Türkiye’de olduğuna inanıyorum. Oyuncudur, jön ne demek? Oyuncu çirkin olur, güzel olur, her şeyi de oynar. Travesti oynar, dilenci oynar… Ben niye dilenciyi oynamayayım? İsmimi google’a yazmak istemiyorum. Ne çıkıyor karşıma, “haftanın yakışıklısı”, yok bilmem ne… Oysa ben dışarıda dolaşmak yerine, evimde klarnet çalmayı, beste yapmayı, kitap okumayı, senaryo yazmayı tercih ediyorum. Evimde oturmayı tercih ediyorum, neden, çünkü dışarısı sirk gibi geliyor. Herkesin oynadığı bir sirk gibi. Sadece sette yaptığımla ilgileniyorum. İnsanların beni beğenmesi umurumda değil, beni anlasınlar yeter.

Mamo karakterini nasıl karşıladın teklif edildiğinde?

Pek çok sinema teklifi geliyordu ama ben Çılgın Dersane’de falan oynamak istemiyordum, iki sene kendimi çektim. Sağolsun Mahsun abi bana inandı. Önemli bir rol teklif etti. En çok sevindiğim de oynayacağım karakterin jön olmaması oldu. Jön bir tarafa, kaba saba bir adam. Kalbi olan kaba saba biri. Üstelik Mahsun abi bana hiç karışmadı, Mamo karakterini ben kendim çizdim. Çok büyük oynamayarak, o psikopatlığı ufak ufak vererek oynadım.

Senaryoyu ilk okuduğunda ne düşündün?
Çok beğendim. İyi senaryo olmadan iyi film yapılamıyor. Türkiye’de senaryo yazılmıyor maalesef. Çok senarist arkadaşımız var ama popülariteye kaçtıkları için… Özellikle dizi senaristlerinin şöyle yaptıklarını düşünüyorum; evde oturmuşlar, laptoplarını açmışlar, yanlarına çerez, kola koymuşlar, perdeler kapalı, dünyayla alakaları yok, CNBC-e açık, öyle takılıyorlar. “Oh my god!”, “aman tanrım!”, yaz. Yahu ben Türküm, ben “aman tanrım” ifadesini kullanmıyorum, “lanet olsun” kullanmıyorum. Sen benim senaryoma niye, “lanet olsun”, “aman tanrım” yazıyorsun. Özenti özenti işler. O yüzden Türkiye’de sana teklif edilen bir senaryoyu baştan sona okuyabilmen mümkün değil.

Ailen Kayserili ama Kürt olduğunu düşünmüştüm.
Yok hayır, hiç ilgisi yok. Türküm, bir Kürdü oynamak çok heyecan verici oldu, bilmediğim bir kültür. Çok doğulu arkadaşım var, doğu aksanıyla 5 şive konuşabiliyorum. Çocukluğumdan beri gözlemlerim, Vanlı nasıl konuşur, Diyarbakırlı, Karslı…

Çekimlerden önce hiç doğuya gitmiş miydin?
Diyarbakır’a, Şanlıurfa’ya, Tunceli’ye, Bitlis’e gittim. Ama bizim gittiğimiz yer çok enteresandı. Beni etkilediği tarafı şuydu; bir ağabeyimiz vardı boşaltılmış bir köyde… Bir insan her gün evinin duvarını yapar mı ya? Yağmurdan duvar eriyor, duvar çamurdan, evinde bir halısı yok. Öyle yaşamlara şahit oldum ki çok üzgünüm.

Peki, Doğu ile daha önce ilgili zihninde oluşan imge, Mamo karakterine girdikten, çekimler için doğuda bulunduktan sonra bir değişime uğradı mı?
Şu bakımdan değişti; bir terör örgütüne mensup olmak ne olursa olsun –açlık, yokluk gibi- kötü. Ne için olursa olsun. Ama orada doğmuş büyümüş olsaydım, o boşaltılmış köylerde, benim bir psikopat olup olmayacağımı kimse garanti edemezdi, bilemiyorum.

Çok akla uzak gelmezdi yani… Orada yaşasan Kayserili bir ailenin çocuğu gibi düşünmeyebilirdin...
Kesinlikle. Bir defa gittiğinde, “aynı ülkede mi yaşıyoruz” diye düşünüyorsun. Türkiye mi ya burası? Millet aç, kıyafetler çok kötü… Biz donu-yoruz, onlar bizden kat kat daha ince giyinmişler. O çocukları öyle gördükçe üzülmemek mümkün değil.

‘Burada bir sorun var’ dedin…
Kesinlikle var. Ama o problemin içindeki insanlar da o problemin sebebi değiller. Ben şuna inanı-yorum; topla, tüfekle, savaşla, şunla, bunla bu dava bitmez. Artık ortada dava diye bir şey de yok. Öyle ki, aynı ülkede yaşıyoruz, aynı şe-kilde özgürlükler istiyoruz. Bu kavgayı sona erdirmeyen, rant elde eden birileri var, bizim anlatmak istediğimiz de buydu Güneşi Gördüm’de. Biz Kürt meselesi anlatmadık, insanlık meselesi anlattık. Ortada, varsa bir Kürt ve Türk meselesi var. İki mesele var. Aynı yerde yaşıyoruz, düşman gibi davranılıyor. Ama burada (İstanbul) öyle bir şey yok, hepimizin doğulu arkadaşı var, beraber yatıp kalktığımız. Ama oraya gittiğinde başka bir tabloyla karşılaşıyorsun. Birileri dağda, böyle bitmez bu iş…

Irkçılık özellikle genç kuşaklara muazzam pompalanı-yor… Güneşi Gördüm’ün özellikle bu tip propagandaların tesirinde kalan gençlerin içlerine işleyeceğine inanıyor musun?
Filmimiz bittiğinde sinema salonunu dolduran insanlar tarafından alkışlanıyormuş, çok enteresan. “Eyvallah” deyip gidebilirler ama durup alkışlıyorlarsa bu çok önemli. Demek ki mesajımız ulaşmış. İnsan özgürce yaşamak için doğmuştur. Güneşi Gördüm herkese eşit noktadan geçti bence. Bizim egolarımızdan kurtulmamız lazım, çok fazla ego sahibiyiz gerçekten. Bundan kurtulup açık açık bir şeylere bakmaya başlarsak, ırkçılığı mırkçılığı bir tarafa atıp, dünya insanı kategorisine koymalıyız kendimizi. Bizim ülkemizde herkes maalesef birbiri hakkında konuşuyor, bunlardan sıyrılmalıyız, kim ne yaparsa yapsın. Size ne! Kız arkadaşını sokakta öpsün, sana ne! Bunların bir bütün olduğunu düşünüyorum. Türkün, Ermeninin, Kürdün, Lazın, Çerkesin sorunu hepsi.

Filmin en etkili sahnelerinden biri Mamo’nun yeğenlerine Kürtçe ninni söylediği sahne. Söylediğin ninninin sözlerini biliyor musun?
Lori, yani uyu. Uyu uyu uyu bebeğim uyu/ Uyu uyu uyu kuzum uyu/ Uyu uyu uyu yavrum uyu. Türkçe söyleyince bu kadar etkili olmuyor ama Kürtçe söyle-nince çok duygulu. Bir de benim için şöyle bir anlamı vardı o sahnenin; benim oynadığım karakter çok keskin hatlı bir karakter olduğu için o sahnede yeğenle-rine sarılması Mamo’nun duygusal bir tarafı olduğunu ortaya çıkardı. Ekip olarak da çok etkilendik o sahnede.

Bir başka önemli sahnede yine başrolde Mamo vardı. Travesti olan kardeşini öldürerek cezalandırdığı sahne. Öldürdükten sonra kardeşinin üzerine kapandığın…
Evet, hem vuruyor hem ağlıyor. Çok enteresan. Mamo’nun Kadri’yi (kardeşi) vurup da silahı bırakana kadarki hali aslında Mamo değildi, Türkiye’nin toplumsal gerçeğiydi.

Çaresiz, öldürecekti değil mi…
Ben orda sadece Mamo’yu değil, bir sürü kadını ve adamı oynadım. Birinin hakkına tecavüz etmek, birinin hakkında dedikodu yapmak, birinin hayatına son vermek, birinin elinden sahip olduğu bir şeyi çalmak… Sokakta gördüğümüz birçok insanı canlandırmış oldum silahı bırakana kadar. Vuran Mamo değildi, o pis düşüncelerdi. Silahı bıraktıktan sonraysa o Mamo’ydu, yeğenlerine ninni söyleyen Mamo’ydu. O sahnede ben gerçekten ağladım. Mahsun abiye ekipte işi olmayanların orada bulunmamasını rica ettim, çünkü kimseye bakacak durumda değildik Cemal’le (Kadri), çok konsantre olmuştuk. Zaten kesmeden oynadık.

Eşcinsellere dönük şiddet ve yok sayma belki Kürt sorunundan daha iyi anlatılmış bence filmde. Kürt sorununu yaratan nedenler bakımından boşluklar olsa da eşcinsellerin tercihleri, nedenleri, karşılaştıkları sorunlar çok daha etraflıca, ikna edici biçimde anlatılmış.
Kadri “Allah beni böyle yarattı” diyor. O kesimden de teşekkür geldi zaten. Fragmana özellikle bu konuyla ilgili hiçbir şey koymadık. Türkiye’de aslında bu sorunları herkes görüyordu. Etrafımızda devamlı bir taciz var. Trafikte, sokakta, ilişkilerde, herkes birbirini taciz ediyor.

Çözüm nedir diye sorsam?
İnsanların tercihlerine saygı duymamız lazım. Kayserili bir Türk olarak ırkçılığı reddediyorum, Kürt kardeşlerimin yanındayım. Irkçılık çağdışı, ayrımcılık çağdışı ve kötü, filmde de bunu anlattık. Mahsun abi bunu çok güzel ortaya koydu. Artık Türkiye’de böyle şeylerin yapılması lazım.
Devrim Büyükacaroğlu
ÖNCEKİ HABER

Evrim seni yerim

SONRAKİ HABER

Barış İnce'den AA'nın haberine yanıt: Ülkeyi terk etmedim, ilk uçakla dönüyorum

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa